Klasik Bir Cumartesi: Orphaned Land – Mabool: The Story of the Three Sons of Seven

Merhaba.

Bundan on beş yıl önce, metal müziğe dair sağlam bir temele sahip olmamda önemli bir payı olan Ankara – ZID’da tanıştığım Mabool: The Story of the Three Sons of Seven, yalnızca ilk iki şarkısını dinledikten sonra satın almaya karar verdiğim ve sonraki birkaç yıl boyunca sayısız kez dinleyip neredeyse her notasını ezberlediğim bir albüm. O dönem dahi duyduğum şeyin biricikliğinin farkındaydım ama aradan yıllar geçip metal dünyasındaki üretim eğilimlerine daha da hakim olduktan sonra iyice kıymetli hale geldi Orphaned Land’in bu albümde başardıkları. Zaten kişisel beğenim bir yana, günümüzde folk ögelerle modern metal pratiklerinin en uyumlu şekilde birleştirildiği birkaç albümden biri olarak tarihe geçti bile Mabool… Kısacası İsrailli Orphaned Land artık benim için fırsat buldukça bol bol billur geçmekten geri kalmadığım samimiyetsiz, cıvık bir şeye dönüşmüş olsa dahi Mabool…’u her zaman, her cephede savunmaya devam ederim ve bu müziği ciddiye alan herkesin de aynı şeyi yapacağına eminim.

İslamiyet, Hristiyanlık ve Museviliği temsil eden üç oğulun bu dinler arasındaki savaşı durdurmada başarısız olmalarının ardından Büyük Tufan ile cezalandırmalarını konu edinerek ilginç bir Nuh’un Gemisi öyküsü anlatan Mabool…, İngilizce dilinin dışında İbranice ve Arapça sözlerle aktardığı bu büyük konsepti aynı ölçüde, hatta daha bile zengin bir müzikle sunuyor. Geçmişte grubun bir tür doom/death metal kırması yaptığını da göz önünde bulundurunca 1996’da yayımladıkları bir önceki albümleri El Nora Alila‘ya kıyasla ölçeklerini ne kadar genişlettikleri ve Century Media‘nın neden kimsenin bilmediği bu küçük İsrailli gruba sekiz yıl sabrettiği de rahatça anlaşılabilir.

Musa’nın kitapları kabul edilen Torah referansları, yoğun İbranice kullanımı ve Doğu enstrümanlarıyla bezeli olmasına rağmen Batılı bir anlayışı benimseyen Orphaned Land’in en büyük gücü, Avrupalı dinleyiciye de derdini dinletebilecek modern bir yapı kurabilmesi. Yer yer neredeyse OPETH ile karşılaştırabileceğimiz şarkı trafikleri içerisinde büyük oranda IRON MAIDEN‘dan beslenen çift gitar kullanımı ile sözlerle paralel legato&staccato geçişleri ve hatta bazı breakdown bölümlere sahip besteler, kolayca içine girilebilecek, eşlik edilebilecek olsalar da sentezleme noktasında aslında büyük ustalık gerektiren dokunuşlara sahipler. 2013’te gruptan ayrılan müthiş yetenek Yossi Sassi’nin gitar, saz, buzuki ve ud dörtlüsünü konuşturduğu performansı, Mabool…‘u acayip bir seviyeye taşıyor. Ocean Land (The Revelation)‘ın arka planında Yossi’nin neler yaptığını dinlemek, her defasında şaşkınlıkla karışık bir hayranlık uyandırıyor bende, bugün bile. Tabii bu şarkıdan bahsedip Matti Svatizky’nin muazzam solosundan bahsetmemek insanlık suçu. Matti-Yossi ikilisi döktürüyor albüm boyunca ve eminim ben de yazının devamında bol bol öveceğim bu ikiliyi, haha.

Gerçi Ocean Land (The Revelation)‘ın gitar işçiliği inanılmaz olsa da kişisel favorim, albümü ilk dinleyişimin üzerinden geçen on beş yıla rağmen değişmedi: Halo Dies (The Wrath of God), tüm albümdeki en agresif ve progresif şarkı ve Yossi’nin tek kişilik saz ekibinin gücüyle yapılan kısa bir girişten sonra, ikinci dakikadan itibaren dev bir canavara dönüşerek yaratıcının gazabını hissettiriyor gerçekten. Kobi’nin kendiyle atıştığı nakaratı, durulma anındaki kısa klavye geçişi ve sonraki palm mute gitar-klavyeli progresif kısımı düşününce albümün ve hatta Orphaned Land’in zirve anı bu şarkı bana kalırsa. Hiç abartmadan söyleyebilirim ki kendi beğenilerim doğrultusunda kusursuz bir şarkı Halo Dies (The Wrath of God).

Hemen arkasından gelen, nadiren ön plana çıkan ve genellikle arka planı çok iyi dolduran klavyenin DREAM THEATER seviyesi çılgın attığı A Call to Awake (The Quest) de PENTAGRAMBir ile fazla benzeşen rifine rağmen açısından yine muhteşem bir şarkı; yeni fikirler ve çeşitlilik açısından, gitar-klavye kombosuyla her daim taze kalabiliyor. Bu arada şöyle sololar, böyle numaralar diyorum ama albüm geneline de sirayet eden ve bence Mabool…‘un değerini katlayan bir diğer güzellik ise üstün yeteneklere sahip olsalar da müzisyenlerin işi şova döküp şarkının ruhunu baltalamamaları hiçbir zaman.

Genellikle Mabool…‘un son kısımları, temponun da düşmesiyle birlikte biraz gözardı edilir ama genele bakınca grubun en meşhur şarkılarından Norra El Norra (Entering the Ark) sonrasındaki akustik The Calm Before the Flood ve klasik müzikle birleşerek açılan Mabool (The Flood) gibi pek lafı geçmeyen şarkılar albümü çok iyi bağlıyor. Belki The Storm Rages Inside ile birlikte bu ikili hakkında biraz fazla uzun oldukları, albümün ilk yarısındaki şarkılarda olduğu gibi bir fikir bolluğuna sahip olmadıkları eleştirilerinde bulunabiliriz ama konsepti düşününce işlevlerini yerine getiriyorlar bana kalırsa. Fakat arıtk bugün açıp dinlerken The Storm Rages Inside‘ı sıklıkla atladığımı itiraf edeyim hadi.

Zayıf olduğunu kabul etmekle birlikte Türkiye’de 90’lar rock müziğine denk gelmiş, ne bileyim bir şekilde Barış Manço veya Haluk Levent gitarlarını duymuş insanlar olarak prodüksiyonun kulağınıza o kadar da batmayacağını düşünüyorum. Yine de gitarların hacimsizliği, bazen katmanlı prodüskiyonun arkasında kayboldukları da ortada ve bugünün dinleyicisi için alışmak zaman alabilir.

Uzun lafın kısası din üzerinden büyük bir konsept yaratıp Orta Doğu temalı folk müziğini tabana yerleştirerek progresif ve agresif bir metal albümü yapmak herkesin harcı değil ama Orphaned Land, Mabool: The Story of the Three Sons of Seven ile hiç kimsenin aklında olmayan, hayal etmediği bir şeyi başararak tarihe geçmeyi başardı. Mabool: The Story of the Three Sons of Seven, tüm zamanların en ilginç ve görkemli metal albümlerinden biri. İleride ona benzeyebilen bu seviyede başka bir albüm çıkması ihtimalinin bir hayli düşük olması ise gerçekten çok acayip.

100/100


Hey! Yazıyla ve albümle ilgili yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın lütfen ve eğer Metalperver’de olan bitenden memnunsanız PATREON‘da Metalperver’e destek olmayı düşünebilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Klasik Bir Cumartesi: Orphaned Land – Mabool: The Story of the Three Sons of Seven

  • 20 Ekim 2019 tarihinde, saat 20:57
    Permalink

    Klasik Bir Cumartesi’yi ilgi ile okuyan biri olarak yine çok güzel bir yazı ortaya çıkarmışsınız.

    Bu albümle alakalı en beğendiğim noktalardan biri The Storm Still Rages Inside parçası’nın uzun solosu ve “…hear your orphaned child.” nidasıdır. Özellikle bu parçayı genelde atlıyorum dediğiniz için kendimce güzel olanı sizinle paylaşmak istedim.

    Hikayesi ve çok güzel bir progresif örnek olması ile ben de severek dinlemekteyim.

    Kaleminize sağlık, hoşça kalın.

    Yanıtla
    • 20 Ekim 2019 tarihinde, saat 21:00
      Permalink

      Yorum için teşekkürler. \m/
      Çok sevdiğin, ezberlediğin bir filmi ellinci defa izlerken bazı yerleri atlamak gibi düşünün biraz, yoksa o da gayet iyi şarkı tabii ki.

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.