Devourment – Obscene Majesty

Merhaba.

Metal müziğin ekstrem uzantılarında bazen öyle şeylerle karşılaşıyorum ki açık fikirli olduğumu düşünsem de yahu yuh artık, ne dinliyorum ben şu an, hissiyatına kapılıyorum. Yeraltının rutubetli koridorlarında birbirinden çirkin, birbirinden korkunç şeyler var ve bunlardan bazıları pisliklerini o kadar görkemli bir biçimde kusuyorlar ki yerin üzerindekilerin bile başlarını döndürebiliyorlar kokudan. Devourment da brutal death metalin karanlık dehlizlerinden süzüle süzüle yükselip birçok metalcinin ismini ve canavarlığının boyutlarını az çok bildiği bir gruba dönüştü yıllar içerisinde. Molesting the Decapitated‘ın kapağını gören talihsiz ruhlardansanız ne demek istediğimi daha da iyi anlıyorsunuzdur eminim. Haliyle yeni albümleri Obscene Majesty hakkında bir şeyler söylemeden geçmek olmaz.

Brutal death metal, diğer birçok tür gibi bazı sabit doğrulara sahip olsa da bana sorarsanız bir bdm albümünde olmazsa olmaz tek şey ezici bir kuvvetin baskısını hissettirmesidir. Devourment ise bunu yıllardır çok zahmetsizce dinleyiciye geçirebiliyor ve neredeyse elli dakikaya yaklaşan Obscene Majesty de rahatsız edicilik seviyesini tavana çıkaran iyi anlamdaki kötü prodüksiyonu ve yekpare beste yapısıyla yutması epey zor bir lokma. Buna karşın grubun şimdiye kadar aldığı en kulak dostu kayıtlardan biri aynı zamanda; varın geçmiş prodüksiyonlarını siz düşünün yani, haha.

Slam etiketinin hakkını sonuna kadar veren Obscene Majesty, brutal death metale alışkın olan kulaklar için bile zorlayıcı bir tecrübe. Grubun brutal death metali değiştiren ilk albümü Molesting the Decapitated‘da beraber çalan davulcu Brad Fincher ve gitarist Ruben Rosas’ın tekrar bir araya gelmeleri, grubun o devasa döneminin devamı tadında bir albüme yol açmış. Ayrıca sekiz telli gitarıyla büyük bir derinlik katıp can sıkan Chris Andrews’ün etkisini de unutmamak gerek. Sekiz telliyi Devourment formülüne katmak müthiş bir fikirmiş gerçekten; saatte 100 km hızla vurup 20 metre öteye savurdukları yetmiyor, bir de ağır ağır üzerimizden geçip sağlam kalmış son kemiklerimizi çatırdatıyorlar resmen.

Dayakçılığına, eziciliğine rağmen bir şekilde cazibeli olmayı da başarıyor Obscene Majesty ve bunu sağlayan temel şey de grubun groove hissini kaybetmemiş olması tabii. Altı dakikalık Profane Contagion‘da veya Dysmorphic Autophagia‘nın palm-mute klavye gezintilerinde mutlaka ritmi vermeyi başarıyor Devourment. Yani ilk dinlemelerde ne olup bittiği tam anlaşılmayan bu kaotik dayak seansının ilerleyen sürecinde toz dumanın biraz dağıldığını görmeye başlayıp hasar raporu çıkarabilir hale geldiğinizde grubun rastgele vurmayıp taktiksel çalıştığını görebiliyorsunuz, haha. Dinamik ve bir yerlere doğru ilerleyen besteler, açıkçası bu türde benim için fazlasıyla uzun olan albüm süresine rağmen ilgiyi canlı tutuyor.

Slamming brutal death metal tam olarak böyle bir şey ve Obscene Majesty, gönül rahatlığıyla bu türün elçiliğini yapabilecek güçte bence. Her zaman dinlemeye hazır olabileceğim bir müzik değil ve prodüksiyonu da insanı zorluyor gerçekten, ancak Obscene Majesty 2019’da dinlediğim en ekstrem albümlerden biri ve müzikten dayak yemek istediğim anlarda elimin ilk gideceği albümlerden biri olacak uzunca bir süre.

87/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.