Svartsyn – Requiem

Merhaba.

Neredeyse on yıldır ona ait bir çöplük olduğu için (tüm elemanları ayrıldı bir noktada) artık tamamen Osnias’ın tek kişilik projesine dönüşen İsveç menşeli Svartsyn, uzun süredir takip listemde yer alıyor. Son olarak 2017 albümü In Death incelemesinde bol bol bahsettiğim üzere black metalin ikinci dalgasının pratiklerini benimsemiş, günümüzün değişikli black metal uygulamalarına pek önem göstermeyen, sert kalıp taviz vermeyen bam-gümcü bir black metal yapıyor Osnias ve özellikle In Death ile hakikaten bu türün hakkını fazla fazla verdiğini söyleyebilirim.

In Death‘i çok sevdiğim ve 2017’nin en iyi albümleri arasında gördüğüm için Requiem‘den beklentim yüksek(ti). Buna karşın nedense hem dış basında pek umursanmamasından (In Death de öyle olmuştu; bu adam ortamlarda sevilmiyor mu nedir?) hem de artık hakikaten Metalperver’de olan bitene yetişemiyor olmamdan dolayı dinlemeyi erteledim biraz. Fakat kendimi ofisten (bilgisayar koltuğu) kovup eve (kanepe) göndermeme rağmen duramayıp yeniden yeni bir şeyler dinleyeyim, bir şeyler inceleyeyim gazıyla bilgisayarın başına geçince elim direkt Svartsyn’e gitti. Bakalım In Death‘in bıraktığı yerden devam ediyor mu Osnias?

Etmiyor. Çabuk oldu, değil mi? Fakat bilenler için uzatmayıp baştan söylemekte fayda var, çünkü benim gibi In Death sayesinde beklentisini yüksek tutanlar olacaktır mutlaka (iki kişi). Yine de enseyi karatmaya gerek yok hiç, Requiem de kendi meşrebi çerçevesinde şöyle mitolojinin örsü üzerinde şeytaniliğin çekiciyle dövülmüş, jilet keskinliğinde black metale gönül verenleri fazlasıyla memnun edecek. Çünkü Osnias’ın da dediği gibi “Batı medeniyetlerinin yıkılışı ve Şeytan’ın yükselerek ebedi krallığını ilan etmesi üzerine ruhani bir yolculuk. Karanlık ve kabusumsu bir albüm,” Requiem.

Vokali mümkün olduğunca az ve öz kullanarak daha çok müziğe, onun yarattığı karanlık atmosfere odaklı Requiem. Kıyaslayacak olursam 2017’de çok daha patlayıcı, lokomotif görevi gören bir vokal kullanımı vardı ama bu defa dengeyi müziğin lehine değiştirip Svartsyn müziğine dinamizm getirmiş Osnias. O yüzden In Death‘in bıraktığı yerden devam etmiyor yani. Daha it-köpek taraflardan girip thrash dozajını yükselten Inner Demonic Rise bile ilk yarısından sonra vokalsiz, tempo bakımından olmasa da his bakımından neredeyse doom seviyesine kadar yoğunlaşan atmosferik bölümlerle ağırlık merkezinin nerede olduğunu gösteriyor. Mystery Babylon da benzer şekilde tüm süresi boyunca değişip dönüşen uyumsuz gitarlara, kalabalık bir işçilliğe sahip mesela. Little Horn‘un sonunda küçücük, ilginç bir koro bile var. Tabii vokal de vokal bu arada; kulak tırmalayan black metal çığlıklarından ziyade çok daha tok ve sert bir vokal ile tutkusunu hissettiriyor Osnias.

Gitar ve davul odağındaki (çok bahsetmedim davuldan ama birbirini tamamlayan bu ikilinin uyumu, albümün bel kemiğini oluşyuruyor) Requiem, 6 parçayla 45 dakikaya uzanmasına rağmen bütünlüklü atmosferi ve dinamik beste yapılarıyla şarkılarının uzunluğunu çok hissettirmiyor. Momentum, Requiem‘i anlamada önemli bir kavram ve sıkça çift pedal yardıran davulun bu alandaki etkisi yadsınamaz. Buna karşın yaka paça dağılmış halde, bırakın lan, tutmayın! nidalarının havada uçtuğu şuursuz, alkollü bir albüm değil. Hatta bir süredir dinlediğim en heavy black metal albümlerinden biri Requiem.

Yaklaşımındaki farklardan dolayı (biri daha serseri, öteki daha ağırbaşlı gibi düşünün işte) In Death kadar çarpmadı ama dinledikçe daha çok sevdiğimi hissediyorum açıkçası. Biraz zaman ayırmak gerekiyor ama zamanınızı hak ettiği konusunda şüphem yok. İsveç ağırlıklı, ikinci dalga black metalinin biraz daha modern şekilde ele alındığı karanlık bir albüm dinlemek istiyorsanız 2020 model Svartsyn’e göz atmanızı öneriyorum kısacası.

83/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.