Atlantean Kodex – The Course of Empire

Merhaba.

Epik heavy/doom metal güncel takip ettiğim, yeni gruplarını kurcaladığım türler arasında olmasa da ara sıra kalabalığın arasından sıyrılan bir albüm önüme düştüğünde büyük keyif alarak dinliyorum. Her ne kadar 2005’te kurulmasına ve hali hazırda iki albüm yapmış olmasına rağmen Atlantean Kodex ile yeni tanışıyor olmamın ve tanışır tanışmaz kaynaşmamızın sebebi de bu.

Eylül ayının başında yayımlanan The Course of Empire, o ay içerisinde sağda solda en çok karşıma çıkan albümlerden bir tanesiydi. Fakat türü, bir saati aşan süresi vs. derken çok vakit ayırmamıştım. Bir de açık söyleyeyim; grup hakkında çok az bilgim olduğu için biraz hipster işleri gibi hissettirmişti uzaktan.

Kafama tüküreyim.

Klasik otomobil gibi albümmüş yahu The Course of Empire. Hani üstün teknolojisine, gelecekten gelmiş gibi duran tasarımına ve tüm o uçup kaçan teknik özelliklerine rağmen modern bir aracı klasik bir otomobilin yanına koyunca oyuncak gibi, kötü bir şaka gibi görünür ya… Meğer ne kadar özlemişim şöyle klasik, eli yüzü düzgün bir heavy/doom albümünü.

Destansı bir konsepte sahip The Course of Empire ve hem öyküsüyle hem de vokal performansıyla öne çıkıyor ilk bakışta. Aman aman etkileyici bir performanstan söz edemesek de Markus Becker’in gayet yeterli tenor (galiba) performansı, yaradılışın ilk anlarından bugüne antropoloji ve mitoloji ile harmanlanmış sözlerle destekleniyor. Babil’in şaşalı günlerini yeniden yaşatan Lion of Chaldea örneğinde olduğu gibi bu tip güçlü sözler, grubun epik bir anlatı kurma çabasına fazlasıyla yardımcı olmuş. Çoğu şarkının nakarat ya da son köprü bölümünde devreye giren uçucu, belli belirsiz koronun da etkisi yadsınamaz ayrıca.

Tabii epik kavramının altını doldurmak isteyen her grubun yapacağı gibi Atlantean Kodex de bol bol çift gitar melodilerine, yine Lion of Chaldea‘da en iyi örneklerinden birini görebileceğiniz üzere uzun sololara ve geleneksel heavy metalin her zaman kazandıran formüllerine yer vermiş bolca. MANOWAR kadar ciddiyetsizleşmeden, BATHORY kadar ışıkları karartmadan veya az bilinse de benim çok sevdiğim WHILE HEAVEN WEPT kadar progresifleşmeden, fakat hepsinden bir şeyler alarak kendi çatısını kurmuş Manuel – Coralie gitar ikilisi. Bazı rifler ve vokal kısımları bilerek uzatılmış ama bu da albüm özelinde işe yarıyor; Chariots nakaratı belki ilk seferinde biraz zayıf kalsa da şarkının kalanında olan biten şeylerin ve o enfes solosunun ardından yeniden girdiğinde çok daha etkili mesela. Ayrıca albümün geneline baktığınızda temponun o kadar da yükselmediğini fark edeceksiniz ama bu da grubun heavy tarafını, epik anlatısını güçlendiriyor. Tabii bir handikap da aynı zamanda, o konuya da geleceğiz.

Önceki iki albümü dinleme fırsatım olmadı açıkçası, o neden kıyaslama yapamıyorum ama şöyle bir kulak kabarttığım bir önceki The White Goddess‘in izinden ilerleyip kendi tınısını keskinleştirip belli bir pozisyona yerleşmeye çalışıyorlar gibi geldi bana. Prodüksiyon, beste ve sözler konusunda neredeyse kusursuz bir iş çıkarmışlar The Course of Empire ile ve rahatlıkla bu dönemin en büyük epik heavy/doom grubu olabilirler böyle devam ederlerse.

Her şarkının albüm içinde kilit bir rolü olsa da tek tek bakıldığında da çok güçlü şarkılar var. Yukarıda da bahsettiğim albümün en hit potansiyelli şarkısı Lion of Chaldea, Chariots ve benim kişisel favorim A Secret Byzantium, grubun geleneksel metali ne kadar iyi özümsediğini görmek için çok iyi örnekler. Üstelik belli açılardan benzeşseler dahi her şarkının farklı bir ruhu var; birinde unutulmuş zamanlara ait devasa imparatorlukların başı dik askerlerinin heybetli duruşunu, bir diğerinde bugün bile geçerli olan önemli fikirler uğruna verilen kanlı mücadeleleri, bir ötekinde ise öfke ve yıkım sonrası gelen ızdırabın iç burkan acısını hissetmek, hayal etmek fazlasıyla mümkün.

Fakat eğri oturup doğru konuşmak lazım; tepe noktasına en sonunda, isim şarkısı The Course of Empire – All Thrones in Earth and Heaven ile ulaşıyoruz ve bir saati geçen albüm süresini düşününce o son on dakikaya kadar kayıpsız gelebilmek kolay değil. Daha inişli-çıkışlı, biraz daha dinamik bir trafiğe sahip olsaydı değil son yılların, bu türün tarihindeki en iyi albümlerden birine dönüştürebilirdi The Course of Empire ama bir tık tökezliyor bu konuda. Albüme hakim okurların yorumlarını da merak ediyorum ama bence adeta direkten dönmüş Atlantean Kodex.

Yine de müthiş bir eserin içindeki ufacık kusurlar bunlar ve ileride geleneksel-epik heavy/doom metal türünde 80’lerin, 90’ların büyük gruplarına yaklaşan bir şeyler var mıydı diye baktığımızda karşımıza çıkacak ilk isimlerden biri Atlantean Kodex olacak gibi görünüyor. The Course of Empire gerçekten çok güçlü bir albüm ve doğrudan bu türle ilgili bir sorunu olmayan herkes için 2019’un, hatta son on-yirmi senenin bu türdeki en iyilerinden biri olarak geçecektir kayıtlara. Şiddetle tavsiye.

88/100


Hey! Metalperver’de olan bitenden memnunsanız PATREON aracılığıyla minnetinizi gösterebilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.