Mayhem – Daemon

Merhaba.

25 Ekim’den, hatta bir-iki gün öncesinden itibaren belki dört-beş ayrı mesaj aldım yeni Mayhem albümünü ne zaman inceleyeceğimle ilgili, ilginize teşekkür ederim. Fakat işin aslı şu ki geçen hafta Euronymous’u öldürmek üzere Bergen’e seyahat ediyordum, o yüzden gecikti biraz bu inceleme ama yurda döndüm sonunda. Zaten Euronymous’u da öldürmüşler çoktan…

Yani gerçekten, Necrobutcher’a he vallah ben de Euronymous’u öldürmek için plan yapıyordum ama Varg erken davrandı görüyonuz mu hehheh kısmet tabii bu işler neyse yeni albümü alın ha bu arada, diye röportaj verdirtmek kimin fikriydi, reklam hamlesi olarak bunu akıl eden o yüce beyin kime ait bilemiyorum ama yılların beklentisiyle çağlayan, her paylaşılan şarkıyla iyice körüklenen heyecanımın içine ettiniz gider ayak. Lan kocaman adamlarsınız ya.

Tabii bu gerzeklik bir yana gelmiş geçmiş en sansasyonel black metal oluşumu Mayhem’in yeni albümü elbette senenin en büyük hadiselerinden bir tanesi ve Daemon ile ilgili konuşacak çok şey var. Başlayalım:

2014 yılında yayımlanan Esoteric Warfare, aslında ruhani açıdan Mayhem karakterini fazlasıyla yansıtsa da orta tempo tutkusu nedeniyle selefi Ordo Ad Chao kadar büyük bir etki yaratmamıştı. Tabii söz konusu Mayhem olduğundan en son nerede bıraktıklarının bir önemi yok; beklenti her zamanki gibi çok yüksekti. Üstelik İlk paylaşılan Worthless Abominations Destroyed ve Of Worms and Ruin, grubun son dönemine nazaran daha az çabalayan, daha temelden ilerleyen yapısıyla köklere dönüş düşüncesinin tohumlarını ekerek daha da heyecanlanmamızı sağladı. Eh, boşuna değilmiş; ruhani açıdan De Mysteriis Dom Sathanas‘ın devamı niteliğinde, kendi varlığının alamet-i farikası bir iş çıkarmış Mayhem.

The Dying False King, Mayhem’in geldiği kültürün, dönemin bir uzantısı. Girişinden yakalanabilecek EMPEROR benzerliği de yine grubun ilhamını nerelerde, hangi yıllarda aradığını iyi gösteriyor. Kısa, ürkütücü beyanat kısımları haricinde aman vermez bir black metal saldırısı ve Attila’nın sarsıcı vokali, Necrobutcher’ın huzursuz bas gitarıyla Mayhem’in ne olduğunu çok iyi özetliyor.

Albümün tamamını dinledikten sonra fark edilebilecek bir şey ise ilk paylaşılan şarkılardaki sadeliğin aslında Daemon‘un arkasındaki aklı göstermekte yetersiz kaldığı. Teloch & Ghul ikilisinin gitarları ikinci dalga black metal sancağı altında kaosun black metaldeki en modern tasvir araçlarından ahenksizliği de sık sık kullanarak cehennemi bir cazibe yaratmışlar. Yalın beste yapılarına rağmen birbirine kolaylıkla bağlanan besteler albümü tek, devasa bir varlığa, albüm adından kopya çekecek olursam bir iblise çeviriyor. Aradaki atmosferik kısımlar bu defa önünde-arkasında olan bitenle çok uyumlu ve doğrusunu söylemek gerekirse grup elemanlarının tümünün katkı verdiği bir albüm olarak Daemon, bu yüzyılda Mayhem’den duyduğum en fantastik şey.

Tabii Attila’nın bilinç akışı şeklindeki çığlıkları, yakınmaları, vaazleri ve homurtularını asla es geçmemek lazım; son dönemde black metal vokalleri giderek yumuşuyorken Attila suratımıza tokat gibi çarpıyor resmen. Yüksek tempodan, arka plandaki kaostan bağımsız bir halde, devasa bir yangının ortasında oturmuş kendi kendine konuşuyor sanki. TORMENTOR ile canlı da izleme şansı bulduğum Attila’nın vokali stüdyodan, efektten bağımsız bir güç ve genel kanının aksine zayıfladığını düşünmüyorum hiç. Bu arada yüksek tempo demişken; Hellhammer gibi bir davulcunun çaldığı grupta bunu söylemek saçma belki ama Daemon gerçekten amansız, nefes aldırmayan, içine girmesi zor bir albüm. Üstelik melodi namına da umut ışığının sızmasına neden olabilecek hiçbir çatlak barındırmıyor Mayhem. Gaddarca yakıp yıkmayı hedefledikleri çok belli ve bir an olsun bir kaçış yolu olabileceğini ya da bir noktada merhamet bahşedilebileceğini hissettirmiyor Daemon insana.

The Dying False King‘in koro bölümü, Bad Blood‘ın solosu, Daemon Spawn‘da Attila’nın yediği haltlar, Ghul’un yazdığı ilk Mayhem şarkısı Of Worms and Ruins‘in black/thrash türüne göz kırpan halleri, elbette ki Falsified and Hated‘ın BURZUM diye bağıran bölümü (ki bu şarkıda da black/thrash gazı bir hayli yoğun) ve Invoke the Oath‘un yanmış haç, kırılmış sunak falan aşermeye neden olabilecek rezil atmosferi şimdilik Daemon‘a dair en coştuğum şeyler ama dinledikçe daha da genişleyip büyüyeceğini hissettiriyor kesinlikle.

Kaldı ki çok girmek istemedim ama cehennem konsepti ve temasını işleme biçimiyle de zaman isteyen, bütünüyle tükedildikçe kıymetlenecek bir eser Daemon ve bu açıdan müziği öylesine dinlemek isteyen, bir albümü bütünüyle kavramak için müzikteki detaylara dikkat edip sözleri kurcalayarak saatler harcamaktan hoşlanmayan dinleyiciler için büyük bir balon, bir abartı şöleni vs. olarak da görülebilir ve haksız da sayılamazlar. Ayrıca dışarıdan bakacak olursam yukarıda bahsettiğim bu kapalılık/yoğunluk durumu da yorabilir birçok dinleyiciyi.

De Mysteriis Dom Sathanas‘ı baştan sona çaldıkları büyük bir turnenin ardından Daemon‘un o havadan etkilenmesini bekliyordum ama bu kadar The True Mayhem bir albümü tahmin edemezdim. Mayhem’in Mayhem olmaya devam ederek, 2019 gibi black metal adına akıl almaz bir sene içinde yılın en iyileri arasında gösterebilecek bir albüm yapmayı başarmış olması müthiş bir şey. Biliyorum, devamlı bir şeyler geliyor ve eş-dost muhabbetinde geri kalmamak için sürekli günceli takip etmek gerek. Tabii 2019’da Mayhem konuşmanın pek cool olduğu da söylenemez ama umarım yeterince vakit ayırır ve tadını çıkarırsınız, çünkü Daemon bunu sonuna kadar hak ediyor.

90/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız PATREON‘da abone olarak sitenin devam etmesine yardımcı olabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Mayhem – Daemon” için 4 yorum

    • 12 Ocak 2020 tarihinde, saat 10:11
      Permalink

      :’)

      Önden yer kapmak için 19:30’da sıraya girdim ama upuzun bir sıra vardı zaten. Ufak tefek bir insanım ve kafa olma kriterimi şöyle ifade edeyim: 2 birayla çakırkeyif olurum, 3 birayla sarhoş, 4 birayla düpedüz göt. Sırada beklerken ilk biramı içtim. İçeride bir bira daha aldım ve önden 2. sırada yer tutup beklemeye başladım. Beklerken çalan şarkıların çoğunu bilmiyordum, ya çok poserım ya da gerçek bir trve kvlt undergrovnd metalci haha. Enerjimi gruba saklamak istiyordum fakat biranın da etkisiyle elim dursa ayağım, ayağım dursa kafam durmuyordu. Nihayet 22 civarı grup sahneye çıktı ama nasıl çıkış. Falsified and Hated’la çatır çatır bir giriş yaptılar. O ara bulduğum bir boşluktan en ön sıraya geçtim. Grubun performansı harikaydı. Tam Ghul’un önünden seyrettim konseri. Necrobutcher konsere bir şişe Buzbağ olduğunu tahmin ettiğim bir şarap ve kadehle geldi ve konser boyunca bulduğu her fırsatta kadehe doldurup içti. İçerken “YARASIN NECROBUTCHER YARASIN” diye bağırdım hahahaha. Attila da çok komikti. Ciddi olmaya çalışırken komikti haha. Ghul ve Teloch çatır çatır tek bir nota bile kaçırmadan çaldı. Hellhammer ise setin arkasında dinleyen herkesin aklını aldı. Bir ara Necrobutcher boğaz kesme hareketi yapınca kendimden geçtim. Kafa sallıyorum, bir yandan da aşağı kayan gözlüğümü düzeltiyorum arada bir.Kafamı bir kaldırdım Necrobutcher (sanırım) bana gülüyor. Kafasıyla bir hareket yaptı sonra devam etti çalmaya. Güvenlik görevlileri demir parmaklıklara ayaklarını yaslıyorlardı millet yıkmasın diye.Görevlilerden biri cübbeli gitarist Ghul’u izliyordu şaşkınlıkla. Ghul farkedince birbirlerine bakıp güldüler. Necrobutcher açık ara en coollarıydı. Dinleyicilerle yumruk tokuştururken bir kadın yumruğunu uzattığında eğilip kadının elini öptü. “Klasa bak be!” dedim içimden. Konser saat 12 gibi bitti. Çıkıp kokoreç yemek için bir yere otururken gece ne yapsam hesabı yapmaya başladım. Bu saatte toplu taşıma olmadığından evime gitmem çok zordu, gitsem bile 7’de uyanmam gerekiyordu. Şimdi size süper bir life hack veriyorum: Eğer İstanbul’da kalacak yer bulamazsanız metrobüs 24 saat çalışıyor. Söğütlüçeşme’de binip Beylikdüzü’nde inin, sonra oradan tekrar binip Söğütlüçeşme’de inin. Arada da uyuyabiliyorsunuz, hem sıcak hem de sallantılı ortamda çok güzel oluyor. 3 konserde uyguladım bunu, aylık abonmanınız da varsa çok rahat. Bir sonraki gün sabah 8-akşam 8 çalıştım ama çok mutlu ve rahatlamıştım. Bunları yazarken de Sırtım, boynum, kollarım ve bacaklarım ağrıyor ve hala mutluyum haha. Metalperver sponorluğunda şirkimizi koştuk çok şükür.

      :’)

      Yanıtla
      • 12 Ocak 2020 tarihinde, saat 13:25
        Permalink

        Vatandaşa hizmet için varız, eğlendiğine sevindim. 🙂

        Mayhem sonrası otobüste turlaya turlaya uyuyup sabahın köründe de tekrar işe gitmek falan çok kvlt hareketlermiş yalnız, helal olsun haha.

        Yanıtla
        • 12 Ocak 2020 tarihinde, saat 20:39
          Permalink

          Hahaha, farklı sebeplerden bankta, kütüphanede masanın üzerinde, hastanede hasta bekleme odasında uyuduğum olmuştu. Kvltlıktan ziyade öğrencilik sanırım.

          İş dediğime de bakmayın, devlet üniversite hastanesinde tıp fakültesi son sınıf öğrencisiyim. (Nickimin de havalı durduğuna bakmayın, 12 Parmak Bağırsağı demek.) Bunun türkçesi ayakçılık haha. Personel işe aldığınızda asgari maaş+sigorta yaptırmanız gerekiyor. Personelin yaptığı her işi intörn ayda 650 liraya yapabiliyor. Dün sabah 8-akşam 8 nöbetim vardı. Bugün de akşam 8-sabah 8. Romantik hayallerle tıp seçmiş herkes “neden hemşire işi yapıyoruz yeaeae” diye ağlarken tıpla mantık evliliği yapmış bir insan olarak Marduk dinleyerek her işi yapıyorum, hiçbir beklentim olmadığı için hiç hayal kırıklığım da olmadı. Hayat bana güzel kısaca.

          Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.