Röportaj: Paradise Lost

Merhaba.

Geçtiğimiz aylarda yayımlanan yeni albümü Obsidian ile övgüler toplayan, death/doom ve gotik metal türlerinin ikisine birden ilham vererek efsane statüsüne kavuşmuş dev İngiliz grup PARADISE LOST‘un kurucularından, bestelerin çoğunluğunu üstlenen gitarist/klavyeci Greg Mackintosh ile enfes bir röportaj gerçekleştirdik. Buyursunlar efendim:


Korhan: Merhaba Greg, Paradise Lost gibi uzun yıllardır metal camiasında saygı gören büyük bir ismi Metalperver’de ağırlamak benim için bir onur. Uzun yıllar demişken, son albümünüz Obsidian ile Paradise Lost’un hala eskisi kadar güçlü olduğunu herkese gösterdiniz. Neredeyse her platformdan yüksek puanlar topladı Obsidian. Böylesi büyük bir övgü bekliyor muydunuz? Kayıt sürecinden bahseder misin biraz?

Greg: Hayır, beklemiyorduk. Aslına bakarsan biz yalnızca yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz ve bazen zamanlama tutuyor işte. Hiçbir zaman popüleriteyi düşünerek hareket etmemeye çalışıyorum; kalite her zaman önce geliyor benim için.

Kayıt süreci ise bu defa biraz daha farklıydı. Artık bir kontrol ve canlı kayıt odasına sahip olduğum gerçek bir stüdyom var. O yüzden bazı bölümleri Orgone stüdyolarında, yapımcı ortağımız Gomez ile birlikte kaydederken ben de eş zamanlı şekilde kendi stüdyomda gitarları veya klavyeleri kaydettim. İnsanın kendi stüdyosu olması ses ve sonik katmanlar ile ilgili pek çok deney yapmaya olanak sunuyor tabii.

Korhan: Sence bu küresel pandemi durumu, albüme gelen olumlu tepkileri güçlendirmiş olabilir mi? Yani doom metal, şu anda içinde bulunduğumuz duruma çok uygun bir müzik sonuçta, haha.

Greg: Haha, bunu söylemek zor. Şirket bize pandemi yüzünden fiziksel kopya satışının etkilenebileceğini, bu yüzden de albümü ertelemek isteyip istemeyeceğimizi sordu ama biz gerçekten de öngörülen tarihte yayımlanmasını istiyorduk. Tabii bu kararın bazı eksileri ve artıları olmuş olabilir. İnsanlar karantinada yaşarken, normalde olduğundan daha yoğun bir şekilde müziği ve sanatı tüketiyor, özümseyebiliyorlar gibi hissediyorum; yeni albümün bu kadar beğenilmesinde bu durumun katkısı olabilir. Fakat farklı yerlere gidip albümümüzü insanlara tanıtamıyor olmak gerçekten de boktan bir durum.

Korhan: Pandemi konusu açılmışken, grup ve birey olarak bu durumla nasıl başa çıktığınızdan bahsedebilir misin biraz?

Greg: Grup olarak epey zor bir süreçten geçiyoruz. Çünkü şu an turda olmamız, ülke ülke gezip albümümüzü tanıtıyor olmamız gerekiyor ama bunu ne zaman gerçekleştirebileceğimizi bile bilmiyoruz. Kişisel olarak ise ben bu izolasyon durumundan gayet memnun olduğumu söyleyebilirim. Hayatımda hiçbir zaman insan içine çıkmaktan veya sosyalleşmekten hoşlanan birisi olmadım. Yaptığım müzik de bu yüzden böyle zaten, haha.

Korhan: Paradise Lost’un albümünü ertelemediğinden ve turlama imkanı olmamasının, hayranların yeni şarkılara tepkilerini ölçememenin boktanlığından bahsettik. Peki promosyon süreci nasıl gidiyor bu koşullarda? Sosyal medyanın duacısısınızdır herhalde, ne dersin?

Greg: Aslına bakarsan hiçbir zaman sosyal medyanın ve streaming platformlarının hayranı olmadım. Bu yüzden de albümümüzü tanıtmanın tek yolunun bu olması fazlasıyla ironik geliyor bana. Yeniden sahneye çıkana kadar diğer herkes ne yapıyorsa onu yapmalı ve albümü canlı tutmak için zorunda olduğumuz şeyleri yapmaya devam etmeliyiz. Söyleyebileceklerim bunlar.

Korhan: Obsidian’a dönecek olursak, albümde bariz bir kayma olduğundan söz edebiliriz sanırım. Favori şarkılarımdan olan Ghosts ve Forsaken’da olduğu gibi, gotik zamanlarınıza geri döndüğünüz ve hala karanlığını, yoğunluğunu korusa da Medusaya kıyasla daha dinamik, daha çeşitlilik arz eden bir albüm bu. Medusa’da çok daha monolitik bir yapı vardı ve dümdüz bir death/doom albümü yapmak istediğiniz anlaşılıyordu bence. Peki Obsidian’daki parçalar nasıl çıktı ortaya?

Greg: Obsidian’daki şarkı yazımının cesarete ve eklektizme odaklı. İşleri biraz karıştırıp ortaya farklı bir şeyler çıkarmanın vaktinin geldiğini hissettik. Katmanlı ve bahsettiğin gibi dinamik bir albüm yazmak istedik. Tüm albümden ziyade şarkılara odaklandık ve bir şarkı fikrinin bizi nerelere götürebileceğini görmeye karar verdik. Obsidian’ın alternatif versiyonlarını içeren, ağzına kadar dolu bir hard disk var elimde ve her birinin diğerinden çok farklı hissettirdiğini söyleyebilirim.

Korhan: Gitarları elinize alıp haydi şimdi de şöyle bir şarkı çıkaralım mı dediniz yani? Yoksa doğal yaratım süreci içinde mi ortaya çıktı bu birbirinden farklı hissettiren besteler?

Greg: İkisinden de biraz var ama daha çok doğal bir süreçten bahsedebiliriz. Bu defa daha çeşitli bir şeyler yapmak istiyorduk, evet ama işin içine girene kadar da bu sürecin nasıl işleyeceğinden emin değildik aslında. O yüzden de her zamanki şekilde şarkılar yazmaya devam ettik. Belki de bu zihin yapısı sayesinde, beste sürecinde öngöremediğimiz yerlere ulaştık ve parçalar bizi farklı yollara sürükledi.

Benim için hiçbir zaman bitmeyecek bir öğrenme süreci bu ve bana ilham veren, devam etmemi sağlayan şey aynı zamanda.

Korhan: Peki uzun yıllar boyunca bir doom metal grubun çalma konusunda neler hissediyorsun şu an? Hala aynı enerjiyi, aynı duyguları yansıtmakta zorlandığın oluyor mu? Tabii Paradise Lost özelinde grubun örgütlü dinler hakkındaki mesajı çok net; sizin için bu, hiçbir zaman sona ermeyecek bir savaş gibi görünüyor hatta. Fakat kişisel seviyede, yaşla veya tecrübeyle gelen değişimi, baba olmak, kredi borçları ödemek ve benzeri durumlar içindeyken kendini nasıl bu müziğe adapta edebiliyorsun?

Greg: Zamanla her şey değişiyor. Elbette gençlik yıllarımızda her şey çok daha uçlardaydı; siyah ve beyazdan oluşuyordu bütün fikirlerimiz. Ya çok öfkeli ya da çok kaygılıydık. Zaman geçtikçe duygularımız ve düşüncelerimiz daha kompleks bir hal almaya başladı. Hemen göze çarpmayacak, belki ilk dinlemede anlaşılmayacak şekilde, detaylara sakladığımız ayrıntılarda ifade ediyoruz kendimizi. Öfke ve kaygı belirli bir düzeyde hala hayatlarımızın birer parçası olarak orada duruyorlar tabii. Fakat artık kayba, ölümlülüğe dair pek çok içe veya dışa dönük düşünce de yer alıyor müziğimizde.

Korhan: 30 seneden uzun süredir müzik piyasasının içerisindesin. Fırsat, seçenek ve elbette kayıt imkanları gibi konularda grup olarak da bireysel açıdan da en iyisini ve en kötüsünü görmüşsünüzdür diye tahmin ediyorum. Demo kasetleri doldurduğunuz günlere dair neler hissediyorsun? Gelecek teknolojisi ile donatılmış günümüz ile o günleri kıyaslayabilir misin?

Greg: Kaset günlerinde çok fazla prova alman, kayıt anına kesin bir biçimde hazırlıklı olman gerekirdi. Çoğu zaman direkt kaydederdik çaldığımız şeyleri; düzenleme veya ses tahtası üzerinde oynama gibi bir imkanımız ya hiç olmazdı ya da çok, çok az olurdu. O yüzden de ilk ve en ön önemli hedefimiz doğru çalmak, istediğimiz şeyi o kasetlere kaydetmeyi başarmak olurdu. Modern kayıt ise artık çok daha kolay ve çok daha hızlı. Üstelik eskisi kadar pahalı da değil. Fakat bence tüm metal piyasası bu yeni dönemin getirdiklerinden olumsuz etkileniyor, çünkü birbirinin aynı tınlayan çok sayıda grup çıkmaya başladı. Herkes mükemmelliğe odaklanmış durumda. Sanki her şey tek tek dezenfekte edilmiş, temizlenmiş gibi hissettiriyor. Açık söylemek gerekirse hatalı, kusurlu ama en azından kendisi gibi tınlayan bir şeyi dinlemeyi tercih ederim. Her zaman.

Korhan: Bunu sormak istiyorum, çünkü Paradise Lost diskografisinde de hatırı sayılır miktarda deneysellik görmemiz mümkün. Modern zamanda müzik üretirken bir grubun kendi istediği yönde ilerleyebilmesi hakkında neler düşünüyorsun? Demek istediğim artık sosyal medya ve internet sayesinde insanların bakış açısı çok uçlara gitmiş durumda. Hiçbir grup kolay kolay kendi müziğiyle oynayıp direksiyonu bambaşka bir yöne kıramazmış gibi hissediyorum. Black albüm o zaman da eleştirildi ama bugün çıktığını düşünsene; Metallica anında topa tutulur, internet tarafından yok edilirdi… Sen bir müzisyen olarak üzerinde bu tip bir baskı hissediyor musun hiç?

Greg: Ne demek istediğni çok iyi anlıyorum ama ben kendi yazdığım albümlerde hiçbir zaman hayran baskısını taşımadım üzerimde ve o an bana doğru gelen her ne ise o tarafa doğru gitmekten kendimi alıkoymadım. Eğer insanlar beğenmiyorlarsa gidip başka bir şey dinleyebilirler, bu kadar basit. Bununla birlikte özellikle canlı müzik konusunda geçmişi çok arıyor, çok özlüyorum. Internet, YouTube ve telefon kameralarının olmadığı zamanlarda her şey çok daha spontane olabiliyordu ve o gece her ne yaşanırsa tamamen o konsere özel olabiliyordu.

Korhan: Yaklaşık bir hafta önce Draconian Times (tabii soruları gönderdiğim zamana göre bir hafta), 25 yaşına bastı! Birçok grubun kariyerlerindeki mihenk taşlarını kutlamak için özel konserler düzenlediğine şahit oluyoruz. Acaba sizin de Dracionan Times veya bir başka Paradise Lost albümü için bu tip bir düşünceniz, hazırlığınız var mı?

Greg: Hayır. Konserler tamamen durduğu için hiçbir şey düşünecek durumda değiliz şu an. Fakat işler normale döndüğünde, olur da dönerse yani, bu tip bir fikre karşı olacağımı sanmıyorum. Şu an için kafamızda böyle bir şey yok ama ileride olabilir. (Grubun aklına bu fikri sokan kişi olduğumu hayal etmek istiyorum, hshah)

Korhan: Zamanında birlikte çaldığınız ve yakın olduğunuzu bildiğim için açmak istediğim bir konu var: Hamish’in GODTHRYMM’i. Yeni albümlerini dinleme fırsatın oldu mu? Bence bu yılın en iyi doom albümlerinden biri. Hamish o vokallerini senelerce neden bizden saklamış, anlamak zor haha. Ayrıca ileride Hamish’le yeniden bir şeyler yapma şansınız olur mu sence?

Greg: Kesinlikle, Godthrymm harika ve Hamish’e en iyi dileklerimi iletmek isterim buradan da. O, benim hayatımda gördüğüm en tutkulu doom metal hayranı, haha. Aslında yıllarca cover gruplarında ve eş-dost ortamında söylediği için içinde o vokal yeteneği olduğunu biliyordum ben. Umarım ileride yeniden bir şeyler yapabiliriz beraber.

Korhan: 2020’den Metalperver okurlarına önereceğin albümler var mı? Hala sıkı bir takipçi misin?

Greg: Bu yıldan birkaç ilginç şey duydum aslında; End – Splinters, Leached – to Dull the Blades of Your Abuse, Ulcerate – Stare into Death and be Still, Prison of Mirrors – De Ritualibus et Sacrificiis ad Serviendum Abysso, Funeral Leech – Death Meditation, Methwitch – Indwell ve şu an aklıma gelmeyen birkaç şey daha vardır mutlaka.

Korhan: Bu soruyu röportaj yaptığımı her gruba sormaya çalışıyorum: Daha önce hiç Paradise Lost dinlememiş bir metalciye diskografinizden beş şarkı önerecek olsaydın, hangi şarkıları seçerdin?

Greg: Vay, iyi soruymuş bu.

Word Made Flesh,
Beneath Broken Earth,
Frozen Illusion,
Mercy
ve Darker Thoughts.

Korhan: Hepsi bu kadardı, Greg. Cevapların için çok teşekkürler. Türkiye’deki hayranlara bir mesajın veya son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Greg: Umarım en yakın zamanda Türkiye’ye tekrar gelip sizler için çalabiliriz. Hatta bir an önce herhangi bir yerlerde tekrar çalmaya başlarsak çok iyi olacak. Son söz: Bedbaht kalın.


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye basıp Patreon sayfamıza göz atabilir ve patronumuz olabilirsiniz:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Röportaj: Paradise Lost” için 3 yorum

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.