Klasik Bir Cumartesi: Dissection – Storm of the Light’s Bane

Merhaba.

İsveç’in metal dünyasına damgasını vurduğu sene olarak kayıtlara geçen 1995, metale gönül vermiş herkes için adeta kutsal bir yıl. DARK TRANQUILLITY‘nin The Gallery‘yi, AT THE GATES‘in Slaughter of the Soul‘u, OPETH’in Orchid‘i yayımladığı ve ekstrem metalde melodi hakimiyetinin kurulduğu bu muhteşem senede hem İsveç’ten hem de diğer ülkelerden çıkan enfes eserleri saymakla bitiremeyiz herhalde ama 1995 yılında olan bitenleri GEÇMİŞE DÖNÜŞ – 1995 listesinde daha net görebilirsiniz dilerseniz.

İsveç’e dönecek olursak, birçoğu melodik death metal ile haşır neşir onlarca grubun arasında birkaç özel isim Norveç’ten yükselen ürkütücü black metal akımını, yine melodiden taviz vermeyen bir biçimde müziğe yedirip İsveç usülü bir harman elde ederek işi bir adım öteye götürmenin peşindeydi. Fakat bana sorarsanız bunlardan hiçbiri 1989’da kurulan, artık efsanevi bir mertebeye ulaşmış melodik black/death metal grubu DISSECTION‘ın 1995’te yayımladığı ikinci albümü Storm of the Light’s Bane kadar başarılı olamadı.

Storm of the Light’s Bane, grubun kurucusu, ritim ve solo gitaristi, bestecisi ve vokalisti Jon Nödtveidt’in karanlık zihninin müthiş bir yansıması ve albümün en çarpıcı tarafı da kötücüllüğünü, müsibetini direkt, doğrudan bir şekilde dinleyicinin suratına çarpıyor olması. Dissection’ın karanlık olmak için, atmosferi beslemek hiçbir katkıya ihtiyacı yok ve Jon’un kemikleri donduran, bir parça kaotik ve alabildiğine soğuk çığlıkları fazlasıyla habis bir etki yaratıyor. Jon’un vokallerinin yanı sıra inanılmaz melodik yapısıyla ölümcül cazibe analojileri kurdurtan Storm of the Light’s Bane, asla boyun eğmeyecek bir figürü sembol seçen black metalin bazen dinleyicisine nasıl boyun eğdirdiğini görmek adına eşi benzerine az rastlanacak bir şaheser.

Bestelerde neredeyse aşırıya kaçıldığı hissi uyandırıp samimiyeti baltalayacak denli yüksek olan detaycılık, bu sınırın ucuna kadar gelip orada kalmayı beceriyor. Akılda kalıcı olduğu kadar ürkütücü ve zifir karanlık melodilerden kurulu bir temel, bu detaycı yaklaşım ve dönemine göre progresif sayılabilecek kadar çeşitlilik gösteren davullardan oluşan hassas bir çatıyla birleşiyor. Ole Öhman’nin agresiflik ve groove dengesini nefis yakaladığı, düz blast-beat davulculuğunun çok ötesindeki davulları, albümün gizli kahramanı kesinlikle.

Gitarlar ise bugün bile akıllardan çıkmayan müthiş melodilerle dolu olmanın yanında black metalin taviz vermeyen kazımacı rolünü da fazlasıyla yerine getiriyor. Hiç detaya girip kaybolmak istemiyorum ama Unhallowed‘un zifir karanlık melodileri, Night’s Blood‘ın epik köprüsü, Retribution – Storm Of The Light’s Bane veya Thorns of Crimson Death‘in kafa sallatan groove gitarları birleşip nasıl bu kadar ahenk içerisinde aynı bütüne hizmet edebiliyor, hala biraz şaşırıyorum açıkçası.

Cazır cuzur ve fazlasıyla tiz prodüksiyon bile bir sonra grubun amacına hizmet etmeye başlıyor. Kabul, bu yorum fazla subjektif oldu ama gerçekten bu albümü daha tok bir prodüksiyon ile hayal bile edemiyorum artık. O soğuk melodileri, Jon’un zaman zaman neredeyse kulak tırmalayan çığlıklarını daha boğuk duymanın hayali bile katlanılmaz benim için, haha.

Inner Circle‘ın savaş açtığı türden bir groove ve melodi anlayışındaki Dissection, The Somberlain‘e kıyasla death metal ögelerini törpülediği Storm of the Light’s Bane ile dönemin belki de gelecek adına en çok heyecanlandıran gruplarından birine dönüşmüşken birçoğunuzun bildiği üzere Jon Nödtveidt 1997 yılında, Cezayirli bir eşcinseli öldürmekten tutuklandı. Ardından hapiste yeniden death metale kaydı, bu süreçte iyiden iyiye MLO‘ın derinliklerinde kayboldu ve son röportajlarından birinde de Reinkaos ile Dissection’ın yolculuğunun sona erdiğini, mirasının tamamlandığını açıkladıktan kısa bir süre sonra intihar ederek aramızdan ayrıldı. 90’ların satanizm ve black metal dehlizlerinde kaybolup giden Jon, üç tanecik Dissection albümüyle bir başımıza bıraktı bizleri maalesef…

Tüm bu drama bir yana, Storm of the Light’s Bane bugün bile tazeliğini koruyor ve hala dönem dönem albümdeki favori şarkım değişebiliyor. Üretimin talebin kat be kat üstünde olduğu ve her geçen gün yeni bir şeyleri denendiği black metalde, aradan geçen yirmi beş yıla rağmen hala taze, geçerli ve cazibeli olabilmek akıl almaz bir şey bence ve yüzlerce, belki de binlerce dinlemeye rağmen üzerine birkaç saniyeden fazla düşünür düşünmez insanın elinin gittiği, bir tur çeviremeden bırakamadığı bir albüm klasik değildir de nedir, bilemiyorum gerçekten.

100/100


Hey! Yazıyla ilgili düşüncelerinizi yorumlara girmeyi unutmayın lütfen. Metalperver’de olan bitenin bir takdiri hak ettiğini düşünüyor, içeriğinin katlanarak zenginleşmesini arzu ediyorsanız PATREON üzerinden Metalperver’e destek olabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Dissection – Storm of the Light’s Bane” için 2 yorum

  • 17 Ağustos 2019 tarihinde, saat 17:32
    Permalink

    Birkaç yıldır tüm zamanların en sevdiğim albümü Storm Of The Light’s Bane’dir. Bana göre tam anlamıyla kusursuz bir albüm.

    Yanıtla
  • 26 Ağustos 2019 tarihinde, saat 03:12
    Permalink

    Jon’a maddi destek verilmedi maddi olarak destek verilseydi o the somberlain,storm of the light’s bane’i daha iyi kayderdi bu nedenle dvd konseri albümlerden daha iyi.2.inci albüm at the gates ile beraber aynı stüdyoda da 2 haftada beraber kaydedilmiş.jon son konseri midsummer massacre’yi arkadaşından borç alarak vermiş.çünkü sağlam sahne hazırlanmışti o konserde.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.