Soliloquium – Things We Leave Behind

Merhaba.

Kült grup RAPTURE’u bilir misiniz? 90’ların sonunda piyasaya çıkıp kısa sürede üç albüm yaptıktan sonra akıbeti tam belli olmayan (SHAPE OF DESPAIR’e dönüştüler kısaca) melodik doom/death metalin Fin temsilcisi, 1999 yılında yayımlanan müthiş ilk albümü Futile ve özellikle de açılışı yapan To Forget parçası ile hayatıma girmiş ve önemli bir yer edinmiştir. Melodik death metal ile doom dinamiklerini benzersiz biçimde harmanlayıp birçok gruba da ilham vermişlerdir.

İşte o gruplardan biri de Soliloquium.

2011 yılında İsveç’te kurulmuş, iki kişiden oluşan Soliloquium, doom/death metali fazlasıyla melodik ve tempolu bir biçimde icra ediyor ve Rapture’un günümüzdeki izdüşümü benim gözümde. 2016 ve 2018’de yayımladığı ilk iki albümü, fazla dile getirmesem de beğendiğim işlerdi ve içten içe grubun büyüyüp olgunlaşarak aradığımız ama maalesef artık bulamadığımız KATATONIA‘ya dönüşmesini umarak, melankolik yüreklere kan pompalaması umuduyla pusuya yatıp beklemeye koyulmuştum. 16 Mart’ta yayımlanan Things We Leave Behind beklentilerimi karşıladı mı? Bakalım:

Eski bir KATATONIA albümünden fırlamış gibi duran Dead Ends (ismi de benziyor zaten), çift gitarın birbirini beslediği harika bir melodiyle açıyor albümü. Grup iki kişi dedim ama DOWN OF SOLACE, ENSHINE ve bazı başka gruplarda yer almış birkaç müzisyen de eşlik ediyor Jonas-Stefan ikilisine. Haliyle klavyesinden çift gitarına, çeşit çeşit vokaline, gayet dolu albüm. Dead Ends‘deki farklı vokal eklemeleriyle de kendini belli ediyor bu durum.

Sonlara doğru biraz yolunu kaybetse de güçlü sayılabilecek açılış sonrası yine türü sevenlerin, Brave Murder Day sevdalılarına çok tanıdık gelecek ana motifiyle The Discarded giriyor. Özellikle bu yıl DAWN OF SOLACE ile çok iyi iş çıkaran Mikko Heikkilä’nın şarkıya cuk oturan vokalleri Grubun belli başlı birkaç grup etrafında şekillenmiş net bir melodi anlayışı var ve albüm boyunca bu anlayışın beslediği, o nedenle de rahatlıkla rehber edinilen gruplara benzetilebilecek birçok şarkı, pek çok kısma sahip Things We Leave Behind. Bu bir yandan tanıdıklık ve nostalji ile pozitife, öte yandan da özgünlük eksiği ve kopyacılık ile negatife çekilebilir ama üç albümdür bu riski almaktan çekinmiyor Soliloquium. Fakat besteler bazen yönünü kaybediyor ve kağıt üzerinde iyi duran fikirler, şarkıların içinde ayrıksı kalıyor kimi anlarda.

Reminiscence ve A Fleeting Moment gibi (Nocturne‘ün verse bölümlerini de sayabiliriz) ağır kısımlarda ise biraz daha aşağıya inip Birleşik Krallık’tan ilham buluyor Soliloquium. Stefan Nordström’ün vokalleri de (bu tür melankolik death metal vokali için çok uygun, tok ve kalın bir sesi var) başarılı ama esas güçlü olduğu taraf besteciliği; albüm geneli çok da karmaşık sayılamayacak bestelerden oluşsa da farklı ekolleri harmanlayıp genel olarak türe yatkın herkese ulaşabilecek besteler yazmış ki bu da önemli bir iş. Kuzeyin buz kestiren soğuğu ile İngiltere’nin gri, yağmurlu havası kesişiyor bazı parçalarda.

Bir önceki albüme göre daha sert besteler ama aynı zamanda prodüksiyon da daha temiz bir hale gelmiş; ileride iyice steril bir kayıt anlayışına geçip o cilalı tonlarla birçoğunun burun kıvırdığı yeni dönem melankolik gruplarına yaklaşmazlar umarım. Ayrıca işin doom tarafı biraz törpülenmiş gibi geldi bana ve death metal tarafı da yeterince death metal olmadığı için biraz arada kalıyor albüm kimi anlarda. Son olarak da grubun vites küçülttüğü anların (yukarıda bahsettiğim parçalarında önderliğinde) albümün gücünü düşürdüğü de bir gerçek. Çünkü tam anlamıyla da yıkıp deviremiyor insanı o ağır bölümlerde Soliloquium.

Eğer 90’lar sonu, 2000’ler başında Finlandiya ve İsveç taraflarında yükselen melankolik death metale, yine o dönemlerin KATATONIA‘sına hakimseniz Things We Left Behind‘dan çok keyif alabilirsiniz. Bunun dışında da birçokları için yeterince melodik ve melankolik de ama beklediğim sıçramayı gruba yaptırabilecek kadar da güçlü, şöyle ağız dolusu övebileceğim kadar özgün ve etkili de değil ne yazık ki. Bilenin bildiği bir isim olmaya devam edecek Soliloquium bir süre daha, gelecek neler getirecek göreceğiz. Göreceğiz, değil mi? Peki görmek istiyorsak ne yapıyoruz? Efendim? Evet, doğru bildiğiniz: Evde oturuyoruz.

77/100


Metalperver’e abone olmak ve yaptığımız işlere ortak olmak için Patreon sayfamıza göz atın:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.