Blood Red Throne – Fit to Kill

Merhaba.

Bir yandan abuk subuk grupları kurcalarken bir yandan 2019’da gözümden kaçan albümlere göz atmaya çalıştığım şu günlerde, daha birkaç gün önce yayımlanan yeni K.I.L.F teklisi ile kendisini yeniden hatırlatan Norveçli death metal beşlisi Blood Red Throne’un (BRT), Eylül ayında yayımlanan yeni albümü Fit to Kill‘e dalıyoruz bugün. Ya da o bize dalıyor.

Bilmeyenler için; CARPATHIAN FOREST, SATYRICON ve EMPEROR gibi Norveç’in zındıklık neferleriyle içli dışlı olmuş Død ve Tchort ikilisinin 1998 yılında kurduğu bir grup BRT. Død hala çalıyor zaten ama Tchort biliyorsunuz artık GREEN CARNATION ile emekliliğini yaşıyor sakin sakin. Fit to Kill, grubun 9. stüdyo albümü ve kariyerinin başından beri benimsemiş olduğu hafif black metal ve thrash metal soslu Florida death metalini hala aynı ateşle, aynı vahşilikle yapmaya devam ettiklerini gösteren, tavizsiz sıfatını sonuna kadar hak eden, dayak sever bir iş.

İkinci yarıdaki birkaç orta-tempo, kötülük yükseliyor tandansındaki parça dışında yüksek tempolu denilebilecek Fit to Kill, zaman zaman thrash metal coşkusunu yaşatan köprüleri, festivallerde çok canların yanacağına emin olduğum break-down bölümleri ve uyumsuz notalardan beslenen atmosferik kısımlarıyla dopdolu bir paket. Açılıştaki Requiem Mess ve arkasındaki Bloodity‘de peş peşe birçok fikrin nasıl cömertçe dizildiğini görüp şaşırmayın yani; albümün kalanı da aynı dolulukta, aynı dolgunlukta devam ediyor.

Bu arada grubun hayranları için Fit to Kill‘in son dönemdeki en old school BRT albümü olduğunu söylemek mümkün. Grubun ilk zamanını daha çok seven (Altered Genesis albümünü bilmemek olmaz mesela bence) biri olarak son bir-iki BRT albümünün bana biraz modern geldiğini düşünürüm ve zaten Fit to Kill‘i bu zamana kadar doğru düzgün dinlememiş olmamın temel nedeni de bu aslında ama hata etmişim; Skyggemannen veya Movement of the Parasites gibi danalıkları aylardır biliyor olmayı tercih ederdim açıkçası. Özellikle vokaller müthiş.

Grubun daha saf, daha öküz bir death metal yapma arzusu albümün her anından anlaşılıyor ve Fit to Kill‘i öne çıkaran şey bu bence. Ancak bir yandan da hiçbir zaman tam manasıyla zıvanadan çıkamıyor grup albüm boyunca ve belirli bir tempo aralığında, devamlı bir groove içinde kalıp insana aradığı, beklediği o patlamayı yaşatamıyor pek. Özellikle tüm albümü üst üste bir-iki defa dinleyince insanın şöyle kafayı gözü yaracak bir şeyler açası gelmiyor değil. Epik sayılabilecek Dealt or Die bile sekiz dakika süresi içinde gerçek anlamda tatmin edici bir patlama sunmuyor maalesef… Bu konuda bir tek End şarkısını kayıracağım galiba; cüngür güncür bas gitarları ve ara ara giren scream vokalleriyle, 03:48 civarı giren break-down kısmıyla, DYING FETUS gibi isimleri andıran tepiştirmeci kimliğiyle epey gönlümü kazandı End ve önceki sekiz şarkının getiremediği ulaşamadığı bir seviyeye çıkıp daha fazlasını istersen bitiriyor albümü. Bu terbiyesizlik de not düşülsün. Ayıp.

Şüphesiz iyi bir albüm Fit to Kill ve kemiksiz death metal arayanlar için harika bir tercih olacağına eminim. Bazı dinamizm sorunları, ikinci yarıda iyice orta-tempoya yaslanması gibi detaylarla direkten dönüyor bana kalırsa. Zaten öyle olmasa herhalde çok daha fazla duyardık adını. Zamanında dikkatle dinlemediğime hayıflanacak kadar sevdim Fit to Kill‘i ve her zaman orada olan, zaman zaman kontrol etmekte zorlandığım ayılama death metal açlığımı yatıştırdı, diyebilirim rahatlıkla.

83/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.