İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: ISIS – Panopticon” için 10 yorum

  • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 11:27
    Permalink

    Ben post-metal dinlemeye biraz farklı bir uçtan, The Ocean ile başladım. Post-rock uzun yıllar ilgimi çekmeyi başaramasa da The Ocean ile bu türün kapıları açıldı bana ve bu grubun ilham aldığı grupları araştırmaya başladım. Hatırlıyorum da o listelerde gördüğüm grupların çoğuna aşık oldum ama üç tanesi diğerlerinden daha ağır bastı Neurosis, Swans ve tabii ki ISIS. İlk dinlediğim albümleri Panopticon’du. Hala ne zaman canım So did we’yi dinlesem Grinning mouths’a gelmeden kapatamıyorum. Son paragrafa gerçekten katılıyorum, yıllardır bu gruba olan sevgimi anlatmakta güçlük çekiyorum. İnsanlara öneri verirken ancak yazdığım diğer grupları yazarlarsa önerebiliyorum. Tüm zamanların en iyi albümlerinden biri. Eline sağlık gerçekten ben övsem ancak bu kadar övebilirdim. 100/100 (Günün birinde cesaret edebilirsem siteye Swans-The Seer incelemesi kazandırmak istiyorum o da burada bulunsun.)

    Yanıtla
    • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 13:03
      Permalink

      The Seer cidden muazzam bir albüm. Yazabilirsen zevkle okurum.

      Yanıtla
    • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 13:21
      Permalink

      The Seer kesinlikle uzun bir yazıyı hakediyor.

      Yanıtla
  • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 13:17
    Permalink

    yazıda o kadar Neurosis referansı görüp de Isis i dinlememiş olmak rahatsız etti resmen beni. ilk fırsatta bu işi halledeyim bari.

    Yanıtla
  • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 13:27
    Permalink

    Ne kadar dinlersem dinleyeyim sevemediğim bir albüm. Her yerde müthiş bir övgüyle bahsediliyor kendisinden ama nedense katlanılamaz derecede kötü buluyorum. Hele ki vokaller tam bir işkence benim için. Belki kompozisyonel yönden çok sakat değil ama ciddi bir miks/prodüksiyon sorunu var albümün.

    Yanıtla
    • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 13:42
      Permalink

      Sorundan ziyade bir tercih aslında. Panopticon’un ilk baskılarında dinamik aralık ortalamaları 7 civarında ki epey düşük gerçekten. Sonradan yayımlanan Remastered versiyonlarda 10’a çekilmiş ve ben o kaydı dinleyemiyorum mesela, asla geçmiyor albümün ruhu o aralıklarda bana.

      Celestial, Wavering Radiant gibi albümlerdeyse çok daha yüksek dinamik aralık. Zaten bu da o albümler için bir eleştiri noktası oluşturuyor bazı hayranlar için. Kimi dinleyici yastıkla boğulmuş gibi bir sound tercih ederken kimisi de pırıl pırıl, ferah şeyler dinlemek istiyor.

      Açmak istedim biraz bu mevzuyu.🤘🏼

      Yanıtla
      • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 15:30
        Permalink

        drloudnesswars bu konuda referans alınacak iyi bir site ancak ilk çıkışında kompres edilmiş, pek de tatmin edici bir ses dengesine sahip olmayan bir albüm sonradan ne kadar remaster edilirse edilsin bir miks harikasına dönüşemiyor. Celtic Frost – Monotheist örnedğini vereceğim mesela. CD baskısı duyabileceğin en kötü, en gürültülü mikslerden birine sahip. Geçende internetten bunun plak ripini buldum ve CD’ye kıyasla belirgin şekilde daha iyi olmasına karşın yine de ilk sürümün mirasını bir nebze üzerinde taşıyordu. Deathspell Omega da bundan çok çekiyor mesela, kompozisyonel açıdan muazam işleri bir gürültü yumağına çeviriyorlar. Bilhassa iyi bir dinleme ekipmanıyla bu kusurlar epey belirginleşebiliyor. Bilgisayarda ASIO eklentisiyle beraber Foobar2000 kullanıyorum, kulaklık olarak da Marshall Major II’ye sahibim ve Isis, Panopticon albümünü ne yazık ki dinlerken zevk alamıyorum, boğuk ses beni rahatsız ediyor.

        Tabii bu sorunun farkında olan ve albümlerini bu kaideler doğrultusunda kaydedip miksleyen modern gruplar da mevcut; Blood Incantation, Inverloch, Desolate Shrine, Tomb Mold, Coffin Rot ve pek çoğu gibi. Ekstrem metal albümleri olmalarına karşın yağ gibi akıyorlar ve uzun dinlemeler sonrası ne kulağı ne de başı ağrıtıyor. Bazen yalnızca kulaklarımı bayram ettirmek için Disembowelment, Transcendence Into thePeripheral açtığım oluyor.

        Yanıtla
        • 30 Mayıs 2020 tarihinde, saat 15:58
          Permalink

          “Boğuk ses beni rahatsız ediyor.”

          Bundan bahsediyorum tamamen. V-Moda Crossfade – 2 ile dinliyor ve bayılıyorum o boğucu kayda ben mesela. Bu yüzden iş biraz da tercihe geliyor demek istedim. Tamamen dinlenemez bir kayıt değil zira.

          Yanıtla
  • 31 Mayıs 2020 tarihinde, saat 02:05
    Permalink

    Mukemmel bir album. Benim icin de Neurosis – Times of Grace ile birlikte post metal’e giris albumudur. 100 puani hakediyor. Oceanic’in de bundan asagi kalir yani yok.

    Yanıtla
  • 9 Haziran 2020 tarihinde, saat 16:06
    Permalink

    Çok iyi bir kritik. Umarım neurosis rosetta cult of luna gibi grupların kritikleri de giderek artar

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.