The Black Dahlia Murder – Verminous

Merhaba. Uzun bir yazı olacak, şimdiden uyarayım.

Ana akımın içerisine bu kadar yerleşmiş olmasına rağmen yeraltı kültürünü doyasıya yaşamaya ve yaşatmaya devam edebilen ender gruplar arasında en sevdiğim ve saygı duyduğum isimlerden biri de Michiganlı melodik death metal ekibi The Black Dahlia Murder. 2000’lerin başlarında, spesifik olmak gerekirse Unhallowed ve Miasma ile çıktıkları devler ligi sahnesinden neredeyse 20 yıldır inmemiş, Metal Blade‘in saflarında yer alan en güçlü gruplardan biri TBDM.

Metalde bağlamın önemini sık sık dile getirmeye çalışıyorum. Bağlamı kaybedince birçok şey anlamsızlaşıyor çünkü. The Black Dahlia Murder da bu konudan muzdarip bir grup oldu yıllarca. MTV – Headbangers Ball dönemlerini hatırlayanlar grubun kliplerinin hangi isimlerle birlikte paylaşıldığını da hatırlıyorlardır. Metal hızla kan kaybederken çaresizce yeni isimlere yönelen ana akım, arada TBDM gibi taş gibi, kaya gibi bir melodik death metal grubunu da core soslu, isyankar sert Amerikan gençliği stereotipindeki grupların yanına koymaya çalıştı ve maalesef, en azından dinleyicinin bakış açısı tarafında, tuttu bu hamle. Yıllar içerisinde kaç defa Black Dahlia Murder’ın CALIBAN ile, CHIMAIRA ile, ne bileyim KILLSWITCH ENGAGE ve benzerleri ile karşılaştırıldığını görüp evde sabahlara kadar ağladığımı hatırlamıyorum (çünkü olmadı böyle bir şey). Neyse, sonsuza kadar son noktayı koyalım bu vesileyle: The Black Dahlia Murder, bir melodik death metal grubu arkadaşlar.

Son yıllarda dinlediğim en başarılı işlerden Nightbringers‘ın çıkışının üzerinden üç yıl geçtikten sonra, kariyerinin 9. stüdyo albümüyle huzurlarımızda. Nihayet. Alıştırdılar bizi iki senede bir albüme, araya fazladan bir sene daha girince gerçekten ayarım bozulmaya başlıyordu artık…

Fakat albüm çıktıktan sonra, dinlerken de bir süre beklemek gerektiğini, bir The Black Dahlia Murder albümünün sabır isteyebileceğini tahmin edememiştim.

Nasıl mı? Nightbringers, Abysmal ve Everblack ile geçtiğimiz on yıla iz bırakırken grubun en büyük alamet-i farikası hızlı, sert ve dinamik besteleri fazlasıyla akılda kalıcı melodilerle süslemesiydi. Besteler, belirli bir motifi, bir melodiyi veya ritim fikrini öne çıkaracak şekilde kurgulanıyordu ve Nightbringers gibi, Moonlight Equilibrium gibi, Into the Everblack gibi büyük hitlere dönüşen şarkıların ortaya çıkmasını sağlıyordu. Daha önce grubu dinlemediyseniz bile bu müziğe alışkın kulakların The Black Dahlia Murder’ı çabucak özümsemesini sağlayan kilit unsur, üç aşağı beş yukarı buydu. Verminous’ta ise bu bakış açısını büyük oranda çöpe atıyoruz.

İlk bir-iki dinlemede açık vermiyor hiç. Karanlık işler çeviren çarpık bir büyücünün, sahte olduğuna işaret eden bazı ipuçları orada olsa da arkasındaki gerçekleri açık etmeyen ürkütücü bir ilüzyonu gibi saklıyor albüm kendisini. Her yönden bu çalan şeyin TBDM olduğu ortada ama sanki görünenden fazlası var gibi hissettiriyor. Hani bazı korku filmlerinde, katilin o iğrenç işlerini gördüğü bodrum katına açılan bir kapak, karanlık merdivenler ve tavandan sarkan tek bir lamba… Bildiniz mi? İlk birkaç dinleme evin içindeki mahzene, zindana, o korkunç şeylerin döndüğü yere açılan gizli bölmeyi aramakla geçiyor işte. Nihayet gerçekler günyüzüne çıktığındaysa tahminlerinizin ötesinde bir şey ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz kısa sürede. Açılışta yer alan kısacık sample, farelerin cirit attığı kötü kokulu bir kanalizasyona düşmenin başımıza geleceklerin en normali olduğunu anlatıyormuş meğer.

Grubun en farklı işlerinden biri olmuş Verminious. İlk olarak Nightbringers‘da duyduğumuz yeni gitarist Brandon Ellis (Ex-ARSIS), artık iyiden iyiye Brian’a katkı yapar olmuş beste konusunda belli ki. Çünkü gerçekten ilginç şeyler var Verminous‘ta. Şarkılara bakarız belki sonra gene ama şimdiden The Wereworm’s Feast‘e bir parantez açmak lazım. KING DIAMOND sevenlerin Brandon’ın sololarıyla coşacaklarına eminim bu şarkıda ve diğer şarkılarda da kendini belli eden eski heavy metal dokunuşlarıyla ve sololarıyla albüme imzasını atmış Brandon. Buraya bir de Sunless Empire solosunu not düşüp Brandon konusunu kapatayım. O nasıl solo öyle yahu, vay be.

Verminous‘ta yer alan ve TBDM’nin kendi müziğine çok iyi oturttuğu thrash riflerinin de gazıyla kendinizdne geçeceğiniz birçok klasik TBDM anı mevcut olsa da daha karmaşık bir gitar işçiliği ve daha karanlık bir bakış açısı hakim. Karanlık demişken, Verminous‘un en büyük farklılıklarından biri de albümün duygusal bir seviyeye inebilecek melodilerle, kasvetin neredeyse kederle birleştiği bölümlerle dolu olması. Belki fazla bariz olacak ama Removal of the Oaken Stake‘i ele alalım: Kalbine çakılmış bir kazıkla yenilenme özelliğini kaybetmiş, buna karşın tam manasıyla da ölememiş bir vampirin neredeyse bir iskelete dönüşmüş olduğu halde bilinci açık bir şekilde yattığı tabuttan zamanın akışının geçip gitmesini görmesini anlatan, araf fikrini insanın aklına sokan bu şarkının özellikle de nakaratında bariz bir melankoli, armonik gitarlarında bariz bir hüzün ve solosundaki perişanlığı duymamak imkansız gibi. Diğer kimi şarkılarda da benzer bir keder durumu var ara sıra ama uzatmamak için biz başka bir yerden devam edelim.

Bas-davul kaydı müthiş. Değinmeden geçmek olmazdı çünkü atmosferin bel kemiğini oluşturuyor bu ikili. Katman katman inen, her katta daha da uğursuz ve habis bir şeye dönüşen korkunç bir zindan gibi, kapakla uyumlu o zehirli, çarpık yeşil tonların ortaya çıkmasını sağlayan bela her neyse onun ürkünçlüğünü çok başarılı şekilde yansıtan bir prodüksiyonu var albümün. Özellikle bu müziğe uygun bir ses sisteminde daha da etkileyici oluyor ve aradan Allan Cassidy’nin ride zilinin çınlaması, geceyi yırtan bir çığlık gibi tınlıyor resmen. Aynı şekilde şarkı sıralaması da sanki bu anaolojileri doğruluyor gibi; kanıtlayamam belki ama Trevor manyağını biraz tanıyorsam şarkıları sıralarken bir noktada aşağı doğru inen spiral bir merdiven hayal etmiştir mutlaka.

Atmosferi besleyen bir diğer unsur da Nighbringers‘ın aman vermeyen temposunun yerine Verminous‘ta birkaç orta tempolu besteye yer verilmiş olması. Tabii orta tempo derken TBDM için orta tempo bu ve The Leather Apron’s Scorn bile bir noktada Allan Cassidy ayısının 240 bpm davullarıyla çıldırıyor ama albümün sağına soluna serpiştirilmiş, MORBID ANGEL referanslı kimi kısımlar, uğursuzluğu perçinliyor kesinlikle. Bu arada lafı açılmışken bu şarkıdaki CARCASS hissini de atlamayalım.

Fakat maalesef kusursuz bir albüm değil Verminous ve bazı açılardan bakınca açıkları kolayca görülebiliyor. Örneğin biraz önce övdüğüm bas-davul kaydı ve genel prodüksiyon kalitesi, genele bakıldığında özellikle Trevor’ın vokallerinin şarkı şarkı farklı duyulması, Allan’ın davullarının bazen aşırı öne çıkması gibi nedenlerle kesik yiyor. Özellikle Dawn of Rats, grubun şimdiye kadar yaptığı en ilginç bestelerden biriyken Allan’ın davulundan başka bir şey duymak zor. Neden böyle dengesiz prodüksiyon ve neden bazen Trevor’ı duyamıyoruz, çözemedim. Normalde takılmam böyle şeylere ama bariz bir farklılık duyuyorum bazı şarkılarda.

Grubun herhalde en az ilgi gören albümü Deflorate‘e yakın bir teknik, katmanlılık hali var Verminous‘ın ama bu bile grubun formülünün bir noktada şarkıların birbirlerine fazlaca yaklaşmasına engel olamıyor. TBDM besteleri üç aşağı beş yukarı aynı yapıdalar ve Verminous da kısa sürede dinleyicinin içinden favori şarkılarını seçip diğerlerine bir daha hiç bakmayacağı bir albüm olabilir bu açıdan. Sonlara doğru gelen canavar The Wereworms Feast bile acaba önündeki, arkasındaki şarkılardan sıyrıldığı için mi, yoksa gerçekten çok çok iyi bir şarkı olduğu için mi öne çıkıyor, kestiremiyorum tam. Neyse ki şarkı süreleri çok kısa ve beste yapıları benzeşse de tekrar içermediği için akıp gidiyor albüm.

The Black Dahlia Murder, diskografisinde farklılıklar barındırabilen, özünü kaybetmeden değişip dönüşebilen bir isim ve bu yüzden de hayranları grubun farklı dönemlerini benimseyebiliyor. Verminous, birçokları için grubun erken zirvesi Nocturnal veya son dönem şahikası Nightbringers‘a çok coşanların biraz hayal kırıklığı yaşayabileceği bir albüm bence. Fakat Deflorate, Abysmal sevenlerin de bağırlarına basacaklarına eminim. 36 dakika süresi (oh ya!), devinim hali ve müthiş sololarıyla uzun süre rahatça dinlerim belki ama bir defa sıkılınca da diskografide Verminous‘a geri dönmem biraz zaman alabilir gibi hissediyorum ben. Yine de bir The Black Dahlia Murder albümünden beklediğim şeylerin büyük çoğunluğuna (hatta bazı açılardan fazlasına) sahip ve bu karantina günlerinde normal akışın devamını sağlayan, insanı realiteden koparıp bir şeye eğilmesini sağlayan (iki buçuk saattir bu yazıyla uğraşıyormuşum, şu an fark ettim) böyle hamleler insanın psikolojisini olumlu etkiliyor galiba. Sırf bunun için bile teşekkürler The Black Dahlia Murder.

P.S.: Verminous için özel bir D&D senaryosu hazırlanmış ve özel zarlar ile birlikte, kısa bir campaign içeren özel bir versiyonu basılmış. Sırf şu geek kafası için bile sevilir Trevor ve TBDM.

83/100


Metalperver’e destek olmak için Patreon sayfamıza bir göz atın:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.