Raised Fist – Anthems

Merhaba.

Hardcore punk dünyasına hakim olduğumu iddia edemem. Yalnızca bilmem gerektiği kadarıyla, en iyilerin en çok işaret edilen işlerinden ibaret sayılabilecek hardcore kültürümü geliştirmek için ek bir çaba gösterdiğimi de söylemek doğru olmaz. Festivallerde binlerce insanla birlikte orta parmağımı kaldırıp FUCK TRUMP! diye bağırmak veya tepişirken düzene sövmek iyi hissettiriyor tabii ama saf hardcore veya hardcore punk, evde kendi kendime açıp dinlediğim bir müzik olmadı hiçbir zaman. Zaten çevresindeki hemen hemen her şeyden memnuniyetsiz biri olarak bir şeylere kızmak için o konu hakkında suratıma bağırılmasına ihtiyacım yok sanırım.

Bununla birlikte 15 Kasım’dan bu yana kaç defa döndürdüğümü bilmediğim yeni Raised Fist albümü, metalden ziyade rock besteleriyle, yarım saatlik süresinin getirdiği doğrudan ve patlayıcı haliyle ve dünyamızın içinde bulunduğu dandik koşullardan şikayet etmektense aynı düşüncede olanları bir araya toplama güdüsüyle yazılmış marş vari şarkılarıyla gayet keyifli. 1993’te kurulan İsveçli grubun 7. albümü Anthems, azılı hardcore punk sevdalılarından ziyade konuya o kadar ciddi yaklaşmayan ortalama dinleyiciyi eğlendirecek, tam manasıyla çıtır-çerez bir albüm.

Raised Fist uzmanı falan değilim ama grubun popüler eğilimlerden beslenip etkileyici ve basit köprü/nakarat ikilileri yazma konusundaki yeteneğini anlayabilmek için de uzmanlığa gerek yok zaten. Üç dakika ortalama süreye sahip şarkıların tamamı kolay dinlenebilir, eşlik etmesi keyifli bestelerden oluşuyor. Alle’nin kirli, hırıltılı vokalleri ise Anthems’in lokomotif gücü; “We Are Raised Fist, and this is what it is!” gibi felaket sözlere bile eşlik ettiriyor Alexander Hagman insanı. Anthem ve Murder gibi şarkılarda doğrudan Raised Fist’ten, müziğe olan tutkularından ve hayranlarıyla birlikte olmaktan duydukları mutluluktan bahseden Alle’nin enerjisi, punk rock seviyelerine kadar yumuşayan besteleri kurtaran en büyük etken aynı zamanda.

Gerçekten fazla softcore bir albüm Anthems ve bu anlamda eminim itecektir birçok dinleyiciyi ama bir yandan da kıyısından köşesinden bulaşıp fazlasında gözü olmayanlar için de bulunmaz nimet. Ne bileyim, We Are Here‘ın ve Anthem‘in ana rifleriyle, gelişi kilometrelerce öteden belli olan dur-kalk kısımlarıyla coşmak, müzikal açıdan hiçbir doyuruculuğu olmasa da mümkün ve keyifli bana kalırsa. Fakat benim de sonradan keşfettiğim üzere bir From the North değil kalite olarak.

Büyük aren… pardon, reisimiz yasaklamıştı, büyük statlarda veya festival alanlarında, binlerce insanla birlikte söylenecek şarkılar yazmış Raised Fist grubun geçmişine dair olan kısıtlı bilgimle farklı bir yöne gitmek istedikleri çıkarımında bulunabilirim. Gerçekten de albüm gibi yarım saat kadar süre alacakları ortamlarda iz bırakabilirler hafızalarda bu kısa, net şarkılarla ama açıkçası geçtiğimiz sene Brutal Assault festivali performansları, grubu görmeye çok hevesli bir arkadaşın aktardığı kadarıyla felaket olduğu için, bilemiyorum Altan.

Üzerine uzun uzun konuşulacak bir iş değil Anthems ve şöyle bir on dakikanızı ayırıp ilk dört şarkıyı dinlerseniz albüm hakkında net bir fikir edinirsiniz. Albüm boyunca aynı çizgiyi korumayı başarmış olmaları, her ne kadar nasıl başardığı çok göz önünde olsa da her şarkının vurucu olmayı becermesi, Alle’nin içten vokali derken bir süre oyaladı Anthem beni ve genel müzik dinleme düzenimin içine renk kattı. Bir bakın.

75/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.