Gaerea – Limbo

Merhaba.

İlk albümü Unsettling Whispers‘ın incelemesini yazdığımda henüz kimsenin tanımadığı, Hindistanlı underground bir şirketin çatısı altındaki yeni yetme bir gruptu Gaerea. 2018’de dinlediğim en iyi albümlerden biri olmasına rağmen pek duyulmadı ismi ama aslında grup Avrupa’da ve Çin taraflarında epey ses getirmiş ve dikkat çekmesi gereken taraflarda yeterince ilgi toplamış olacak ki şu anda posta kutumdaki Gaerea – Limbo promo mailini gönderen şirketin ismi Season of Mist. Her şeyden önce bu sıçramayı yapmayı başardığı için tebrik etmek gerek Portekizli grubu.

Aslında Gaera’nın müziğini düşününce dört sene gibi kısa bir sürede ve bir EP, bir albüm ile kat ettiği mesafe çok da anlaşılmaz değil. Kaos, melodi ve atmosfer üçlüsü arasında hassas bir denge tutturmuş durumdalar ve black metalde bozuk değilse kurcalama mantığını kullanıp harika parçalar üretiyorlar. Tabii tümüyle geleneksel de değiller.

Black metalin içselliğini de düşününce aslında çoğu albüm incelemesinde neden sözler üzerinde çok durmamaya çalıştığımı anlıyorsunuzdur. Artık şeytan sevicilikten çıktı black metal; çok daha gerçek ve umuda geçit vermeyen bir karanlığı ele alıyor black metal gruplarının çoğunluğu. Eh, haliyle de çok keyifli, üzerine konuşup gülüp eğlenebileceğimiz şeyler değiller. Fakat Gaera’nın gelenekselin dışında çıkma yöntemi de sözlerle ilgili olduğundan kısaca bahsedelim. Unsettling Whispers‘ta topluma karşı büyük bir nefreti ve öfkeyi yansıtan merhametsiz sözler, Limbo ile farklı bir varoluşçu modeli çiziyor. Hiçlik kavramı üzerinden insan doğasındaki en büyük korkulara yönelik kimi düşünceler, yeni bir insan varlığının biçemini de şekillendiren farklı fikirlere açılan kapılara doğru yönlendiriyor dinleyiciyi.

Kelime olarak Limbo, Katolik Kilisesi’ne göre Hz. İsa’dan önce doğup ölmüş günahkarların gönderildiği bir Cehennem katı (kabaca yazıyorum, daha detaylı bilgi sahibi olanlar aydınlatsın yorumlarda). Burası klasik tasvirlerde olduğu gibi ateşler içerisinde günahlarınızın bedelinizi ödediğiniz bir yer değil; hiçlik ve boşluk üzerinden tasvir ediliyor daha çok. Kabaca o boşluktan kendi kendine çıkmanın, kendi varlığını şekillendirmenin yollarını arıyor Gaerea. En net parçalardan biri olan Null‘da, bir başına kalmış olanın (kim olduğunu bulmak zor olmasa gerek) kendisini hala narsistçe muktedir hissedişini ve son bölümde onun takipçisi olmanın gururunu anlatarak çıkış yolunu bağladığı yer bariz gerçi ama diğer parçalarla beraber ayrışmayı başarıyor Gaerea. Sözleri kurcalamayı seven, kavramlara kafa yoran dinleyiciler için de dolu bir albüm kısacası Limbo, onu söylemek lazım.

Müziğe döndüğümüzde ise Gaerea’nın BEHEMOTH‘tan fazlasıyla etkilendiğini görmek mümkün. Özellikle vokal tarafında (elemanların kim olduklarınız bilmediğimiz için isim veremiyorum) Nergal‘in öfkeden kudurmuş, çarpık bir vaiz şeklinde özetlenebilecek teatral duruşu, Gaerea’da da karşımıza çıkıyor. Vokalin acele etmeyen, her söylediğinin üzerine basan bu ağırbaşlı tavrı, gruba da yansıyor zaten. Daha albümün açılış parçası To Ain‘den itibaren grubun orta tempo seviyelerde yaptığı müziğin özellikle The Satanist dönemindeki Behemoth ile ne kadar benzeştiğini fark edeceksiniz hemen. Bu belki kimi dinleyiciler için bir önyargı oluşmasına sebep olabilir ama The Satanist‘in ne kadar büyük bir albüm olduğunu düşünürsek birilerinin oralardan etkilenip benzer işler yapması çok doğal değil mi? Ayrıca özellikle hi-hat tuşeli blast-beat ritimlerinde ve öfkeli bir melankoli yaratmakta MGŁA‘dan da çok şey aldıkları açık.

Zil oyunu Inferno seviyesinde olmasa da albümdeki davulculuk dikkat çekici. Glare, Conspiranoia ve Mare gibi parçalarda kısım kısım iyice coşuyor davul. Albüm genelindeki performansına ve özellikle de bas-davul tonuna bayıldım. Gitarlarda ise tremolo çılgınlığı arayanlar için doğru bir adres değil Limbo. Urge gibi parçalarda araya kattıkları minicik death metal rifleri, apayrı bir tat katıyor örneğin. Onun hemen arkasında da zaten yine insafsız davulların üzerinde dissonant sesler akıp gidiyor. Son bölümdeki melodik, melankolik tremolo ise gerçekten pastanın üzerindeki krema gibi. Grubun gitar işçiliği konusundaki cephaneliğini öğrenmek için albümdeki en kısa parça olan Urge‘e göz atmanız yeterli olacaktır. İki gitarın sade bir fikri açıp genişletme konusundaki marifetlerini görmek için ise ilk parça To Ain‘i dikkatle dinlemenizi öneririm. İki tane on dakikanın, bir tane dokuz dakikanın üzerinde parçaya sahip olmasına rağmen elli dakikalık albüm bir çırpıda akıp gidiyor. Gaerea’nın besteciliğinin daha şimdiden bu seviyelerde olması gerçekten müthiş.

Bestecilik, icra ve produksiyon anlamında alabildiğine profesyonel, disiplinli ve temiz olmakla birlikte hem tematik anlamda hem de duygu tarafında gayet çiğ, saf ve kontrolsüz bir albüm Limbo. Bir fikrin üzerinde çok fazla takılıp ağırlık merkezinin kaymasına izin vermiyor; öfke, melankoli, mizantropi gibi duyguların hepsini vermekle birlikte hiçbiri için albümün temel duygusu diyemeyiz kısacası. Müziğinde bu tip bir denge kurabilen çok az grup olduğu için de Gaerea’nın bundan sonraki yükselişinin daha da ivmeli olacağını, çok daha büyüyeceklerini düşünüyorum. 2020’de dinlediğim en iyi black metal albümlerinden bir tanesi Limbo.

88/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.