Klasik Bir Cumartesi: Nile – Black Seeds of Vengeance

Merhaba.

Death metal söz konusu olduğunda özgün bir tını yakalamak çok kolay değil. Her şeyden önce eklediğiniz ufacık bir unsur bile sizi death metalden fersah fersah uzaklaştırabilir. Ayrıca 90’larda öyle gruplar çıkıp öyle işler yaptılar ki bir noktada herkes antik, görkemli ve mistik tanrılara yaklaşmaya çalışıyor yaptığı müzikle. Gün geçmiyor ki yeni bir MORBID ANGEL, OBITUARY, ENTOMBED veya BOLT THROWER benzeri grup çıkmasın karşımıza. Öte yandan bu müzik, öyle ha deyince de çalınabilecek kadar konforlu da değil; enstrüman hakimiyetiniz jilet keskinliğinde olmalı. Eh, hem çok iyi çalacak hem özgün olacak hem de death metal olmaya devam edeceksiniz. Kolay mı? Hayır. İmkansız mı? Asla.

Çünkü elimizde bunun yapılabileceğini kanıtlamış dev bir grup var: NILE!

Kariyerine bir thrash müzisyeni olarak başlayan Karl Sanders’in kısa sürede death metale geçmesi, death metalin başına gelen en önemli şeyler listesinin üst sıralarında yer alacak türden bir olay. 90’ların ilk yarısını kendi tınısını bulmakla, demo kasetleri doldurmakla geçiren Karl Sanders’ın Nile’ı, 1998 yılında ilk albümü Amongst the Catacombs of Nephren-Ka‘yı yaptığında death metal alemine eski tanrıların kudretini sorgulayan yeni bir gücün gölgelerde palazlanmaya başladığı haberi, sağda solda dolanmaya başlamıştı bile. Fakat esas bomba 2000 yılında, Black Seeds of Vengeance ile patladı!

İlk albümdeki kimi kaba kısımların törpülenmiş, özgüven gelmiş daha bir grup kimliğine kavuşmuş ve death metal dünyasını kasıp kavurmaya hazır bir Nile, 2000 senesi Nile’ı. Tabii en büyük pay, gruba yeni katılan ve 2017 yılına değin Nile’ın sesi olan Dallas – Toler Wade’e ait. Gitardaki katkısı bir yana, mikrofonda da direksiyonu ele alıp Nile’daki vokal karmaşasını sonlandıran Toler Wade, kısa sürede death metal tarihinin önemli figürlerinden birine dönüştü zaten. Tabii albümde dört elemanın da vokal katkısı var bu arada. Hatta Ross Dolan (IMMOLATION) bile böğürüyor bir yerlerde.

Black Seeds of Vengeance, arkasından gelecek albümler için (hem Nile’ın kendi albümleri hem de diğer grupların albümleri) çıtayı belirleyen bir eser adeta. Ekstrem metal davulculuğunda saygı duyulan bir isim, Derek Roddy, geçici eleman olarak gösterdiği performansla arkasından gelecek Tony Laureano ve George Kollias gibi isimler için temeli inşa ediyor örneğin. İnsana duyma yetisini sorgulatan hızdaki (tek ses gibi duyuluyor ağbiii geyiklerini ne kadar özledim!) bas davul vuruşları, break-down çalarken bile araya üç parçalık davul sıkıştırması… İlk HATE ETERNAL albümünde veya MALEVOLENT CREATION‘da da deli deli şeyler yapıyor ama Derek Roddy’nin zirvesi Nile’da kesinlikle. Tüm Mısır tanrıları toplanmış, aynı anda kafanıza vuruyor tokmaklarla resmen.

Çıta diyordum. Karl Sanders, Toler Wade’in açtığı alan sayesinde tema ve konsepte çok daha fazla odaklanabilecek fırsatı buluyor mesela bu albümden itibaren. O meşhur notları, açıklamaları, sonsuzluğa uzanan sözleri (ve şarkı isimleri) ayyuka çıkmaya başlıyor. Üç-dört dakika aralığına sıkıştırılmış, yoğunluktan ve ağırlıktan patlamanın eşiğinde duran sapkın Nile besteleri ise brutal death metal yaparak nasıl bu kadar çok insana ulaşılabileceğini, nasıl ana akım metal grupları kadar ünlü olunabileceği konusunda ders veriyor algısı açık olanlara. Black Seeds of Vengeance, death metalin kendisinden hiç taviz vermeden, hatta olabilecek en gaddar halini yaparken de erişilebilir olunabileceğini kanıtlıyor yeni milenyumda piyasaya. Black Seeds of Vengeance dediğin 3:36 mesela; keza Defiling the Gates of Ishtar da 3:38 yalnızca (iki dakika içerisinde insanı kamyon çarpmışa çeviren Multitude of Foes‘a değinmiyorum bile) ama bu çöl bir kere insanı avcunun arasına hapsetti miydi, bir saniye bir yıl gibi gelir mapushane damında yeğeni… Haydaa.

Her Nile konserinin vazgeçilmez kapanış parçası, seyircinin eşlik etmesiyle iyice sapıtan Black Seeds of Vengeance ve Mezopotamya coğrafyasında oluşan Babil mitolojisinin en önemli tanrıçası Ishtar’ın ölüler diyarına yolculuğunda geçtiği kapılardan ilhamla yazılmış Defiling the Gates of Ishtar haricinde Toler Wade’in yazdığı Masturbating the War God gibi Nile tarihinin unutulmaz parçalarını barındıran albümün üzerini kaplayan karanlık atmosferi de çok sevdiğimi belirtmem lazım. Evet, ilk albüm kadar çiğ veya sonrasındaki bir diğer Nile şaheseri In Their Darkened Shrines kadar tahmin edilemez değil belki ama Black Seeds of Vengeance‘ın kendine has bir karanlığı olduğu da yadsınamaz. Kişisel olarak ağırlıkla bu sebeple, genel anlamda ise gruba büyük bir sıçrama yaptıran albüm olmasıyla seçtim biraz da.

Tabii atmosfer deyince temadan sözlere, şarkıların ortalarında yer alan veya ayrı birer interlude işlevi gören kısa parçalar ile iyice desteklenen, sonradan grubun Ithyphallic Metal gibi acayip bir kategori altında anılmasını sağlayacak o müthiş Mısır, Mezopotamya havasından söz etmemek olmaz. Bu temayı metale Nile’dan daha iyi oturtabilen kimse yok 30 senedir ve herhalde bundan sonra da olmayacak. Aşırıya kaçmadan, sırtlarını buna yaslamadan, yaptıkları acımasız müzikten hiç ödün vermeden, ense tüylerinizi ürpertecek ayinlerle antik tanrıları diriltmeye çalışıyorlar. Ayrıca Karl Sanders’ın şarkı sözlerinin arka planları hakkında sunduğu bilgiler de işin samimiyetini ve gerçekliğini inanılmaz arttırıyor. Bir kere bulaştığınız mı kaybolup gidiyorsunuz. Ha, ille de açıp kurcalamanız, onlarca Wikipedia sekmesi arasında kaybolmanız mı lazım? Hiç de bile. To Dream of Ur sonrasındaki The Nameless City of the Accursed‘deki uğursuz hohlamalar, geri planda okunan dualar bile yeter… Öf be kardeşim.

4:46’da gerçekten kumulların arasından habis bir şey yükselir gibi olmuyor mu?

Gene öv ha öv duramadım ama ne zamandır Nile konuşmuyormuşum. Üstelik Black Seeds of Vengeance‘a dönmüşken bir çırpıda bırakmak istemedim. Albüm üçüncü turunu atıyor şu an ve bir üç tur daha döner, o süre kadar daha yazmaya devam edebilirim ama bu köşedeki yazıları çok uzatıp insanları uzaklaştırmak istemiyorum çeşit çeşit şaheserden. O yüzden şimdi gidip bir üç tur daha Black Seeds of Vengeance dinleyeceğim kendi kendime. Size de şiddetle aynısını tavsiye ederim. Bir başka Nile marifeti ile yeniden Klasik Bir Cumartesi’de görüşene dek Horus’un Gözü üzerinde olsun.

95/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye basıp Patreon sayfamıza bir göz atın:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.