Klasik Bir Cumartesi: Mercyful Fate – Melissa

Merhaba.

Metal müzikte hikaye anlatıcılığı rolünü en üst düzeyde, en güçlü ve en doyurucu performanslarla sergileyebilen tek bir isim vermek gerekirse bu hiç şüphesiz ki King Diamond. 1970’lerin sonlarında katıldığı Black Rose‘dan beri, yani 40 küsür senedir bu alanda zirvede Kim Bendix Petersen. Karaktere girme, farklı niyetlere ve motivasyonlara sahip varlıkları canlandırma konusunda ondan daha donanımlı hiç kimse gelmedi bu süreçte piyasaya. Sesiyle korkudan titrer halde, ailesini kaybetmiş masum bir kız çocuğunun çaresizliğini, kontrol edemeyeceği güçleri harekete geçirdiğini son anda fark eden psikotik bir adamın delirişini, masumların ruhlarıyla kendine ziyafet çekecek olan bir iblis tohumunun saf kötülüğünü veya sevdiğinin kafatasını elinde tutan bir adamın sonsuz aşkının melankolisini çok gerçekçi ve bu gerçekçiliği asla sorgulatmayacak kadar da güçlü bir biçimde verebiliyor King Diamond. Düşününce, bu tip bir listenin 2. sırasında yer alacak isimle arasında bile dağlar kadar fark olacaktır muhtemelen ki herkesin bu denli kat be kat üzerinde durmak inanılmaz bir şey olsa gerek… O yüzden de bu hafta King Diamond fanomeninin Mercyful Fate ile birlikte dünyaya yayıldığı 1980’lere uzanalım istiyorum biraz.

Brats adındaki punk etkili heavy metal grubunda tanıştığı Hank Shermann ile birlikte, 1981’de kuruyor King Diamond Mercyful Fate’i. 1982’de ilk EP ufak çaplı bir sarsıntıya neden olsa da 1983 çıkışlı ilk albüm Melissa, adeta tektonik plakaların değişmesine neden olup gezegenin seyrini değiştiriyor resmen. Neden? RAINBOW gibi, DEEP PURPLE ve tabii BLACK SABBATH gibi klasik rock ve heavy metal devlerinin şarkı yapılarını IRON MAIDEN ve JUDAS PRIEST gibi çift gitarı devreye sokan grupların zengin melodi anlayışıyle birleştiriyor çünkü Mercyful Fate. Üzerine de sonradan diğer gurpların kullanacağı biçimde sahte bir şok etkisi faktörü olarak değil, aksine King Diamond’ın o dönemki adanmışlığından gelen, üzeri okültizm ile örtülü ağırbaşlı bir satanizm odağında sözleri ve dramatik hikaye anlatıcılığını ekliyor… Eh, 1983’i geçtim, bugün için bile müthiş bir formül bu! Şarkılardaki neo-klasik dokunuşlar ise sonraki albümlerdeki kadar yoğun değil belki ama Shermann’ın besteciliğinin ileride ne kadar görkemli bir hale geleceğinin ipuçlarını taşıyor üzerlerinde.

King Diamond ve bir Hollanda konseri sırasında çalınan, yıllarca mikrofon olarak kullandığı, Melissa adını verdiği gerçek insan kafatası.

Mercyful Fate’in black metal ile ilişkisi ve genel olarak black metal çıkış noktasında bazı yanlış anlaşılmalar var gözlemlediğim kadarıyla, o yüzden hızlıca değinelim albüme geçmeden: 90’lara dek müzikal açıdan belirli bir standart oturtulmadığı için aslında hızlı heavy metal çalıp sözlerinizde Satanizm temasına yer vermek, black metal olarak adlandırılmanıza yetiyordu temelde. Ayrıca Kind Diamond felsefi açıdan (dini açıdan herhangi bir inancı olmadığını da üstüne basarak vurguluyor) LaVeyan Satanizm öğretilerini benimsemiş biri olduğunu defalarca açıklamış bir müzisyen. Şarkı sözleri ve temalar kısmına zaten girmeyeceğim; Evil, Into the Coven, At the Sound of Demon Bell, Black Funeral, Satan’s Fall… Gerek var mı, gerçekten? Neyse, kısacası VENOM‘un Black Metal‘i kadar hızlı veya SODOM‘un ürkütücü In the Sign of Evil‘ı kadar barbarca değil belki ama Melissa ve Mercyful Fate, sapına kadar proto-black metal. Bir insanın gerçek uyluk kemiğiyle kaval kemiğini birleştirip ters haç yapan, mikrofonuna katan, corpse paint‘in mucitlerinden bir adam var yahu vokallerde, daha ne tartışılıyor acaba? Neyse, bunu aradan çıkaralım…

Aslında Hank Shermann – Micheal Denner ikilisinin Mercyful Fate için sonradan yazacakları besteler, bütünlük ve atmosfer açısından Melissa‘ya göre bir parça daha tutarlı ve oturaklı. Ancak Melissa‘nın çiğ, kimi zaman dağınık ve kontrolsüz halleri ona fazladan özgün bir karakter veriyor bana sorarsanız. BATHORY‘nin kendi adını taşıyan ilk albümünden, SLAYER‘ın karanlık ve orta-tempo gövde gösterisi Show No Mercy‘den vb. albümlerden bile önce çıktığını düşünürsek, Melissa‘nın gitarlarındaki yaratıcılığın dozu gerçekten çok yüksek. Açılış parçası Evil‘da Timi Hansen (R.I.P.)’in (Black Funeral‘da da kendi yolunu ne güzel çizmiyor mu bu arada?) parmaklarıyla gövde gösterisinde bulunduğu kısmı, orada Denner-Shermann ikilisinin Eye of the Tiger‘ın ana rifini kendilerine uyarlayışlarını görmek, Curse of the Pharaohs ve Into the Coven‘ın açılışlarını, parçaların kuruluş aşamasındaki hem akrobatik hem de atmosferik numaraları görmek bile yeter yahu.

İkonik.

Kim Ruzz’ın ilham veren, sade ve basit bir anlayışla da müthiş performanslar çıkarılabileceğini kanıtlayan davulları, zillerde biraz bastırılmış olsa da özellikle trampet-bas davulu noktasında müthiş tınlıyor. King Diamond’ın bazen sadece “Çünkü yapabiliyorum, nıhahaha!” gibi şeytani bir motivasyonla gerçekleştirdiğini düşündüğüm deli işi oktav oyunlarındaki tuşenin gerisinde kalmıyor Kim Ruzz asla ki bu gerçekten az buz iş değil. En ilham verici gruplardan birinin ilk döneminde çalıp sonra da ortadan öylece kaybolup müzik sahnesinden çekilmek de yani, ne bileyim… Gerçi düşününce tam da Mercyful Fate’e göre bir hareket. Her neredeysen seviliyorsun Kim Ruzz Bey.

Bu tip yazılara başlamaya çekiniyorum; devasa bir albümün altından kalkabilecek miyim, insanlar gelip ne biçim yazı bu diye tepki mi gösterecek vb. tedirginliklerle tutuluyorum bazen ama bir kere akmaya başlayınca albümün de coşkusuyla susasım gelmiyor bu defa da. Kaçıncı turu döndürüyorum sabahtan beri belli değil ama hak ettiği değeri görmediğini düşündüğüm Black Funeral‘dan uç uca eklenmiş bazı fikirlerden oluşuyor gibi görünse de dinledikçe kendi anlamını kazanan epik Satan’s Fall‘a ve böylesi ürkütücü, güçlü bir albüme kapanış parçası olarak yakıştıramadığım (tamamen sıralamadan söz ediyorum, şarkının kendi kalitesiyle ilgili değil asla), dev Judas Priest etkili Melissa‘ya kadar her şarkıyı defalarca daha dinleyebilirim. Zaten METALLICA‘nın Melissa algımızı bozmasının da etkisiyle, bir kez başlayınca tüm albüm dönüyor şu rifi de duymalıyım mutlaka gibi bir gazla. Bilmeyen genç arkadaşlar için de Metallica’nın Garage Inc.‘inde yer alan, bu albümdeki dört şarkı ve 1987’deki The Beginning albümünden A Corpse Without a Soul‘u kapsayan dev derleme Mercyful Fate parçasını da not düşelim:

Neler neler oluyor yahu… METAL BE!

Konuş konuş bitmeyecek böylesi bir ilk albümden yalnızca bir sene sonra Don’t Break the Oath ile çıtayı daha da yukarı çıkaracaklarını düşünmek çıldırtıyor insanı. NWOBHM, black metal, power metal, heavy metal, progresif rock… Bu müzik kapsayıcı, bu müzik ilham verici, bu müzik yol gösterici! Mercyful Fate ise gerçek bir ikon olan King Diamond ile birlikte metalin başına gelen en güzel şeylerden biri. King Diamond’ın Melissa‘ya yeniden kavuşması zor belki ama eğer siz henüz dinlemediyseniz hemen bir yerlere tıklayıp bu muazzam albümle tanışın ve yeni albüm gelmeden Mercyful Fate’i cebe atın.

99/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız Patreon’da abone olup desteğinizi gösterebilirsiniz. Hedefimize ulaşmak için 12 kişiye daha ihtiyacımız var:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Klasik Bir Cumartesi: Mercyful Fate – Melissa

  • 13 Haziran 2020 tarihinde, saat 16:24
    Permalink

    Aksine ben de Melissa dışında bir kapanış düşünemiyorum bu albüme, daha epik bir final olamazdı bence.

    Ama yine de Don’t Break the Oath ayrı bir klas. Mükemmelliği aşmak mümkünmüş demek ki. A Dangerous Meeting o jilet gitar tonuyla daha ilk riffinden transa sokuyor. Onun da incelemesini görmek isteriz bir ara.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.