Klasik Bir Cumartesi: Slayer – South of Heaven

Merhaba.

Yaklaşık üç sene önce Reign in Blood hakkında bir şeyler karalarken Slayer’ın metali bu denli popüler bir müziğe dönüştüren diğer isimlerden ne kadar farklı olduğundan bahsetmeye çalışmıştım. Bay Area’da şekillenen thrash gruplarından, METALLICA, MEGADETH gibi devlerden, Avrupa’dan yükselen IRON MAIDEN‘dan ve 80’ler itibariyle aklınıza gelebilecek neredeyse her gruptan daha fazlalar çünkü. Daha fazla punk, daha fazla hız, daha fazla agresiflik veya daha fazla sertlik… Kısacası Slayer, biraz fazla Slayer ve bugün bile kimilerine fazla geliyorlar. O yüzden de hiçbir zaman bitmeyecek gibi görünen, özünde bomboş ve anlamsız bir Slayer tartışması sakız gibi uzayıp duruyor. Ben elbette bu tartışmaya girmeyeceğim. Salt bilimsel kanıtlarla dahi olsa Slayer’ın ne kadar büyük olduğunu tartışmakla vakit kaybedeceğime gider Slayer dinlerim çünkü.

Radyolarda çalınmadığı halde (Angel of Death‘in, Nazi döneminde insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri kapsayan sözleri nedeniyle; salaklık içinde bulunduğumuz zamandan bağımsız, ebedi bir şey maalesef) Billboard listelerine girebilmiş Reign in Blood gibi hem maddi hem de etki/ilham açısından müthiş başarılı bir albümün ardından yeniden kayda girmek kolay olmasa gerek. Çünkü 1986’nın başında yeraltı ortamlarında yavaş yavaş adını duyurmaya başlamış ufak bir isimken 1988’e geldiğinde çoktan dünyanın en büyük metal gruplarından birine dönüşmüşlerdi bile. Fakat Tom Araya’nın da üzerine basa basa söylediği gibi yeni bir Reign in Blood yapma niyetinde değildi Slayer. Zaten South of Heaven‘in aynı ismi taşıyan açılış parçasının ürkünç, hatta düpedüz korkutucu ana melodisi ağır ağır girdiğinde kan olup milletin ruhuna yağmanın Slayer’a yetmeyeceği, açık ve net biçimde anlaşılmıştı.

Tahmin edilebilirlik çukuruna düşmemek ve basitçe tutan formülü tekrarlamamak için orta tempolu bestelerden oluşuyor South of Heaven. Albümü çıktığı gün dinleyen hayranları epey hayal kırıklığına uğrattı belki ama zamanla olan sınavını kazandığı bir gerçek. Öyle ki Reign in Blood‘ın altın plak kazandığı gün (20 Kasım 1992), South of Heaven da altın plağa ulaştı. South of Heaven, Silent Scream, Live Undead, Mandatory Suicide, Ghosts of War, Spill the Blood gibi konser setlerinde sıkça yer verilen pek çok Slayer hiti barındırmasının da etkisiyle yavaş yavaş çiçek açıp yeşerdi adeta.

Tom Araya’nın çığlık çığlığa, kaotik vokalleri yerini daha anlaşılabilir, ağırbaşlı ve melodik bir performansa bırakırken hem vokaldeki bu farklılık nedeniyle hem de o dönem evlilik ve taşınma süreçlerinden geçtiği için kendini pek verememesinden dolayı Kerry King’in en az sevdiği Slayer albümü. Öyle bile olsa Jeff Hannemann ve Tom Araya’nın da şarkı yazımına dahil olmasıyla grubun bugüne kadarki en olgun eserlerinden biri ve şüphesiz bir klasik. Hiç canlı çalınmamış Cleanse the Soul veya Slayer’da yer alan kimsenin pek sevmediği (bütününü diyelim) Behind the Crooked Cross gibi parçalar, gerçekten de bugün zihinlere yerleşmiş olan Slayer algısına pek uymayan besteler ama ağlama artık lan kel, mis gibi albüm işte! Pardon, şey oldu bir an.

Bu farklılıkları sayesinde yardırmalı albümlerini biraz fazla bulanlar için iyi bir başlangıç noktası aynı zamanda South of Heaven. Önemli olan ise kimliklerinden hiçbir şey kaybetmeden böyle bir işe imza atabilmiş olmaları biraz da. Kimse onları popülerlik uğruna ödün verdiler veya bozdular diye topa tutmadı mesela. Ayrıca Reign in Blood ile prodüktör koltuğuna geçen Rick Rubin, South of Heaven itibariyle marka Slayer sesini oturttu tümüyle ve neredeyse hiçbir şey değişmeden, yıllarca bu tercihlerle devam ettiler.

Tam kapanışı nasıl bağlayayım arkada açıldı da… Yahu kardeşim adamların yavaşladıkları için eleştirildikleri albümde bile Silent Scream‘ler, Ghosts of War‘lar havada uçuşuyor. Lombardo, tarihe Lombardo ritmi olarak geçen imza hareketiyle alevi harlarken Kerry King kaotik sololarında patlayarak etrafa saçılıp yangını büyüten çam kozalakları gibi çevreye ölüm saçıyor… İyiden iyiye gazlanıp kendimi kaybetmeye başladığıma göre “SLAYEEEEEEER!!!” diye çığlıklar atmaya başlamadan evvel bitireyim yazıyı. Slayer s… Öhm, iyi günler.

98/100


Patronlarımıza sunduğumuz hoşluklardan faydalanmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza göz atabilir, Metalperver’e destek olmaya başlayabilirsiniz:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Klasik Bir Cumartesi: Slayer – South of Heaven

  • 12 Eylül 2020 tarihinde, saat 13:36
    Permalink

    Ben Slayer’ın sadece thrash metal değil aynı zamanda death metal için de önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette Slayer bir death metal grubu değil ama sözlerindeki keselim biçelim jesus allah belanı versin (cümleye bak) tarzındaki sözlerin ve King’in gitar anırtmalarını baya death metal buluyorum. Aynı zamanda benim için
    Saf Thrash Metal = Slayer. Albümden baya alakasız oldu ama bu fikri bir yere boşaltmam lazımdı.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.