Mors Principium Est – Seven

Merhaba.

Mors Principium Est’in (MPE) küllerinden doğmasını, dirilmesini sağlayan Andy Gillion’u ve onun gitar becerilerini konuşacağız bugün bol bol. Dağılmanın eşiğine gelen, kurucu elemanlarının birer birer terk ettiği Fin melodik death metal topluluğuna 2012 yılında, 5. günün şafağında arkasındaki Rohirrim ile Thrihyrne’e ulaşan Gandalf gibi yetişen Andy, ilerleyen dönemde yeni bir çağın başlangıcını kutlamadan önce, 2012 yılındaki …and Death Said Live ile adeta Mors Principium Est’in gri cübbesini üzerinden atıp beyaza geçmesini sağladı… Yalnız Ölüm’ün “Yaşa!” demesi, sonra yeni bir çağın başlaması… Yüzüklerin Efendisi analojisi için ne kadar uygun bir grupmuşsun sen ya MPE; şimdi fark ediyorum bunu. Onu geçtim, stüdyo grubuna dönmüş, orjinal üyesi kalmamış, turlamak için eleman bulmakta bile zorluklar yaşayan bir grup olarak bakınca Mors Principium Est’in hala, inatla varlığını sürdürmesi başlı başına ilham verici bir şey zaten.

Benzetme işini bir kenara bırakacak olursak, geldiği günden itibaren grubu teknik bir noktaya çekip birbirinden şık sololarla bezeli, yüksek gitar hakimiyetli bestelerle heyecanı diri tutan Andy Gillion’un MPE’i kendi grubuna dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Seven öncesinde bas-davul ikilisi de Gri Limanlar’dan kalkan son elf gemisine atlayıp (yeter değil mi bu kadar Orta Dünya muhabbeti?) terk-i diyar eyleyince geriye sadece vokalist Ville ve Andy kalmış. Grubun 2007 çıkışlı Liberation = Termination albümünde de baget sallamış Marko Tommila’dan dabul desteği aldıkları Seven‘da Andy de iyice direksiyonu ele geçirip vermiş coşkuyu kolonlara. Ville söz, prodüksiyon ve vokalde katkı sağlarken Andy de gitarlar ve orkestrasyon tarafıyla ilgilenip hatırı sayılır bir kitlenin Mors Principium Est’in en hak ettiği değer görmeyen melodik death metal grubu olduğu yönündeki görüşlerini güçlendirecek, canavar bir albüm yazmış.

Seven‘ı sevmek ve saygı duymak için öncelikle melodik death metale tepeden bakmamak, türün jenerik kabul edilen ve ipin ucu biraz kaçtı mı gerçekten sıkıcılaşabilen dinamiklerini kabullenmek gerekiyor. Melodik death metal ile bir sorununuz, ön yargınız yoksa Seven kural kitabında yazan her unsurun hakkının verildiği, katışıksız bir melodik death metal albümü olarak daha ilk şarkı A Day for Redemption‘ın ana rifinden konuyu kapatıyor zaten. Bu fikir üzerinden ilerleyen kısa orkestral açılış sonrası Andy o canavar rifi tanıtıyor ve paldır küldür dalıyoruz albüme. Bu arada bu rifin KALMAH‘ın Principle Hero parçasından ilham almış olabileceği hakkında ufak bazı komplo teorileri üretilmeye başlanmadıysa hemen şu an başlansın.

Marko – Andy iş birliğiyle ritmik açıdan güçlü bestelere sahip Seven. Sıklıkla staccato rifler ve bol dur-kalk bas davullu ritim bölümleri, yine Marko’nun kick-tom kombinasyonlu ataklarıyla dalgalanma hissini zirveye taşıyıp akıcı bir iskelet oluşturuyor. Lost in a Starless Aeon ve March to War gibi parçalarda Andy-Marko ikilisi PSYCROPTIC seviyelerine çıkıyor ritim konusunda ki bu bölümler bile MPE’in teknik açıdan nerede durduğunu anlamak için yeterli. Master of the Dead veya My Home, My Grave gibi parçalarda ise çok daha agresif ve sabit davullar üzerinde, geleneksel melodik death metal melodileriyle kuduruyoruz. Bu dengeli dağılımın hoşuma gittiğini, Andy’nin farklı teknikler ve ritim kalıplarıyla albümü zenginleştirdiğini söylemem gerek.

INSOMNIUM gibi melodik death metali melankolinin ellerine teslim etmek ve AT THE GATES gibi dört sayıp camı çerçeveyi aşağıya indirme gazıyla yaklaşmak yerine çok daha kapsayıcı bir bestecilik anlayışı ile …and Death Said Live‘den bu yana Andy’nin tür içinde ne kadar geliştiğini görmemek imkansız Seven özelinde ve bu bile albümü kıymetli kılıyor ama daha da önemlisi, her parçada anladık, iyi gitaristsin baygınlığı vermeden hem şarkıyı öne çıkarıp hem de zenginlik katan harika sololar olması bence. Favorim hala ilk parçanın solosu sanıyorum ama her şarkı ateş ediyor solo işçiliği konusunda. Gitarist müziğine bayılmayan bir insan olarak Seven sonrası koşa koşa Andy’nin solo projesine de göz atmak isteyeceğinize eminim.

Nasl Olmuş? serisi kapsamında Discord’da dinlemiştik albümü geçen haftalarda. Bu tip mevzulardan geri kalmamak için Discord’a katılmayı unumayın.

Tabii albümün gözardı edilemeyecek kadar ön planda tutulmuş bir başka özelliği de senfonik düzenlemeleri. Master of the Dead gibi epik hissiyatının, In Frozen Fields ve At the Shores of the Silver Sand ve grande finale My Home, My Grave gibi dozunda verilen melankoliyle derinliğin arttığı parçalardaki düzenlemelere bayıldıysam da bu kadar katman, bu kadar kanal derken albüm ne yazık ki çok dar bir alana sığmaya çalışıyor prodüksiyon anlamında. Üst üste binmiş kanallar birbirini eziyor ve nefes alacak alan bırakılmaması bütüne daha mekanik, daha stüdyo marifetiymiş gibi bir his yansıtarak Seven ile içsel bir bağ kurmayı güçleştiriyor. Angry Metal Guy kadar dinamik aralık diye tutturan biri değilim belki ama bir noktada WINTERSUN seviyelerine çıkıp duyduğum şeyler gerçek değilmiş gibi hissettiriyor Seven ne yazık ki. Bu arada Wintersun demişken son parça My Home, My Grave‘in açılışını dinlediğinde Jari Mäenpää ne düşünmüştür, merak etmedim desem yalan olur.

Mors Principium Est’in kadro konusundaki istikrarsızlığı ve talihsizlikleri sürse de aynı istikrarı birbirinden canavar melodik death metal albümleri üretme konusunda da sürdürdüğünü görmek güzel. Yazı boyunca hiç bahsetmediğim ve bahsedilmeye değer bulmadığım The Everlong Night parçası, başta belirttiğim şekilde melodik death metal türündeki bazı jenerik numalara eyvallah çekme ön koşulu ve prodüksiyondaki boğuculuk dışında Seven‘in bir kusurunu bulmak zor. Diskografiye dönüp kendi içinde kıyaslayınca ise Dawn of the 5th Era ile hemen hemen aynı seviyede buluyorum. Zaten ilk günlerdeki (Inhumanity, The Unborn) grup ile şu anki Mors Principium Est’i karşılaştırmak da doğru olmaz; bambaşka iki gruptan söz ediyoruz. Andy Gillion motivasyonunu kaybetmediği sürece iki-üç senede bir yeni, kaliteli bir Mors Principium Est albümü gelmeye devam edecek gibi görünüyor hala. Bu da neresinden baksanız iyi haber.

84/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Mors Principium Est – Seven

  • 7 Kasım 2020 tarihinde, saat 22:14
    Permalink

    Ben grubun Andy katıldıktan sonraki formunun hastasıyım. Melodeath olarak aradığım her şeyden fazlası benim için. Riffler, sololar, vokal tonu, epik senfonik dolgular, şarkı sözleri… Bu albüm de 10 üzerinden 10 olmuş bence. Dawn of the 5th Era zaten en beğendiğim albümleridir, bu da aynı çizgide kanımca. İyi tespit kesinlikle. Most underrated band of the multiverse konusunda Be’lakor ile kapışıyorlar.

    Yanıtla
    • 8 Kasım 2020 tarihinde, saat 12:30
      Permalink

      Gemileri yakıp şu iki grubu beraber turlatmak lazım. Andy de Avustralya’da yaşıyormuş zaten… Hmmm.🧐

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.