In Mourning – Garden of Storms

Merhaba.

Şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama bir keresinde deniz, okyanus, gölet gibi su bazlı temalara sahip metale kafadan olumlu yaklaştığımdan bahsetmiştim. 2012 yılında yayımlanan The Weight of Oceans albümündeki nemli haliyle gönlümü kazanan İsveçli progresif/melodik death metal topluluğu In Mourning de böyle bir isim. Call of Cthulhu kapaklı o müthiş albüme hala gidiyor elim sık sık. Aynı şekilde 2008 çıkışlı ilk albüm Shrouded Divine‘ı da pek severim.

Ne var ki grubun biraz karmaşık karakteri, In Mourning’i tamamen bağrıma basmama da engel oluyor. Grubu derinlemesine bilen herkesin hemfikir olduğu şekilde grubun temellerinde bariz bir H.Ö, yani Heritage‘dan önce OPETH‘i, öykünmesinin yanı sıra sonradan INSOMNIUM, BE’LAKOR, OCTOBER TIDE, GHOST BRIGADE gibi yeni nesil melankolik, melodik ekstrem grupları da fazlasıyla andırmaya başladı In Mourning ve bu devamlı birilerini andırma hali, bir süre sonra anılan isimleri dinleme isteğiyle In Mourning’den uzaklaşmama neden oluyor hep. Progresif ve modern bir öze sahip olsa dahi bu In Mourning’den tamamen özgün bir grup olarak bahsetmeye yeterli değil henüz. Gerçi yeni grupmuş gibi bahsediyorum da yirmi seneyi devirecekler yakında… Neyse.

Grubun kariyerine şöyle bir bakınca yedi dakika ortalama süreye ulaşan bir beste anlayışı görüyoruz. Bazıları epik de sayılabilecek bu uzun ve melankolik besteler ara sıra yönlerini kaybedip uyumsuz türlerle kurduğu temaslarla anlam kaybı yaşasalar da In Mourning şarkıları genelde mutlaka bir yerden bir yere gitmeyi amaçlayan ve süresi içinde değişip dönüşen yapıda, bu nedenle hiçbir şey değilse bile ilginç bestelerdir ve 4 Ekim’de yayımlanan yeni albüm Garden of Storms da bu prensibe sahip yedi şarkıyla elli dakikayı aşan dinamik, fakat biraz da – her zamanki gibi – dağınık bir albüm.

Çeşitlilik, tekil bir anlama hizmet ettiğinde kıymetli oluyor ancak ve her zaman iyi sonuç veremeyebiliyor. In Mourning’de ise bazen bu çeşitlilik, yalnızca çeşitlilik olsun diye yapılıyor gibi hala ve Garden of Storms’un temel sıkıntısı da bu. Özellikle Björn Pettersson’un hardcore çığlıkları, esas vokalist Tobias Netzell’in melankolik temiz vokali ve Opeth kükremeleri şeklindeki brutaliyle büyük tezatlık yaratıyor ve tür git-gellerini de ekleyince her şarkıda, hatta şarkının içinde bile ara ara başka bir grup dinliyormuş havası çıkıyor ortaya. Bu da yoruyor insanı ve anlam çıkarmayı zorlaştırıyor.

Bu konudaki en iyi örnek son şarkı The Lost Outpost sanırım. 9:21 süresiyle grubun kariyerindeki en uzun bestelerden biri ve kendi içinde birkaç bölüme ayrılarak ne yöne gideceği hakkındaki kafa karışıklığını dinleyiciye de yaşatıyor birkaç dinlemenin ardından. Yine de başlarında bir kırk saniye kadar (1:55 – 2:35) ve son bir-bir buçuk dakikasında müthiş işler dönüyor ve insanı çileden çıkarıyor bu yüzden. Zeki ama çalışmıyor resmen yahu… Ondan önceki Tribunal of Suns da epey zayıf, zaten tutarsız albümü iyice abuklaştıran bir şarkı bu nedenle kapanışa doğru düşüyor enerji biraz.

Eh Sezar’ın hakkı Sezar’a; Garden of Storms‘un iyi, hatta çok iyi olduğu birçok an da var tabii. Örneğin grup yüksek tempoya çıkıp gitara odaklandığında gerçekten etkileyici ve güçlü olabiliyor (Broken Storms). Bir sonraki Yields of Sand ise Tobias’ın hüzünlü temiz vokali, dinamik davullar ve yeni dönem KATATONIA‘sını andıran gitarlarla açılış yapıp Tobias’ın kükremeye başlamasıyla beraber epey karanlık, tempoyu düşürmeden doom hissini arttıran harika bir şarkıya dönüşüyor. Yukarıda bazı başka bölümlerden de bahsettim zaten. Bu arada genel olarak albümü bas – davul ikilisi sırtlıyor. Özellikle Huntress Moon‘daki davul performansı enfes Joakim’in. Magenta Ritual şarkısı da grubun daldan dala atladığı, neyse ki bu sırada düşüp kafayı gözü yarmamayı başardığı, ilginç bir şarkı.

Gözardı edilemeyecek bazı meziyetlerine karşın genel olarak bir atanamamış hali var In Mourning’in ve grubun yaratıcı kimyasının tuttuğu anlar ne kadar başarılıysa tutmadığı anlar da o kadar sıradan ve mekanik maalesef. Yazının başında sevdiğim albümlerinden bahsetmiştim; onlarda bile bazı anlarda kaybolur gibi oluyorlar zaten ve beş albüm sonunda artık belli ki albüm boyunca yaratıcılığı, performansı sürdürmekte zorlanıyorlar. Garden of Storms‘da gaz bölümler, tatlı melodiler, güzel fikirler ve duygulu pasajlar var ama bölük pörçük her şey. Seçe seçe, atlaya atlaya dinlemeye devam edeceğim, orası kesin ama zamanla unutur, sonra da ilk ve üçüncü albüme geri dönerim gibi görünüyor; orası da kesin maalesef.

68/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

In Mourning – Garden of Storms” için 3 yorum

  • 7 Ekim 2019 tarihinde, saat 10:51
    Permalink

    Korhan,albümü sevecek ve öveceksi diye aklım çıktı okurken.Neyse ki benzer fikirdeymişiz.
    Bir önceki albümleri bana daha oturaklı gelmişti ama bu albüm çok dağınık yahu.

    Yanıtla
    • 7 Ekim 2019 tarihinde, saat 11:41
      Permalink

      Senin sicili düşününce şimdi kafam karıştı yahu, yoksa çok mu iyiydi albüm? Dur ben bir daha dinleyeyim. :))

      Şaka bir yana gerçekten zayıf iş.

      Yanıtla
      • 7 Ekim 2019 tarihinde, saat 17:10
        Permalink

        Ahahhahah korkutma beni,zaten metal piyasası ile sürekli zıt düşüyorum:))

        Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.