Klasik Bir Cumartesi: Kalmah – Swamplord

Merhaba.

Günümüzde CHILDREN OF BODOM‘un hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Onların melodik death metale ne kadar katkı yaptığını, özellikle 2000-2010 arasında ne kadar büyük olduklarını (kimse o seviyeyi onlar kadar uzun süre koruyamayacak ama METALLICA gibilerdir bir ara adeta) idrak edemiyoruz bazen. Grubun istikrarsızlığı, Alexi Laiho’nun sivri karakteri ve ana akım eğilimlere kapılıp hayranları küstürmeleri derken Children of Bodom denildiğinde haklı olarak belirli bir kesimin yüzü ekşiyor artık ama tüm bunlar, saygınlığını bir parça kaybetse de değerinden götürmemeli grubun. Özellikle ilk üç-dört albüm ile başardıkları şeyleri onlardan alacak bir güç, pek mümkün değil zaten. Kaldı ki son (hakikaten de son oldu; dağıldılar maalesef) Hexed bile, umutları yeniden yeşertmişti fazlasıyla.

Bir başka hak ettiği değeri görmediğine inandığım melodik death metal topluluğu ise, Children of Bodom’un 1999 çıkışlı şaheseri Hatrebreeder‘dan ve genel olarak CoB’dan fazlasıyla etkilenen komşu (Oulu-Espoo arası dediğin tek vesait) grup Kalmah. Onlar da tıpkı Bodom Gölü çocukları gibi çok yukarıdan başlayan bir kariyeri o seviyede devam ettiremeyen bir isim olarak potansiyelini gerçekleştirememiş, içimize ukte olmuş gruplar arasında yer alıyorlar. Çok erken kadro değişiklikleri yaşamaları, o arada vizyonun değişmesi (ki They Will Return de bir gün mutlaka olacak bu köşede; çok severim yani aslında) ve Bodom gibi bir devin zirve dönemine denk gelmeleri gelişimlerini çok baltaladı ama Kalmah’ın da özellikle ilk üç-dört albüm ile başardıkları şeyleri onlardan ala… Bir dakika. Ulan?! 2018’deki Palo da iyi ha bir de… Bunlar da dağılmasın?!

Hakikaten de bataklık sakinleriyle göl çocukları arasındaki benzerlik bu kadar ciddi. Fakat gelin biz grubun efsanevi çıkış albümü Swamplord‘a odaklanalım biraz. Çünkü Swamplord, CoB kıyaslamalarının henüz başlamadığı bir dönemin eseri. Hatta ileride onları bile geçebileceklerini hissettirmiş, alabildiğine özgün ve değerli Fin melodik death metali albümlerindenden biri.

90’ları Ancestor adı altında, dört-beş demo eşliğinde yeni milenyuma hazırlanarak geçiren grup, 1998’de Kalmah adını alıyor ve 2000’de ilk albümü Swamplord ile melodik death metal piyasasına yeni bir soluk getiriyor tabiri caizse. Arada da elemanların bir bölümü ETERNAL TEARS OF SORROW ile yardırıyor hatta ama o başka bir yazının konusu. İlk dönem CoB’unun sertlikten ödün vermeyen melodik klavyelerini tizleşmekten hiç çekinmeyen çığlık çığlığa black metal vokalleriyle birleştirip üzerine klasik heavy metalin gaz palm mute riflerini ve zaman zaman içinde kondüsyon fitilleri patladığını düşündüğüm kudurmuş bir davulu eklerseniz üç aşağı beş yukarı Kalmah’ın Swamplord ile elde ettiği özgün müziğin formülüne ulaşabilirsiniz ama 20. yılını kutlayan bu enfes albümü kabaca özetlemek o kadar da kolay değil.

İlk andan itibaren durmak bilmeyen, nefes aldırmayan bir müzik bu. Daha tartışma alevlenmeden kafayı gömüyor Kalmah. Yetinmiyor; yaradana sığınmak suretiyle saldırmaya devam ediyor. Özellikle gitarist kurucu kardeş ikili Antti ve Pekka Kokko’nun gitarları, heavy / power metal taraflarından bolca etkilenim taşımasına rağmen death metal tarafını da ihmal etmiyor kesinlikle. Arada da karanlık, gaz tremolo black metal gitarları kulakları tırmalıyor ve üç türün harmanı, teknik seviyesi yüksek, müziğin melodramatik bir hal almasına izin vermeyen enfes bir gitar işçiliği çıkarıyor ortaya. Cheesy diyebileceğimiz sulu melodilerin müziği ele geçirmesine izin vermeden biraz ondan, biraz ötekinden koyup harika bir denge tutturuyorlar. Bazı akor dizilimleri arasında kendini sınırlandırdığı için bazen Kalmah besteleri birbirine fazla yakın durabiliyor ama Swamplord özelinde (hatta aslında ilk üç-dört albüm özelinde), grubun yaratıcılığı üst düzeyde olduğundan bu da kulağa batmıyor pek.

Her parçada bir, bazen birden fazla canavar solo olmasının dışında gitar klavyesi gezgini bu iki çılgının muhteşem riflerine ve sololarına eşlik eden (hakiki) klavye ise pastanın üzerindeki krema gibi. Ayrıca atmosferi de ağırlıkla klavye belirliyor ve o noktada CoB’dan ziyade NORTHER taraflarına yaklaşıyoruz diyebilirim. Sonraki albümlerde bu iki enstrüman birbirinden daha net çizgilerle ayrılıyor ama Swamplord‘da o kadar iyi kaynaşıyor ki (hem bestecilik hem prodüksiyon noktalarında) çok tecrübeli değilseniz nerede klavye giriyor, nerede gitar çıkıyor kestiremeyebilirsiniz ilk dinlemelerde. Heritance of Berjia veya bugün bile gücünü koruyan hit Hades, bu üçlünün uyumunu görmek için uygun örnekler ama eminim ilk parça Evil In You bile yetecektir. Akrobasi gösterisi mi izliyoruz, melodik death metal mi dinliyoruz belli değil kardeşim; bu nedir böyle.

“MOLA LAN MOLA DUR Bİ!” seviyesindeki yoğun müziğin haricinde Kalmah’ı Kalmah yapan şey ise vokal kesinlikle. Pekka’nın keskin çığlıkları ve derin brutali, kıvamı sağlayan bir kaşık un gibi bir arada tutuyor müziği. Bolca blast-beat ritimli, yardırmalı bölümler barındıran parçalarda nokta atışı vokal geçişleriyle spesifik kısımları daha da öne çıkarabiliyor Pekka. Hades‘in sapık verse kısımlarında nasıl taşkın, coşkulu bir scream kullandığını, buna karşın Withering Away‘in daha thrash tabanlı ritmik bölümlerinde sesini nasıl derinleştirip ağırbaşlı bir teknikle müziğe hükmettiğini fark ettiğinizde etkisini de daha iyi kavrayacaksınız eminim. Tabii Alexi Laiho benzerlikleri de taşıyor ama asla o kadar hardcore vari ve net değil Pekka’nın vokali. Dümdüz death metal, bazen black metal söylüyor Pekka.

Toparlamak gerekirse Swamplord, Kalmah’ın daha emekleme döneminde bile Finlandiya piyasasına hakim melodik death metal anlayışının üzerine çıkabileceğini gösteren mükemmel bir ilk albüm. Bugün ne yazık ki bu albümün hayalini kurdurduğu pozisyonda değil Kalmah ama eğer türe ilginiz varsa Kalmah’ın -en azından- ilk dört albümünü cebinize koymanızı mutlaka öneririm. İşe de en başından, Swamplord‘dan başlayabilirsiniz rahatlıkla. İlk dinleyişinin üzerinden 18 sene (grubu 2002 çıkışlı They Will Return ile tanımış, hemen akabinde Swamplord‘a da saldırmıştım) geçen bana bile hala bu kadar gaz şeyler yazdırabiliyorsa ilk defa dinleyecek melodik death metal sevdalısına neler neler eder; varın siz düşünün artık.

97/100


Patronlarımıza sunduğumuz hoşluklardan faydalanmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza göz atabilir, Metalperver’e destek olmaya başlayabilirsiniz:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Klasik Bir Cumartesi: Kalmah – Swamplord

  • 9 Ekim 2020 tarihinde, saat 19:48
    Permalink

    Bodom’a karşı Kalmah’ı destekleyen gençlerdik..
    Haliyle Bodom’dan çok sonra keşfetmiştim Kalmah’ı ve müptelası olmam uzun sürmedi. Kritikte anlatılanlara katılmakla birlikte nedense grubun en zayıf halkasının vokali olduğunu düşünmüşümdür. Kötü diyemem kesinlikle ama daha iyi bir vokal yaraşırdı diyorum.
    Uzun zamandır dinlememiştim. Bu vesileyle tekrar döndürüyorum tüm albümlerini. Bu melodi zenginliği, bu harika geçişler, ne anlattığından bağımsız destansı bir hava yaşatıyor.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.