Aeternam – Al Qassam

Merhaba.

2010 yılında Metal Blade etiketiyle çıkan ilk Aeternam albümü Disciples of the Unseen‘i dinlemeden önce Kanada-Quebec’ten çıkan yeni bir senfonik death metal grubu fikrinin heyecanıyla kulaklığımı takmış, kısa süre sonra ise ufak bir şok yaşamıştım. Hiçbir elemanı tanıdık olmayan, daha yeni yetme sayılan bu ufak grubun Kanada’nın teknik, soğuk ve tavizsiz death metalindense Orta Doğu’nun çöl iklimindeki mistik kafaları benimsemiş olmasını beklemiyordum çünkü. Fakat Aeternam sağlam bir senfonik taban üzerine bir dönemin BEHEMOTH‘u gibi hem sert hem de akılda kalıcı, NILE‘ın çok daha yumuşak bir versiyonunu gibi bir death metal oturtup aklımı almıştı.

Aradan 10 yıl geçti ve Aeternam artık senfonik/folk death metal konusunda, özellikle de ekstrem metale MENA, yani Middle-East&North Africa coğrafyasının getirdiği özgün tatları yedirebilen gruplar arasında kendine iyi bir yer edinmeyi başardı. 2012’nin Moongod‘ı ile büyük bir sıçrama yaptılar ve daha cilalı, daha kulak dostu bir prodüksiyon ve daha zengin düzenlemeler ile yeraltı metalcisini üzdülerse de bu tercih onları devler ligine yükseltti. Bu türü sevenler için MELECHESH ve ORPHANED LAND gibi grupların yanında Aeternam’ın da ismi anılıyor artık. On yıl içerisindeki 4. stüdyo albümleri olan Al Qassam ise özellikle Angry Metal Guy tarafından Mart ayının en iyi albümü seçilerek ve küresel metal basınında yere göğe sığdırılamayarak hem ilgimi hem de açıkçası bir miktar antipatimi cezbetmeyi başardı.

Son Orphaned Land albümü için hazırladığım yazı hala sitede en çok tıklanan yazılardan biri ve o konuda fikirlerim pek değişmiş değil. O yüzden de Al Qassam‘ı ilk dinleyişimde Palmyra Sculptures‘a denk geldiğimde yüzümün ne kadar ekşidiğini tahmin edersiniz. Kobi Farhi‘nin konuk olduğu ve gitarsız davulsuz, bomboş bir Orphaned Land parçasını buraya koymak şart mıydı, bilemedim. Kobi “promised orphans,” dedikçe irkiliyorum bak. Hayır bir de bu parçalar bu topraklarda bin yıldır falan yapılıyor herhalde ve sırf başka bir memleketteki metalciler yaptı diye, otantiklik argümanlarıyla vay beee çekilecekse işimiz iş…

Neyse, Palmyra Sculptures isimli denyoluğu bir kenara ayırıp Al Qassam‘a dönelim; albümle aynı isme sahip açılış parçasının hızlı davulları ve yaylılardan oluşan senfonik düzenlemeleri, hızla bir açılış sağlıyor. Sonlara doğru Doğu ezgilerinden oluşan daha groovy yerlere gidip albümün folk tarafının nelerden oluşacağını da özetliyor solonun sonunda. Nakarat bölümü ve son kısımda giren gitarlar, Aeternam’ın şarkı yazımı ve düzenleme konusunda ne kadar yol aldığını gösteriyor daha ilk şarkıdan. Arkasındaki The Bringer of Pain, grubun silahlarını en efektif kullandığı parçalardan. Daha sert, daha gitar odaklı bir şarkı bu ve yüksek tempo davullar arasından yükselen Achraf Loudiy’nin kükremeleri, melodik gitarlar ve gaz bir soloyla birleşip ilk bir, bir-buçuk dakikada coşturuyor dinleyeni. Fakat sonrasında önce temiz vokaller devreye giriyor, kısa süre sonra da Spartacus hikaye anlatmaya başlıyor… Gerçekten en son AMON AMARTH‘ın zayıf Berserkerında, ismini bile hatırlamadığım (hatırlamak da istemediğim) bir şarkıdaki Johan’ın o dramatik olmaya çalışan konuşma sesinde bu kadar utanmıştım galiba, hshah. O kadar sırıtıyor ki burada da… Bu arada son TRIVIUM albümünü dinleyenlerin aslında iki grubun birbirine ne kadar yakın durduğunu görüp şaşıracaklarına eminim bu parçada, onu da not edeyim.

RAVEN WOODS‘un Enfeebling the Throne albümünü dinlemiş miydiniz? Bence ülkemizdeki en hak ettiği değeri görmeyen işlerden biri hala ve globalde iyi ama çok Behemoth, çok Nile, gibi eleştiriler almış olması şaşırtıyor beni hala biraz. Aeternam ne o zaman acaba? Raven Woods bu albümü 2011’de yaptı bu arada, yanlış olmasın. Logo, renkler, görsel dil bile yakın birbirine… Zamanlama önemli bir şey gerçekten. Tabii Aeternam Filistin’e, eski imparatorluklara ve birtakım tarihsel referanslarla da temasını destekleyip farklı bir noktaya çekiyor kendisini ama eminim birçok dinleyicinin önceliği sözlerden ziyade müzik, o yüzden dünyanın en önemli mevzusundan da bahsetse özünde Raven Woods’un 2011’de yaptığını Orphaned Land’in 2002’de yaptığıyla birleştirip önümüze sunuyor Aeternam Al Qassam‘da; bundan daha iyi bir özeti olamaz bu albümün.

Coğrafyanın kader olmasına kızmam ve bazı şeyleri ikiyüzlü bulmam dışında (bağımsız çıktı güya albüm ama klibe Instagram’ın alternatife hitap eden ablalarını eklemeyi ihmal etmemişler mesela), bende tetiklediği düşünceleri bir kenara ayırırsak Al Qassam öz olarak iyi bir albüm aslında. Bir önceki Ruin of Empires‘ı bilenler için sürprizsiz olsa da senfonik/folk death metalin Orta Doğu sosuna bulanmış halini sevenler için, zaten elde çok fazla seçenek de olmadığından, yeterli bir alternatif. Hanan Pacha, Poena Universi gibi uzun parçalarda Aeternam’ın gücü daha da belirginleşiyor. Daha bir epik, daha bir SEPTICFLESH oluyor Aeternam buralarda ve sıkıştırılmaya ihtiyaç duymayan fikirler, rahatlıkla akılda yere edebiliyor.

Sıkışma demişken, bu tip albümlerdeki prodüksiyon bütün kanalları aynı ses seviyesine çekip (brickwalled) nefes almayan, size de aldırmayan ve enstrüman seçmenize müsaade etmeyen bir biçimde olur sıklıkla ama Al Qassam, her ne kadar bir noktaya kadar olsa da bu açıdan dinamik sayılabilir. Senfoni arkasındaki davullar ile oluşan kaosun arasından bir şeyler duymak için kendinizi yırtmaya gerek duymuyorsunuz. Yine de çok cilalı, çok temiz her şey ve biz bu haltı dinliyoruz ama gerçek mi ulan bu, hissi geliyor bazen maalesef. Yine de bir WINTERSUN kadar değil tabii.

Bugün niyeyse çok oradan buradan konuşasım varmış; Al Qassam dinledikçe aklıma başka başka şeyler geliyor, düşüncede oradan oraya savrula savrula iki saatte yazamadım yazıyı. Fakat bunca zaman sonra artık sizden hiçbir bir çekincem olmadığı için silip düzeltmeyeceğim elbette. Aeternam iyi bir grup olabilir, Al Qassam da hiç fena bir albüm değil ama sanıyorum yabancılar bu tip şeylere bizden bir çıt daha fazla coşma eğilimindeler. O yüzden sağda sola görüp bu kadar övülüyorsa vardır bir hikmeti gibi bir bakışla albümü açacaklar için bir el freni işlevi görmesi açısından dursun bu yazı da burada. Öyle bir şey değil Al Qassam.

75/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Aeternam – Al Qassam” için 2 yorum

  • 14 Mayıs 2020 tarihinde, saat 14:28
    Permalink

    Bir Moongod hayranı olarak söyleyebilirim ki bu albüm beklenilen seviyede sert değil bence de. Fakat tüm enstrümanların gerçek sanatçılarca çalınması ve bazı şarkılardaki müzikalite cidden çok iyi. Benim albümde en sevdiğim şarkı açık ara Ithyphallic Spirits of Procreation. Kobi’nin misafir olarak alınması gereksiz olmuş.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.