Arnaut Pavle – Arnaut Pavle

Merhaba.

18. Yüzyılda ortaya çıkıp Sırbistan’ın en ürkütücü vampir mitlerinden birine dönüşen Arnaut Pavle’nin hikayesini biliyor musunuz?

Kendisi Sırp topraklarında doğmuş, Osmanlı ordusunda savaşmış ve kimi kaynaklara göre 1726, kimilerine göre ise 1727 yılında, savaştan döndükten birkaç gün sonra, saman balyalarını taşıdığı yük vagonunun tepesinden düşüp boynunu kırarak hayatını kaybeden bir asker. Fakat ölümünden birkaç gün önce karısına savaşta bir vampir tarafından saldıra uğradığını, onu mezarına kadar takip edip öldürdüğünü anlatmış. Pavle’nin ölümünden tam kırk gün sonra ise Medveđa halkından bazıları, gün batımından sonra sokakta Pavle’yi gördüğüne yemin eder olmuşlar ve bu kişiler birkaç gün içerisinde esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolmuşlar. Bunun üzerine bölge halkı panikleyerek otoritelere sığınmış ve güvenliği sağlamakla yükümlü şerif ile adamları, Pavle’nin mezarını açmaya karar vermiş. Dudaklarında taze kan izleri, uzamaya devam eden tırnakları ile tabutunda yatan Pavle’nin kalbine bir kazık çakmışlar ve Pavle çığlıklar atarak can vermiş. Onun öldürdüğü dört kişi ise sonradan Pavle gibi vampire dönüşüp Medveđa halkından 17 kişiyi daha katletmiş ve birkaç yıl süren bu epidemik ağızdan ağıza yayılarak Avrupa topraklarında yaşayan herkesi vampir kelimesinden tir tir titrer hale getirmiş. Öyle ki 1734 yılında Oxford Üniversitesi, vampir kelimesini sözlüğe dahil etmiş…

Konumuz vampiler olmadığı için uzatmayacağım ama metale dair en sevdiğim şeylerden biri de ne zaman ve nereden geleceği belirsiz bir biçimde, alakasız bir sürü bilgi edinebiliyor olmak. Fin grup Arnaut Pavle’nin kendi adını taşıyan ilk albümünü kurcalarken ulan bu Arnaut Pavle isim gibi bir şey galiba, kesin it kopuk birisidir bu, diye merak edip araştırarak edindiğim bu bilgiler, “hocam bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak?” sorusunu akıllara getirse de bir o kadar da eğlendiriyor beni aslında. Keza bunlar sizlerle paylaşmak da kendi kendime yüklediğim bir görev gibi bir şey. Herkes başka türlü deli işte, ben de bu şekil.

Görsel tasarımdan sorumlu WORMLUST insanı H.V. Lyngdal ve ve miksajı kotaran MARE COGNITUM kişisi Jacob Buczarski dışında kimin ne katkısı olduğunu bilmediğimiz bir albüm Arnaut Pavle. Alabildiğine çiğ, bol bol punk etkisi bulunan bir black metal icra eden kişi veya kişiler, 90’larda ortaya çıkan ve DARKTHRONE gibi isimlerin bayrağını tuttuğu (zaman zaman, bazen bayrağın direği ters dönüp… Neyse.) bir tür icra ederek itliği şiar edinenlerin 2019’da bulabilecekleri en tatlı albümlerden birine imza atmışlar.

Punk etkisinin getirdiği yüksek tempo ve tremolo gitarların cazır cuzur enerjisiyle yüksekten giren Arnaut Pavle, bana kalırsa hiç gereği olmayan bir şekilde ara sıra orta tempoya geçip CELTIC FROST vari bir doom atmosferiyle daha karanlık kafalara kayıyor. Bana kalırsa yarım saatlik bir albümde buna gerek yok ve baştaki patlayıcılığı sonuna kadar götürse çok daha tesirli ve değerli olurdu. Tabii bu hali de hiç kötü değil ve ara ara daha melodik veya groove taraflara geçmenin bir günahı yok. Yalnızca d-beat kullanımıyla da çılgın atan, tam 90’lar serserilik timsali şeklindeki ilk üç şarkıdan sonra A Dying God Hears No Prayers‘ın o şeytani orta tempo kısımlarının veya Poison Grail‘in melodik gitarlarının yerine madem itlik ediyoruz, tam edelim, düşüncesiyle bir önceki Carpet Bombing Nazareth‘in kafasından gidilmesini tercih ederdim.

Çok da uzatmaya gerek yok aslında. Grubun özgün bir tınısı olmadığını düşünmekle birlikte çok iyi icra edilmiş, nokta atışı bir albüm Arnaut Pavle ve eğer DARKTHRONE, en çok sevdiğiniz gruplar arasındaysa, CRAFT ismine hakimseniz, AURA NOIR‘in dağılmış olduğu gerçeğini kaldıramayıp geceleri kan ter içinde uykunuzdan uyanıyorsanız, asla giderilemeyecek bir açlık ile lanetlenmiş bir şekilde yana yakıla 90’lar punk kafalı black metal arıyorsanız taze kan geldi; yumulalım.

82/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Arnaut Pavle – Arnaut Pavle” için 2 yorum

  • 15 Ocak 2020 tarihinde, saat 21:42
    Permalink

    “Şeytani orta tempo kısımlar…”

    İşte biz de bunun hastasıyız.

    Yanıtla
    • 16 Ocak 2020 tarihinde, saat 03:35
      Permalink

      Bence dünyanın en iyi aktivitelerinden biri leş orta tempolarda şeytan çağıran müzikler yapmak ama bu albüm özelinde daha gaddar bir tavrı tercih ederdim sanırım. 🙂

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.