Klasik Bir Cumartesi: Carcass – Surgical Steel

Merhaba.

2010’ların En İyi 10 Albümü listesinde 9. sırada yer verdiğim Surgical Steel, uzun süredir bu köşede üzerine konuşmak istediğim bir albümdü ama nasıl olduysa bir türlü sıra gelmedi. Ben de hazır bir bayram sabahına uyanmışken bugün dinlemem gereken her şeyi erteleyip sadece Surgical Steel dinleyerek kendime bir bayram hediyesi vermek istedim.

Yaşamdaki bazı olumsuzluklar, öngörülemeyen daha olumlu bir sonuca bağlanacak bir dizi serüvenin bir parçası olabiliyor. Bu, bana her zaman ilginç gelen bir bir durum. O an için tüm planlarınız alt üst olmuş bir halde, kendinizi yarı yolda bırakılmış hisseder veya hayal kırıklığınız içerisinde debelenirken kısa bir süre sonra öyle şeyler yaşanabiliyor ki insan o karanlık sürece teşekkür edecek hale geliyor… Düşünsenize, Metalperver’in kuruluşu bile benzer bir olaylar dizisi sonrasında gerçekleşmişti. Bilen biliyor.

Death metalin Liverpoollu öncülerinden Carcass, 88-96 arasında damga vurduktan sonra dağılıp hepimizi hayli üzdü. 2007’de ise yeniden toplandıklarının haberini aldık. Tabii kambersiz düğün olmaz; yeni albüm dedikoduları dönmeye başlamıştı sonraki bir-iki yıl içerisinde. İspanyol paça pantolonları, kendine has tarzını yaratan blues sevdası ve deli gönüllere dolamalık sarı saçlarıyla Bill Steer, İngiliz sinikliğinin vücut bulmuş hali Jeff Walker, ARCH ENEMY‘den CARNAGE‘a bir ton grupta yer almış/kurmuş efsane gitarist Micheal Amott, ağabey-kardeş İsveç death metali davulculuğunu şekillendiren Erlandsson’lardan Daniel… Kadroyu sayarken ağzı sulanıyor insanın daha.

Fakat Surgical Steel fikri ortaya çıktığında Micheal Amott ve Daniel Erlandsson, muhtemelen giderek büyüyen Arch Enemy’deki işlerini bozmamak adına Carcass’tan ayrıldıklarını duyuruyorlar. Özellikle grubun yeniden bir araya gelmesinde önemli pay sahibi Amott’un yeni albüm öncesinde hızla geri vitese takması ilginç. Dönemin röportajlarına baktığınızda da Amott’un grubun geleceğine pek güveni olmadığını görmek mümkün. Bu arada bilmeyenler vardır; Amott, Carcass’taki ilk ayrılığının ardından kuruyor Arch Enemy’i. Fakat son on-on beş senede bir tane düzgün albüm yapmamış, tamamen ana akıma ve popülerliğe oynayan Arch Enemy’i düşününce vizyon farkı belli ediyor kendini sanki, ne dersiniz? Kısacası yıllar sonra bir heyecanla toplanan, yeni albüm gazına gelen Carcass, bir kez daha Bill ve Jeff’e kalıyor 2012’ye geldiğimizde.

Bu ikili yanlarına daha önce ABORTED ve THE ORDER OF APOLLYON gibi isimlerle çalışan Dan Wilding’i alıp yeni albümü kaydediyorlar. Sağlık sorunları nedeniyle davulu bıraksa da konuk vokal rolünde orjinal davulcu Ken Owen’a da hakkı veriliyor hatta. Prodüksiyon ise Colin Richardsson’a emanet. Fakat FEAR FACTORY, MACHINE HEAD, BULLET FOR MY VALLENTINE gibi isimlerle çalışan Colin, miks başında geçirdiği iki haftanın ardından çekildiğini açıklıyor. Hemen ardından da yeni TRIVIUM albümü Vengeance Falls için iş başı yapıyor… Tabii daha önce de pek çok albümde beraber çalışıldığı için kanlı bıçaklı olma durumu yok; birtakım ılımlı açıklamalar yapılıyor, tıkanmalardan ve yorgunluktan söz ediliyor ama Jeff Walker’ın kendine has üslubuyla sarf ettiği şu sözler, konuyu net özetliyor aslında: “Colin, kariyerinin bu döneminde ‘başarılı’ gruplarla çalışmayı tercih ediyor. Herhalde bizde o ışığı görmedi, haha.” Bir kez daha yüzüstü bırakılan Carcass, soluğu Andy Sneap‘te alıyor. Andy Sneap’i anlatmaya başlarsam bu yazıdan çıkamayız, o yüzden google it diyor ve devam ediyorum. Kilisesi olsa her Pazar gider dua ederim kendisine, öyle bir adam Andy. Albümün kalanını da o hallediyor ve nihayet 2013 yılında, neredeyse 18 yıl aradan sonra, yeni Carcass albümü Surgical Steel‘e kavuşuyoruz.

Carcass’ın yenilikçi bir grup olduğunu biliyor olmalısınız. Daha ilk albümüyle (Reek of Putrifaction), goregrind alt türüne hayat verdi bu adamlar. Beğenmediğimiz son albüm Swansong bile ilginçliklerle dolu ve yenilikçiydi. Hiçbir albümleri bir diğerine benzemiyor ve birbirine en yakın duran iki albümü arasında bile net, keskin ayrımlar bulmak mümkün. O yüzden de grubun ne yapacağından emin olmak pek mümkün değil… Bill Steer, girişteki 1985′i eski bir demo kasetindeki bir fikirden esinlenerek yazmış ve 1985 de grubun kurulduğu sene. Kapak ise 1992 çıkışlı Tools of the Trade EP’sinin kapağıyla aynı. Açıklamaları da toplayınca grubun ilk iki albümüne dönmeyecek kadar yaşlandığını, Swansong kadar da steril ve basit bir şey yapmayacağına emindik. Fakat tüm bu ipuçlarına rağmen Surgical Steel‘dan ne çıkacağını tam kestiremiyorduk…

Geldi, gördü ve yendi Carcass. 1991’de yayımlanan ve death metal çizgisine yakınlaşmalarını sağlayan, grubun zirvelerinden (birkaç tane olması gerçeği) kabul edilen Necroticism – Descanting the Insalubrious ile Surgical Steel öncesindeki son iyi albümleri Heartwork ikilisinin çok daha modern ve keskin bir versiyonu şeklinde özetleyebileceğimiz Surgical Steel, Micheal Amott ve Colin Richardson’ın öngörülerinin aksine (fak yu gayz), altın çağını kabaca yirmi beş yıl önce yaşamış Carcass’ın 2010’lara damga vurmasını sağladı. Bir kez daha ekstrem metalin merkezine oturdu Carcass.

Bill Steer bir deha. İnsana kafayı yedirten bir yaratıcılığı, tüm albümü tek bir şarkıymış gibi hissettiren ku-sur-suz rif ve melodileri, dinamizmi körükleyen deli deli sololarıyla Surgical Steel‘in bu kadar olgun, bu kadar güçlü olmasını sağlayan en önemli unsurlardan şüphesiz. Bütün death metal gitaristlerinin bir şeyler çıkarabileceği, öğrenebileceği şeylerle dolu adamın yazdıkları ve grubun ilk dönemlerindeki yırtıcı işçiliği Heartwork ile gelen groove anlayışına oturtmayı, kendi blues coşkusunu sololarına yedirmeyi ve bu esnada da bastığı her notayla akılda kalmayı başarıyor. Bugün bile albümü arkaya açıp baştan sona dinlerken bir süre sonra hangi şarkının neresini dinlediğimi takip edemez oluyorum; gürül gürül akan, önüne kattığını alıp sürükleyen bir albüm yazmış Bill Steer ve aradan geçen yedi yıla rağmen hem bu kadar melodik hem de bu kadar sert bir gitar işçiliği duymadım henüz benzer türdeki gruplardan. Bu muhteşem performans yetmezmiş gibi bir de yıllar sonra yeniden vokalde de duyuyoruz kendisini. İlk iki albümdeki gibi çift vokal saldırılarıyla akıl almıyorlar belki ama Bill, Jeff’in arkasında, kükreyişleriyle onu çok iyi besliyor.

Pis, insafsız bir grindcore ile gösterişli, groove dolu bir rock’n’roll; The Master Butcher’s Apron‘un ilk bir dakikasında karşılaşacağınız bu müthiş birliktelik, Surgical Steel‘in alamet-i farikası aynı zamanda. Her şarkıda mutlaka benzer bir iskelet olduğunu fark edebilirsiniz, ancak Jeff-Bill ikilisi aynı malzemelerle her defasında öyle incelikli, öyle farklı ürünler çıkarıyor ki aynı malzemelerden yapıldığını anlamak imkansız. Grubun bu müziğin kirli, boğuk kayıtlarla yapılacağını savunan kitlenin suratına okkalı bir tokat gibi çarptığı tertemiz prodüksiyon ise siz giderken biz geliyorduk özgüvenini öyle bir veriyor ki kuduruyorum bazen keyiften. Açılıştaki Thrasher’s Abbatoir bile ekstrem metal piyasasıyla müthiş dalga geçen, Carcass’ın poseur tekmelemeye geldiğini duyuran ful geyik sözlerine rağmen bu adamların şakacılığının altındaki ciddiyetini açıkça gösteriyor. Bu müziğin gerçek sahiplerinden biri Carcass ve onlar da buna yakışır şekilde gelip dağıttılar ortalığı.

Yarım saat Bill Steer övmeme rağmen eğer sözleri kurcalamaya başlarsanız albümün yıldızı hızlıca Jeff Walker’a dönüşebilir. Mizahi yönden metaldeki gelmiş geçmiş en nükteli, en keskin söz yazarlarından biri olduğunu defalarca kanıtlamış biri belki ama Surgical Steel‘da olgunluğun da getirdiği birikimle iyice kendinden geçiyor Jeff Walker. Medikal terminolojisi kullanarak yapılan benzetmeler ve şakalar üzerinden sosyopolitik eleştirilerde bulunmayı hayal bile edemez herhalde çoğu insan kolay kolay. Fakat Jeff Walker için bu çocuk oyuncağı ve hayvan hakları ihlallerinden tutun da 1950’lerde İngiltere’de canlı tavukların ısı enerjisinden beslenen nükleer silah deneylerine, İslami terörizme kadar uzanıyor Jeff babanın yakıcı dili. Evet, arada da hipster ve poseur tipler ile dalga geçiyor, ne olmuş? Alınıyorsanız belli ki bir sorununuz var ve muhtemelen Jeff baba haklı. Ayrıca açık açık söylemek lazım: Carcass sözleri sıradan gore temalı sözlere alışkın, kimi söz sanatlarına zerre hakim olmayan ve kafası kendisine kadar çalışan sıradan insanlara göre değil. Ben anlıyorum diye hava atmaya çalışmıyorum tabii, çünkü bazen ben de zerre anlamıyorum ve bazen de yanlış yorumluyorum hatta. Fakat en azından açık olmak, anlamadığımız her şeyin sorumlusunu karşıda aramamak, biraz araştırma yapmadan hemen damgalamamak, mümkünse boş yapmamak gerektiğini söylüyorum. Kim bu insanlar bilmiyorum ama yine birilerine sinirlendim ben, hshaha. Anlayan anladı.

Uzadıkça uzadı ama dinle dinle bitmeyen bir albüm için az bile. Carcass’ın ilk dönemi, hak etmedikleri bir yerde sonlanmıştı; Surgical Steel ise bu yüzyılda da ekstrem metalin en büyüklerinden biri olduklarını kanıtladı. Grindcore, death metal, melodik death metal, rock’n’roll, blues… Ne derseniz deyin; Surgical Steel, amplifikatöre bağlanmış gitar sesini seven her insanın mut-la-ka dinlemesi gereken bir eser.

Herkese iyi tatiller.

100/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız aşağıdaki düğmeye basarak patronumuz olmayı düşünebilir, desteğinizi gösterebilirsiniz:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Klasik Bir Cumartesi: Carcass – Surgical Steel

  • 1 Ağustos 2020 tarihinde, saat 10:00
    Permalink

    İlk dinlediğim death metal grubu Carcass’tı. Wacken 2008 performanslarını izleyip kendi kendime coşardım. Yeni albüm haberini verdiği sene çok güzeldi. Önden yayınlanan Captive Bolt Pistol’u dinleye dinleye ezberlemiştim albüm çıkmadan. Gorguts da yeni albümünü salmıştı ve iki grup adeta ders vermişti. O zamanlar Gorguts’ı takdir edememiştim ama deli gibi sürekli Surgical Steel dinliyordum. Hey gidinin.

    Yanıtla
  • 4 Ağustos 2020 tarihinde, saat 10:23
    Permalink

    Muhteşem bir albüm cidden. Tam bir diriliş. İlginç bir şekilde kıyıda köşede kalmış Mount of Execution parçasını çok severim ben.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.