Klasik Bir Cumartesi: Megadeth – Countdown to Extinction

Merhaba.

Yılı hatırlamıyorum ve hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biridir o kasetleri kaybetmek ama herhalde orta okula (4+4+4 öncesi) yeni başlamıştım; 1998-1999 gibi bir şey olabilir. Yeni taşındığımız evde yan komşunun saçlı sakallı büyük oğlunun metalci olduğunu öğrenmiş, fırsat buldukça arşivini tırtıklıyordum. Bıkmış olacak ki bir gün bana kendine hazırladığı özel bir kasedi hediye edip içindekileri iyice öğrenmem gerektiğinden bahsetti. Tabii çekme kaset; çift-kaset çalara bir boş kaset takar, ötekine de çekmek istediğin şarkıyı barındıran kasedi koyar ve kaydedersin. Sonra hassas dokunuşlarla bir başka kasedi, sonra diğerini… Spotify listesi hazırlamanın çok ama çok manuel bir versiyonu yani.

Neyse, ilk defa orada dinledim Architecture of Aggression’ı. Sanıyorum bir ICED EARTH şarkısından sonra geliyordu ama onu tam hatırlamıyorum. İlk dakikasına yaklaşırken iyice kendini belli eden groove ile birlikte ilk solosu geçilirken dinlediğim grubun kim olduğunu bilmeden, kendi kendime coşmaya başlamıştım bile. Megadeth’i daha önce dinlemiştim ama bu epey farklıydı. Sonra kasedin diğer yüzünde Sweating Bullets‘a denk geldim ve yine o kesik rifler, o güçlü prodüksiyon ve groove ile sarmalanıp ilk defa duydum mahallemizin turuncu delisinin “Hello me… Its me again!” diye bağırdığını… Zaman akıp gidiyor.

Daha geçtiğimiz ay bu köşede MEGADETH konuştuk ve eminim burada görmek istediğiniz çok grup var ama nedense bu aralar yükseğim portakal kafaya ve hazır Covid-19 sayesinde herkes biraz buruk, biraz nostaljik hissederken ismiyle de gayet günceli yakalayan Countdown to Extinction hakkında bir şeyler yazmak istedim.

Thrash metalin gelmiş geçmiş en büyük albümlerinden birine, hatta ilk sıraları zorlayan muazzam bir işe imza atarak aynı dönem Master of Puppets ve …And Justice for All ile dünyayı yöneten METALLICA ile boy ölşüşebileceğini ispatlayan Megadeth, 90’lara çok güçlü girmişti ama Mustaine ve kurmaylarının bilmediği bir şey vardı ki Metallica, Rust in Piece çıktıktan yalnızca 10 ay sonra The Black Album olarak da bilinen, kendi adını taşıyan o efsanevi albümü yayımlayıp suyun gidişatını tamamen tersine çevirecekti…

Peki işin daha da ilginç olanı neydi, biliyor musunuz? Dave Mustaine’in buna da bir cevabının olması.

Kitlelerin eğlencesi için asla yakalayamayacakları bir avın peşinde koşturan tazılar gibi devamlı Metallica’nın izinden giden Dave Mustaine, bir thrash başyapıtı çıkardıktan hemen sonra kitleler için metal! gibi bir düsturdan hareketle daha ticari, daha heavy metal ve rock ile dirsek temaslı bir albüm yazdı ve bu nedenle Megadeth’i topa tutabilir, bozdu! muhabbetine başlayıp gev gev gev konuşabiliriz belki ama günün sonunda Countdown to Extinction, bir gün sevdiğiniz bir grup bozacaksa böyle bozması için dua edeceğiniz kadar güçlü ve Dave Mustaine, David Ellefson, Nick Menza ve Marty Friedman gibi çok büyük ustaların, insanın kendisinden çok kaybetmeden ana akıma nasıl nüfuz edebileceği konusunda verdikleri önemli bir ders; bunu unutmamak gerek.

O yüzden albümle ilgili ileri geri konuşmaya başlamadan önce bir defa daha Architects of Aggression ve Foreclosure of a Dream‘in ritmik kalıplar içerisindeki danslarına şahit olmak, Sweating Bullets‘ta bu deli adamın tam bir denyo gibi kendi kendine konuştuğu anları bile nasıl ikonik bir hale getirdiğini gözlemlemek, hem sözleri, hem teatral vokal performansı hem de saçmalık düzeyindeki solosuyla Captive Honour‘ı tekrar tekrar dinlemek ve elbette Symphony of Destruction adındaki o müthiş metal marşını oturup hatmetmek şart. Eliniz değmişken isim şarkısı Countdown to Extinction‘ı da dinleyip hayvan haklarıyla ilgili bir-iki Google araması da yapabilirsiniz mesela.

Ne yapalım şimdi, çok basit bir iskeleti var ve radyo dostu diye böyle bir şarkıyı çöpe mi atalım? Yahu albümün YouTube videolarının altında Venezuela’dan, Brezilya’dan insanların yorumları var “bu şarkıda anlatılan her şey ülkemizin başına geldi. Bizi anlayan birileri olduğunu görmek güzel,” falan diye. Hangi sell-out‘tan bahsediyorsunuz siz anlamıyorum ki. O ağlak tiplerin çocukları bugün ana akımda plastik göt izleyip kafa üstü yere düşme challenge videosu falan çekiyor… Nereden nereye geldim birden ama sözüm size değil tabii, benim kavgam başka. Karantina yüzünden bunlar hep.

Fakat bence Countdown to Extinction‘ı önemli ve ilgi çekici kılan ana unsur, Megadeth’in ne The Black Album‘ün izinden ne de kendi bildiği yoldan gitmeyip IRON MAIDEN ve JUDAS PRIEST gibi daha kök noktalara uzanıp ilhamı oradan çekip çıkarması. Evet, Skin ‘O My Teeth, Ashes in your Mouth, genel atmosfer ile şarkı sözleri ve bazı kısa bölümler halinde (Sweating Bullets‘in ortalarındaki o rifin dümdüz thrash rifi olduğu tartışılmaz herhalde) thrash metal genlerinin orada durduğunu gösteriyor ama bu albüm çok büyük oranda saf heavy metalden besleniyor ve orta temponun gücünü kullanan akılda kalıcı nakaratları, üstünkörü dinlemeyle ne tür bir manyaklık barındırdığı anlaşılamayacak canavar soloları ve güçlü ritimleriyle öne çıkıyor.

Albümün bir başka ilginç tarafı ise her zaman eleştirilen bir vokale sahip Dave Mustaine’in, pes tonlara indiğinde hiç de fena olmadığını göstermesi. Yani evet, tabii ki vokali sayesinde güçlü bir albüm değil bu ve etkileyici bir vokal performansından söz etmek imkansız ama kendi ortalamasının çok üzerinde Dave baba. Teatral performansı, ciyaklamadığı zamanlardaki ağırbaşlı, karamsar havası gayet başarılı. Ayrıca albümün muhteşem tınladığını da eklemek gerek. Dave Mustaine – Max Norman – Fred Kelly üçlüsü prodüksiyon aşamasında nasıl bir Voltran kurduysa, bugün kaydedilmiş gibi duyuluyor meret.

Rust in Piece gibi bir albümün üzerine geldiğini düşününce kariyer bitirtebilecek bir eser olabilecekken Megadeth’in ticari açıdan en başarılı olduğu Countdown to Extinction‘ın kazandığı üç platinyum plak bir yana, heavy metale gönül veren herkese (ve ötesine) ulaşabilecek ve buna rağmen hala taş gibi, gayet ciddi bir metal albümü olmasıyla, çoğu listede Megadeth diskografisinin en iyi 3. albümü olarak görülmesi bir tesadüf değil kesinlikle.

Bu yazı da burada bitti galiba. Bu ara her yazıyı böyle bitireceğim herhalde ama şakası yok, o yüzden evde kalın. E madem evdesiniz açın biraz da Megadeth dinleyin. Oldu olacak bir de Metalperver okuyun. Yok daha neler.

95/100


Metalperver abonesi olmak için basmanız gereken düğme aşağıda:

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Megadeth – Countdown to Extinction” için bir yorum

  • 21 Mart 2020 tarihinde, saat 13:27
    Permalink

    Çok güzel bir yazı olmuş, tebrikler. Galiba hayatımda R.I.P.’ten daha fazla dinlediğim Deth albümü. Hangisi daha iyi desen objektif bir seçim yapamazdım ama kısaca mahallenin turuncu delisi iyi ki var deyip işin içinden çıkmak en iyisi. 🙂

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.