Mors Principium Est – Dawn of the 5th Era

Merhaba.

Melodik death metal tepeden bakılan bir tür olarak metalin üvey çocuklarından biri oldu uzun yıllar boyunca. 90’ların karanlığından, çamurundan fırlamış death metal gibi çift vurup tek sayan gaddar bir müziğin önüne nedense kimilerinin kulağına ponçik, minnoş ve dahil olduğu ortamı Tumblr’a çevirecekmiş gibi gelen melodik sıfatını ekleyince metal böyle bir şey değil yalnız koçum! minvalinde beyaz ekmeğin zararları hakkında yazılanları haklı çıkaran yaklaşımlarla hor görüldü hatta. Tabii bunun dönemle, ekstrem metalin doğumuna ve gelişimine yol açan o devamlı daha sert müziği arama ve ulaşma ihtiyacı ile de ilgisinden söz edebiliriz tabii ama bu çok ılımlı ve pozitif bir bakış açısı olur. Dümdüz ben çok sert şeyler dinlediğime göre demek ki ha bunlardan daha metalciyim, en metalciyim ben! gibi saçma sapan bir kıyas ve kekolukla ilişkili daha çok.

Neyse, aslında ben buraya Mors Principium Est konuşmaya gelmiştim ama yine kavga ediyorum hayali birileriyle. İyice kendimi kaybetmeden şöyle yapalm o zaman: Metalperver’in Patreon‘daki en eski destekçilerinden ve fikrin kendisini de her zaman destekleyenlerin başında gelen Selim’e gönderelim bu yazıyı öncelikle. Benim de uzun zaman dinlerim bir ara ya dediğim gruplardan birinin diskografisine dalmama vesile oldu, sağ olsun.

Şimdi de Fin grup Mors Principium Est’in 2014’te yayımladığı Dawn of the 5th Era albümüne dalalım:

Klasik, yavaş açılan senfonik bir intro sonrası bir anda patlayan, neredeyse thrash tarafına kayan hızlı bir rifle giriyor God Has Fallen. Onun hemen sonrasında da şarkının ana motifi olan, nakaratta da farklı bir versiyonuna denk geleceğiniz tek tel melodileriyle minarelerin arasına hoş geldin melodik death metal! mahyasını çekiyoruz. Senfonik düzenlemelerle zenginleşen müziğin duygusal tarafını ise tempo ve ritim belirliyor daha çok. Tabii ki ağır sololar, Finlandiyalı gruplara özgü o soğuk, melankolik notalar başrolde ama dur-kalk’a yaklaşan, Avrupa blast-beat de denilen yarım ritimlerle, nakaratta müziği black metale yaklaştıran (God Has Fallen sözlerine de uygun olarak), tremolo ile birleşen tam blast-beat bölümler ve solo arkasında tek kick ile daha tuşeli taraflara geçen dinamik, güçlü bir davulculuk ile grubun beşinci döneminin tekdüzelikten epey uzak geçeceğini (geçtiğini diyelim) tahmin etmek çok zor değil.

Fin melodik death metal gruplarının geneline etki ettiğini düşündüğüm bir hacimsizlik, şöyle etli etli metal tınlayamama durumu oluyor bazen. Uzatmak istemiyorum bunu, çünkü yanlış anlaşılıp ulaan seğn bu gruplara nassı laf edersin?! seviyesine çok hızlı gelebiliriz ama canım ciğerim AMORPHIS şarkılarında bile, ilk üç albümünü hala çok yüksek yerlere koyduğum KALMAH‘ın en yüksek tempolu çılgınlıklarında bile bir sabun köpüğü, saman alevi hissi olabiliyor bazen. Mors Principium Est ise bu konuda bir istisna ve İsveçli meslektaşlarına daha yakın duruyor. Bunu sağlayan temel unsur ise grubun thrash metal etkilenimleri. Paldır küldür gidiyor MPE müziği ve hiçbir anında metalinden ödün vermiyor gerçekten. Chugging rifler, thrash ritimleri, senfonik düzenleme mevzusunun ana enstrümanlardan rol çalmadan geri planda tutulması (WINTERSUN‘da kantarın topuzu kaçtı mesela bu konuda) gibi şeyler, Dawn of the 5th Era‘nın çok daha metal duyulmasını sağlıyor ki koca bir paragrafı buna ayırdığımı düşünürsek bu konu önemli galiba benim için, hshah. Tabii hem vokal ile hem de melodi anlamında tam uyuşmuyorlar ama THE BLACK DAHLIA MURDER‘ın Avrupa görmüş, tiyatroya gidip müze gezmiş versiyonu gibi Mors Principium Est bu albümde adeta. TBDM’daki çocukları da barzo yaptık durduk yere, hadi hayırlısı. İlk dönem CHILDREN OF BODOM‘u da analım yine bu kısımda.

Çok keskin bir rif/melodi tabanına oturuyor albüm. Temponun düştüğü, iyice melankolik bir hal aldığı anlarda bile hala bir tarama, bir groove var arkada. BE’LAKOR sevenlerin anında Fraught ile karşılaştıracağı Leader of the Titans‘ın o malum bölümünü (sonlara doğru) düşünün mesela. Aynı şekilde galloping dediğimiz o dıgıdık ritimle şahlanan I am War‘un bir anda düştüğü, armonik gitarlar ve tapping işleriyle, sonraki akrobatik soloyla farklı bir kulvara saptığı anlarda arkadaki ritimlere bakın mesela. Bu arada I am War‘da Andy Gallion (grubun ana bestecisi, gitaristi/klavyecisi) top tüfek saldırmış… Her ölçüyü, her saniyeyi doldurmaya çalışmışlar ve üstelik bunu aynı şeyden biraz daha, biraz daha şeklinde değil de nüans farklarıyla her şarkıya ayrı bir karakter verecek şekilde, detaycı bir biçimde yapmışlar. Albümdeki en klavye/senfoni ağırlıklı Monster In Me bile hem bu özelliğiyle diğer şarkılardan hem de KALMAH vari solosuyla kendi kendinden bile ayrışıyor.

Böyle detay detay yazıyorum ama melodik death metale hakim bir dinleyici için Dawn of the 5th Era detaylı ve kurcalaması zevkli bir albüm. İyi bir melodi tutturup defalarca onu tekrar etmek yerine ana fikrin etrafında gezen, değişip evrilen beste yapıları heyecanı diri tutuyor. Ayrıca şarkı süreleri de kısa sayılır ve çok az tekrar içerdiği için 11 şarkı boyunca sıkmıyor insanı hiç. Fakat bu kadar dolu ve yoğun, melodi bombardımanı tadında bir albümde prodüksiyon da önemli ve maalesef Dawn of the 5th Era‘nın en büyük açığı bu gibi: Biraz sıkış tepiş bir kaydı var ve tek tek ayırmaya çalışırken zorlanıyorsunuz. Bunun teknik açıklaması için dinamik aralık yazabilirsiniz Google’a. Ayrıca bas gitarı duymak da çok mümkün değil ama bu tip bir albümde buna gerek var mı emin değilim zaten. Bir de bu müzikteki en yetenekli vokalistin Ville Viljanen olmadığını söylemek lazım. Kısıtlı bir aralık içinde, bir süre sonra monotonlaşmaya başlayan bir performansı var ve çok da derinlikli olmayan sözlerle birleşince bir süre sonra tamamen gözardı (kulakardı?) edilebilir hale geliyor Ville… Albümün benim gözümden ufak tefek eksileri de bunlar sanırım.

Dawn of the 5th Era, zamanında bir-iki şarkı dinleyip geçtiğim bir albümdü ve açık söyleyeyim, iyi bir melodik death metal dinleyicisi olarak şu an kızıyorum kendime biraz. Mors Principium Est hala favori mdm grubum değil, Dawn of the 5th Era da bir başyapıt değil ama şöyle efekte boğulup sulandırılarak insana gerçekliğini sorgulatacak raddeye gelmemiş, hem hızlı hem de melodik, taş gibi bir metal albümü ve melodik death metal seven biri için Dawn of the 5th Era‘da yanlış çok az şey var gerçekten.

86/100


Destek olmak için aşağıdaki düğmeye basıp Patreon sayfamıza bir göz atın:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.