Six Feet Under – Nightmares of the Decomposed

Merhaba.

2001-2005 yılları arasında, yaşı yetenler için CNBC-E’nin Türkiye’de yabancı dizi kültürünü yaygınlaştırdığı tarihlerde, başrolünü muhtemelen Dexter dizisinden tanıyabileceğiniz Michael C. Hall ve şu anda 42 (ki evrenin sırrı bu sayıda saklıdır) yaşında olduğuna asla inanamadığım Lauren Ambrose gibi isimlerin paylaştığı HBO çıkışlı Six Feet Under, tüm zamanların en başarılı dizilerinden biriydi.

Cenaze evi işleten Fisher ailesine odaklanan Six Feet Under, ölüm temasının yoğun olarak kullanıyor. Elbette ilişkiler ve devamlılık üzerinden karakterlerini derinleştiriyor ama ölüm teması, hem boyutu genişletiyor hem de diziyi daha edebi bir noktaya çekiyor. Cinsellik tarafında da çekincesi bulunmayan Six Feet Under, çapraşık ilişkilerin daha da dallanıp budaklanması için sık sık karakterleri cima yöntemine de başvurmasıyla, gençlerimizin tercih ettiği bir dizi.

Tabii böyle bir indirgemecilik, işin şakası. Aslında özellikle Claire’in sanata bulaşması, beraberinde müthiş çözümlemeleri de getiriyor örneğin. Post-modern bakış vurgusu yapılan birçok eserde olduğu gibi Six Feet Under da bir noktada neyin sanat, neyin sıradan olduğu hakkındaki şüpheci tavrıyla entelijansiya takımının suratına tokadı yapıştırıyor. Sanat üzerinden özgürlüğe, oradan yaratıcılığa, oradan da uyuşturucuya bağlanan ve günün sonunda kendi karakterlerine ürettirdiği şeylerin değerini seyircide sorgulatan anlatılarla kafa açıyor fazlasıyla. Ayrıca aile şirketi üzerinden kapitalizm ile ilgili bir ilişki kuruyor ki hali hazırda katman katman dolu diziyi iyice coşturuyor bu ufak, kafa açan dokunuşlar.

Bugün tüketici tarafında çoğunluğun “Yapmış olmak için de yapmayın kardeşim!” seviyesinde eleştirdiği ve baydığı LGBTİ+ konusunda da ilerici bir diziydi Six Feet Under. Spoiler olmasın ama yani ağır ağır ne güzel işlendi o ilişki be kardeşim. Her bölümün başında hiç tanımadığımız birinin ölümüne tanıklık ederken bir yerden sonra o kadar merak etmeye başladım ki ana karakterlerin ilişkilerindeki gidişatları ve o cenaze işlerinden sonra neler olacağını, adeta ölümü ciddiye almayı bırakıp -ki zaten hep absürt ölümler gösterirlerdi- “hadi kardeşim hadi, işimiz var,” diye sabırsızlanarak izledim girişleri. Öyle bir dizi ki ölümü ciddiye almayı bıraktırıyor yani.

Tabii bir de sosyal medyanın, Reddit’in ve odak gruplarının olmadığı bir dünyada çekilmiş bir dizi olduğu ve işinin ehli insanlar tarafından (Oscar ödülü var senaristin; gerçi Oscar dediğinin de bir anlamı kalmadı pek) yazıldığından, mis gibi de finali var bu arada. Öyle yüz kişiye sorduk, sarıyla piçi seviştirip sonra sarıyı piçe öldürttük değil yani. Böyle ağzının orta yerine sümsük oturuyor; öyle final.

Ha, efendim? Nightmares of the Decomposed mu? Onun konumuzla alakası yok ya. Niye olsun ki zaten? Benim burada kabız günahı konuştuğumu ne zaman gördünüz?


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

3 thoughts on “Six Feet Under – Nightmares of the Decomposed

  • 8 Ekim 2020 tarihinde, saat 11:18
    Permalink

    Üzerine kritik yazılmayı hak eden tek Six Feet Under bu galiba

    Yanıtla
  • 8 Ekim 2020 tarihinde, saat 15:43
    Permalink

    Lisa’ nın ortadan kaybolduğu o birkaç bölüm ve nate in yaşadığı cehennem gibi günler.. sanırım hiç bir six feet under şarkısı bu karanlığı tarif edebilecek güçte değil. Öyle albüme böyle kritik, öyle kritiğe böyle yorum. Bu diziyi hayatının önemli bir yerine koyan herkes gelin hep beraber burada övelim:)

    Yanıtla
  • 8 Ekim 2020 tarihinde, saat 15:59
    Permalink

    dizinin finali gerçekten de inanılmazdı… yaşadığım şoku hala unutamıyorum gerçekten mükemmel bir dizi. he grup olan six feet under’a geleceksek eh işte

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.