Röportaj: Godthrymm

Merhaba.

İlk albümü Reflections ile epik doom metal severlerin gönlünde taht kuran İngiliz Godthrymm’in ana ismi, eski MY DYING BRIDE ve VALLENFYRE gitaristi Hamish Hamilton Glencross ile kısa bir röportaj yapma fırsatı yakaladım. Buyursunlar:


Korhan: İlk olarak yeni albüm Reflections için sizi kutlamak istiyorum. Yılın doom albümü olmaya aday bir iş başardınız ve eminim 2020’nin En İyi Albümleri listelerinde de hak ettiği yeri bulacaktır. Gerçekten güçlü bir albüm. Gelen tepkiler nasıl, Reflections sonrası kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Hamish: Gerçekten çok teşekkürler, özellikle de bu sene yayımlanacak devasa albümler varken onların arasında kendimize bir yer bulma fikri kulağa fantastik geliyor! Dünyanın dört bir yanından albümle ilgili muhteşem tepkiler alıyoruz ve ölçülemez bir gurur içerisindeyiz. Şu ana kadar aldığımız tek eleştiri niteliği taşıyan yorum, sanki 1995’ten beri yeni hiçbir şey dinlemediğimiz yönündeydi… Aslına bakarsan bu gerçek olsaydı bile o kadar da kötü bir şey sayılmazdı!

Korhan: All-star kadrolara sahip gruplara karşı önyargılı bir dinleyiciyidim eskiden ama VLTIMAS, VALLENFYRE, LOCK-UP ve diğer birçok isim beni haksız çıkarıp duvarlarımı yıkmaya başladı; şimdi de sırada Godthrymm var. Bence Godthrymm, Hamish’in bugüne kadar yaptığı şeylerin doğal bir sonucu gibi tınlıyor. Sanki doğal sürecin bir sonraki aşaması gibi yani. Eminim çok heyecanlısındır ama içten içe, Godthrymm hakkında sen neler düşünüyor, hissediyorsun?

Hamish: Kendi vizyonum doğrultusunda, odaklı ve tek bir hedefe yönelik bir şeyler yapmayı gerçekten çok istiyordum. Diğer elemanlar büyük katkılar verdiler elbette ve onların yaptıklarını gözardı etmem söz konusu bile değil, fakat nihai amaç beni bir müzisyen olarak en iyi tanımlayan, en iyi tanıtan albümü yapmaktı. Bu noktada kişisel olarak bu albüme çok bağlandım tabii ve kendimden çok şey kattım. O nedenle objektif olmak benim için daha da zor; herkes görebilsin diye ruhumun derinliklerini ortaya dökmüş gibi hissediyorum. Tabii bu bir yandan da insanı iyi hissettiriyor. Daha çok  müzik üretmek adına bana yeni bir enerji kaynağı sundu Godthrymm ve yeniden stüdyoya dönmek için sabırsızlandığımı söyleyebilirim!

Korhan: Grup elemanları olarak Peaceville Üçlüsü’nden ikisinde yer almışlığınız var ve Hamish de Paradise Lost’tan Gregor ile yıllarca beraber çaldı. Ben Godthyrmm’i bu grupların gayrimeşru bir çocuğu olarak görüyorum. Bunu söylemek için erken tabii ama sence ileride Godthrymm’in de bu isimlerle birlikte anılma ihtimali var mı?

Hamish: Bu kulağa güzel gelen bir düşünce ama onlar ortalığı ayağa kaldıran, yeni bir türün sınırlarını şekillendiren gruplardı ve kendi yaptığımız şeyin buna bir saygı duruşu olduğunu, doom metal sahnesine bir katkıda bulunduğunu düşünmek yetiyor bana. Benzer renkleri, benzer malzemeleri kullanıyoruz belki ama onların yaptıkları tablolar paha biçilmez!

Korhan: Birleşik Krallık’ta doom metalin çok keskin be belirgin bir formülü var ve görece dar sınırlara sahip bir tür içerisinde oraya yeni bir şeyler koyabilmek o kadar da kolay değildir diye düşünüyorum. Bu bir sorun oldu mu? Farklı duyulmak ve ayrıştırılabilmek için özel bir çaba sarf ettin mi? Yoksa Godthrymm için şarkılar bestelemek üzere gitarı eline aldığında kendini akışa bırakıp içinden geldiği gibi mi takıldın?

Hamish: Aslına bakarsan özgürleştirici bir süreçti. Bahsettiğin sahneye ait tınıları yeniden diriltmeye çalışmıyorduk. Aynı şekilde yaptığımız şeyin diğerlerine az veya çok benzemesiyle de ilgilenmedik pek; karşılaştırılmalar yapılması ihtimaline kafa yorarak müzik yapamazsın zaten. En basit şekliyle bu, bizim yatkın olduğumuz bir müzik ve aldığımız ilhamı açık etmekten, eteğimizdeki taşları dökmekten çekinmeden müzik üretiyoruz. Bu da insanı yaptığı şey konusunda daha rahat ve özgüvenli kılıyor.

Korhan: Zarif, kırılgan melodiler ile sert vokaller, hırpalayıcı sözler arasındaki kontrastı oldum olası çok sevmişimdir ve Godthrymm müziğinde de bolca rastlıyoruz bu ikiliğe. Fakat ilgimi en çok cezbeden şey vokal performansın oldu Hamish. Özellikle The Grand Reclamation gibi parçalardaki kirli vokalin gerçekten harika. Ayrıca hikaye anlatıcılığı konusunda da bir-iki numaran olduğu ortada. Bunca zamandır bu yeteneğini bizden niye sakladın yahu?

Hamish: Haha, işte bu iyiydi! Çok teşekkürler dostum! Aslında bakarsan vokalde kendimi merkeze oturtma konusunda endişeliydim ve birkaç farklı vokalist bile denedik. Fakat günün sonunda kendi derdimi anlatacak en iyi sesin kendiminki olduğuna karar verdik. Hala tam olarak alışabilmiş değilim ve vokal konusu açıldığında hala geriliyorum biraz. Yine de yavaş yavaş güven kazandığımı söyleyebilirim. Geçmişte arka planda olmak kaydıyla vokalistlik yapmışlığım var… Hayır işleri için düzenlenen eğlenceli geçelerde ve 2. Vallenfyre albümünün kayıtları sırasında sarhoş olup yerel bir barda deli gibi karaoke yapmışlığım da var eğer sayılırsa, haha. Şu sıralar The Sea As My Grave ve The Light of You gibi parçalarda kendimi dinleme konusunda rahat hissediyorum… Sanırım yavaş yavaş da olsa vokalistlik işine alışmaya başlıyorum.

Korhan: Eğer bir şeyler hissetmiyorsan doom metal üretemezsin ve ben bu müziğin ‘iş’ kısmıyla ilgili her zaman biraz meraklı olmuşumdur. Yirmi yılı aşkın bir süredir, profesyonel olarak doom metal yapan bir müzisyen olmak ile ilgili neler söyleyebilirsin? Acı, kayıp, ölüm, aşk, yalnızlık ve benzeri konularla ilgili ağır, yıpratıcı şarkılar çalar, karşındaki insanlarla yoğun bir iletişimde bulunurken uzun vadede bu süreçle nasıl başa çıkıyorsun?

Hamish: Duygusal açıdan insanı rahatlatan bir araç olarak görüyorum bu müziği. Ben sorumlulukları, korkuları, arzuları ve pişmanlıkları olan bir aile babasıyım; tıpkı belirli bir yaşa gelmiş, hayatında bazı tecrübeler edinmiş pek çok diğer insan gibi. Fakat ben şanslıyım; duygularımı müzik ile dışa vurabiliyor, içimde birikenleri sahnede insanlarla paylaşabiliyorum. Her zaman paylaşacak, müziğe atfedecek yeni bir his, yeni bir tecrübe oluyor. Sornasında günlük hayatıma geri döndüğümde çok daha iyi hissediyorum kendimi. Bu, büyük bir şans.

Korhan: Bu soruyu röportaj yaptığım herkese soruyor ve diskografileri içerisinden onları daha önce hiç dinlememiş biri için üç parça seçmelerini istiyorum ama Godthrymm henüz ilk albümünü yayımlamış olduğu için biraz değiştirmem gerekecek: Hamish, daha önce hiç doom dinlememiş birisi için beş doom metal marşı önerir misin?

Hamish: Haha, tabii. Black Sabbath’tan Black Sabbath, her zaman için en iyi başlangıç noktasıdır. Arayabileceğin her şey var; kötücül ve heavy gitarlar, ürkünç vokaller ve ağır mı ağır bir atmosfer… Daha ne olsun!?

Onun arkasından Candlemass’ten Samarithan’ı önerebilirim sanırım. Eminim birçokları Solitude’u tercih edecektir ama benim kişisel favorim Samarithan ve sonuçta bu benim listem, size ne kardeşim!

Üç numarada Paradise Lost’tan Rotting Misery’i seçiyorum; çok gaddar bir karakteri var bu parçanın ve gitar armonileri insanı rahatsız ediyor. Harika bir şarkı!

Anathema’dan ise We, The Gods’ı alacağım sanırım. ‘Armonic feedback’ dersi gibi bir şarkı bu. Gitarlar kederden ölüyor ve bas gitar işçiliği de muhteşem. Ayrıca cehennem kadar da zalim ve sert bir şarkı!

Son olarak ise Crowbar’dan Through A Wall of Tears’ı önereceğim: Gerçek acı ve kayıp için daha iyi bir seçim olamaz. Basit gitarların altını çok iyi çizen müthiş bir davulculuk var bu şarkıda… Sanırım bu saydıklarımın hepsi benim için birer klasik!

Korhan: Hepsi bu kadardı, Hamish. Cevapların ve önerilerin için teşekkürler. Godthrymm ile her şey yolunda gider umarım. Bir gün görüşmek üzere.

Hamish: Desteğin için çok teşekkürler. Herkese sevgiler.


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.