Iamthemorning – The Bell

Merhaba.

Lighthouse ve özellikle de Ocean Sounds ile hem Türk dinleyicisinin tanımasına ön ayak olduğuma inandığım hem de sıkı bir hayranına dönüştüğüm Iamthemorning, St.Petersburglı ikili Marjana Semkina ve piyanist Gleb Kolyadin’den oluşan, melankoliyle yoğrulmuş naif duyguların yansıtıldığı bir proje olmakla birlikte modern prog-rock dünyasından önemli isimlerin konuk sanatçı olarak yer almasıyla da kısa zamanda kitlesini buldu.

Tamamını okyanus kıyısında, canlı canlı kaydettikleri ve temelinde bir film projesi olan Ocean Sounds sonrasında bu keyifli ikili şimdi de bağımsız bestelerden oluşsa da temeline insanın zalimliğini merkezine oturtan yeni The Bell ile tekrar karşımızda. Yeterince dinlemediğim albümlere kritik yazmak istemediğimden 2 Ağustos’ta yayımlanan The Bell‘i yolda, yürüyüşte, evde sindire sindire dinledim ve her ne kadar önceki Iamthemorning yazıları ancak dört kişinin falan ilgisini çektiyse de vir vir konuşmaya hazırım.

Sonlarına doğru PORCUPINE TREE öykünmeleriyle öne çıkan Freak Show ile açılıyor albüm ve Semkina – Golyadin ikilisinin uyumlu performansıyla hem duygusal hem müzikal açıdan doyurucu bir giriş yapıyor. Marjana Semkina’nın melankolik sesinin altını çok iyi dolduruyor Golyadin ve dinamik piyanosu bir an olsun durmuyor. Şarkı ilerledikçe diğer enstrümanların da devreye girmesiyle gerçek anlamda rock havası estiren, RIVERSIDE tatları da yakalanabilecek enerjik ve keyifli bir parçaya dönüşüyor. Ne var ki Lighthouse dönemini fazlasıyla anımsatan bu şarkının devamında çok daha sade, çok daha sessiz bir kimliğe bürünüyor The Bell ve her ne kadar enfes şarkılardan oluşsa da beklentiyi bu güçlü açılış parçasına göre kuranları hayal kırıklığına uğratabilir bu durum.

Bu şarkının sonlarındaki İspanyol gitarların haberciliği eşliğinde, daha folk bir tabana geçiyor The Bell. Üçüncü şarkı Blue Sea ile kazayla mı, yoksa kötü niyetli bir amaç doğrultusunda mı olduğu belli olmayan bir biçimde, bir nehirde boğulmuş bir kadının öyküsünü anlatılıyor ve insanın insana ettiğini kimse kimseye etmiyor kıssadan hissesine doğru hızla ilerliyor. Şaka bir yana, Sleeping Beauty gibi açılış sonrası enerjiyi epey düşüren bir şarkıdan sonra, küçük piyano dokunuşları ve vokal ile uyumuyla akılda kalarak ilaç gibi geliyor bu şarkı.

Ghost of a Story‘ye kadar yumuşak ve piyano – vokal hakimiyetinde ilerleyen albümde bu şarkı itibariyle yeniden gitar ve davulu duymaya başlıyoruz ve sanki 2. perde açılıyor. Klip şarkılarından da olan Song of Psyche, ikinci yarıdaki daha rock hakimiyetinin konseptle uyumuyla da dikkat çekiyor. “You take a step into hell…this adventure won’t end well” sözleri de sonradan albümün en güçlü parçalarından Salute ile iyice tempo kazanacak albümün bu bölümünü özetliyor.

The Bell sözleriyle ve hassas, bir amaç doğrultusundaki özel düzenlemeleriyle bir bütün olarak dinlenmesi gereken bir eser. Iamthemorning her şarkıda başka bir hikaye anlatsa da aslında tek bir mesaj vermeye çalışıyor. Yumuşak başlı görünse de kendi karanlığına sahip, her zamanki gibi çok kaliteli bir iş. Fakat yine de önceki iki albümdeki kadar şaşırtıcı ya da tatmin edici olmadığını da not düşmek gerek. Yine de fazla uzatmaya gerek yok aslına bakarsanız; hala tanışmadıysanız bir şekilde dahil olun bu progresif ikilinin dünyasına ve bütün işlerine bir bakın mutlaka.

83/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.