Benediction – Scriptures

Merhaba.

Ben hype kültüründen hoşlanmıyorum. Ne demek peki hype? Aldatıcı, abartılı reklam demek. Sosyal medya ile hayatımızda sabit yere sahip bir kültüre dönüştü hype ve ürünlerin, eserlerin en büyük reklamlarını bizler yapıyoruz artık farkında bile olmadan. Temelinde aman konudan geri kalmış olmayayım da dışlanmayayım gibi Psikoloji 101 derslerinin konusu olacak kadar basit korkuların tetiklediği motivasyonlarla, yaratılan suni heyecan dalgalarına kapılıp olan bitenin bir parçası olma hevesiyle çıldırılıyor bazen. Bu yeni bir Netflix dizisi için de olabilir, iPhone 65 için de, gerzek bir açıklama yapan bir ünlü için de… Benediction’ın yeni albümü için de.

Scriptures gelene kadar ben memlekette bu kadar çok Benediction hayranı olduğunu bilmiyordum açıkçası. Geçen yıl Dave Ingram‘ın gruba döndüğü haberini paylaştığımda aldığı beğeni sayısını veya sonradan iptal olan Benediction konseri dönemindeki tepkisizliği düşününce Nuclear Blast‘ın aradan geçen zamanda Benediction’ı ve daha da önemlisi bu birleşme hadisesini nasıl iyi pazarladığı daha iyi anlaşılıyor. Geçtiğimiz bir hafta içerisinde alakalı alakasız herkesten Benediction paylaşımı gördüm sosyal medyada. Bu da çoğunlukla bu tip konuları samimiyetsizlik tarafında değerlendirip hızla milletten soğuyan huysuz beni bile sevindirdi. Yeter ki insanlara pompalanan Benediction gibi gruplar olsun, seve seve binerim o hype trenine! Tabii bu körlemesine Benediction öveceğim anlamına gelmiyor. Hadi dalalım Scriptures‘a:

OMICIDA‘da beraber çalan Dan Bate (bas) ve Giovanni Durst (davul) ikilisiyle kan tazeleyen Benediction, önden saldığı parçalarda ritim altyapısını doğru adamlara emanet ettiğini kanıtlamıştı. Ayrıca AMON AMARTH, BEHEMOTH, CRADLE OF FILTH ve yakın dönemde de yeni VADER albümünde yer almış Scott Atkins, 90’lardan fırlamış gibi durmasına rağmen modern de tınlayan şöyle etli butlu, hacimli bir prodüksiyon oturtup Benediction’ı 2020’ye doğru şekilde hazırlamış. Piyasa normalinin progresife kaydığı günümüzde görece dolambaçsız ve hatta düz sayılacak bir death metal yapıp seni yıllar öncesinden bilen, takip eden 40’lı yaşlarındaki metalcilerden farklı bir kitleye, genç nesillere de ulaşmak için doğru hamleler yapmak şart ve bu noktada Benediction’ın hedefi tam ortadan vurduğunu söyleyebiliriz.

Otomotiv devi bir markanın yeni kamyon-tır filosunu tanıttığı bir lansman gösterisi gibi giriyor Scriptures. On iki parça boyunca tempo ve bestecilik anlamında bütünselliğini koruyor ve punk kökenli d-beat uyarlamalarıyla dolu, sapına kadar İngiliz ritim anlayışıyla yardıra yardıra ilerliyor. Kurucu gitaristlerinin hala devam ettiği, canavar vokalistinin seneler sonra geri döndüğü bir grubun ritim kısmında işi yeni gelen genç elemanlara bırakmış olması ilginç ve riskli bir tercih aslında. Neyse ki Gio-Dan ikilisi bu yükün altından rahatlıkla kalkıyor. Giovanni, İngiliz death metalini yutmuş adeta ve crust punk tabanını enfes kullanarak Benediction bestelerini daha tutkulu, daha enerjik ve canlı bir hale getiriyor. Müthiş bir davulcu olmak için bazen bu kadarı yeterli işte; senenin en doğru performanslarından biri benim gözümde. Ona eşlik eden Dan’e ise birden fazla şarkının kimi bölümlerinde yalnız bırakacak kadar güvenmiş Benediction. Özellikle gitarların tamamen groove odağında kaldığı In Our Hands, the Scars, Gio-Dan ikilisinin etkisini rahatlıkla görebileceğini bir parça. Detay bir mevzu belki ve 40’larındaki eski Benediction severler “kardeşim Dave Ingram öv artık hadi,” diye bekliyorlar belki ama ben çok coştum bu yeni ikiliye. Helal be size! Ayrıca siz de bu parçaya yükseliyorsanız ve henüz ASPHYX dinlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi.

Orta tempoya yerleşmiş, zaman zaman dalgalanmalar yaşansa da üç aşağı beş yukarı aynı tempoda seyreden bir albüm Scriptures ve o tempo içerisinde, yukarıda tanımladığım ritim tercihleri, grubun ilk yıllarında yaptığı ve çok sevilen The Grand Leveller ve Transcend the Rubicon albümlerindeki gibi ağır, karanlık, o İngiliz death metalinin içine sinmiş hafif doom atmosferinin dağılmasına neden oluyor. Bu da gruptan daha ağırbaşlı, daha felaket tellalı, kasvetli bir albüm bekleyenleri üzebilir. Tabii çıkan her on albümden on beş tanesi bu beklentileri fazlasıyla karşılayacak kadar karanlık zaten, o yüzden Scriptures özelinde bence grubun 30 sene önce yaptığını tekrarlamasını beklemek doğru olmazdı. Bu konuyu da aradan çıkaralım istedim.

Albümün aynı tempoda, benzer bestelerden oluştuğunda bahsedince ortaya tekrar ile ilgili şüpheler çıkabilir ister istemez. Ona geleceğiz ama 1989’dan beri death metal çalan Darren-Peter ikilisinden çığır açacak death metal gitarları beklemiyordum ama hala ortaya yeni şeyler koyabilmeleri muhteşem. Embrace the Kill‘de olduğu gibi bir anda tremolo melodilerinden açık ve kirli çalınan punk vari riflere geçmeleri, üzerine de melodik bir solo döşemeleri çok klas hareketler. Kaldı ki basit ve çoğu zaman cıncırı diye dalga geçtiğimiz sıradan chugging rifler bile enfes prodüksiyonun da gözardı edilemeyecek katkısıyla kanını kaynatıyor insanın zaten. MeselaThe Blight at the End‘in ana rifini yeni yetme bir grubun ucuz bir kaydında dinlesem yüzüne bakmam mesela ama bu albüme mis gibi oturuyor. Yine de dışarıdan bakınca albümün haddiden uzun olduğunu (46:57) ve bir süre sonra fikirlerinin ilgi çekici olmayı hızla bıraktığını söylemek gerek. Birkaç hafta evvel çıkan ve benzer gitar işçiliğine sahip yeni NECROT albümünde olduğu gibi, 40 dakikanın altında bir çalma süresi çok daha hoş bir tat bırakırdı ağızlarda. Ayrıca bir-iki defa değindim zaten ama prodüksiyon çok yardımcı oluyor zaman zaman ilhamını kaybeden gitarlara.

Dave Ingram için ise söylenecek çok bir şey yok, çünkü kendisi zaten yeterince gösteriyor ne durumda olduğunu. Eğer vokali biraz gerilemiş olsaydı onun açığını kapatmaya çalışan, melodiye ya da atmosfere yönelen bestelerle karşılaşabilirdik ama böylesi groove odaklı, ayağın gazdan çekmeyen bir death metal albümüyle dönüşünü olabilecek en iyi şekilde kutluyor bence. Hiçbir noktada albümün gerisine düşmüyor ya da sırıtmıyor. Bu da yirmi sene sonra yeniden sahaya inen biri için beklentiyi kendini maymun etmese bari seviyesinde tutmaya çalışan benim için yetiyor da artıyor bile. Kaldı ki onun da ötesinde, gayet güçlü bir performans sergilemiş Dave zaten.

Tüm detayları kurcaladıktan sonra ise iş biraz da ekol ve nesil tartışmasına geliyor aslında. İşe yaradığı defalarca kanıtlanmış, kafa sallatması garanti ritimler, böğür böğür bir vokal ve kural kitabındaki her maddeye uyan death metal besteleriyle coşmak isteyen old school death metalciler için Scriptures enfes bir albüm. Aynı şekilde hayatınızın bir noktasında Benediction dinlemiş, sevmiş biriyseniz ve gruptan beklentiniz varsa Scriptures endişeli yüreklere su serpecek kadar güçlü. Bu açılardan her dinleyişte keyifle, coşa coşa dinlediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Öte yandan bugün geldiğimiz noktada sadece bu kadarıyla öne çıkmak zor ve milyonlarca alternatife sahip, death metal denilince aklına ULCERATE, DEFEATED SANITY, BLOOD INCANTATION, CATTLE DECAPITATION gibi isimler gelen yeni nesillerin konsantrasyonunu aynı şeyi dakikalarca devam ettirerek kendinde tutabilmek eskisi kadar kolay değil. Scriptures iyi bir death metal albümü, evet ama hem kend içinde ufak tefek pürüzleri var hem de her death metalciye göre mi? Hayır. O yüzden hype trenlerine gözü kapalı atlayıp başyapıt ağbii diye coşmadan veya bu muymuş kardeşim bu kadar övdüğünüz şey? gibi hayal kırıklıkları yaşamadan önce biraz daha araştırarak, neyin ne olduğunu bilerek ya da en azından subjektiflik farkındalığıyla konulara yaklaşmakta fayda olduğunu, daha isabetli değerlendirmeler için saksıları biraz çalıştırmak gerektiğini düşünüyorum.

75/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza göz atabilir, patronumuz olabilirsiniz:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.