Deathspell Omega – The Furnaces of Palingenesia

Merhaba.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan makale ile bir kez daha Deathspell Omega’nın ne kadar görkemli ve derin bir iş yaptığını ortaya koymuştuk ama bilmeyenler için yeni milenyumda black metale yön veren özel isimlerden biri olan Fransız grubun yeni bir albüm paylaşması, epey büyük bir hadise.

Bu defa black metalin karanlık dehlizlerinden süzülerek yükselen ağdalı cümlelerle şeylerin anlamsızlığına dair karamsar cümleler kurmadan, hatta sözlere pek de aldırış etmeden, mümkün olabildiğinde uzaktan ve mümkün olabildiğince dışarıdan bir gözle bakmak istiyorum. Zaten hayranların özellikle ilgilendiği kısımlarda, derinlerde neler olduğunu Duodenum bir defa daha, bir hayran çerçevesinden yaklaşarak gayet güzel özetledi ve o incelemeyi de benim satırlarımın hemen altında bulabilirsiniz; daha spesifik bir inceleme okumak isteyenler direkt o bölüme geçebilirler hatta.

Kendi bağlamında değerlendirmek zorunda kalmadan, grubun ezoterik kimliğini gözardı ederek, ilk defa DSO dinlermiş gibi yapınca aslında uyumsuz, avant-garde ve bu tip bir yaklaşıma uzak dinleyicileri kolaylıkla itebilecek karmaşık bir müziği var grubun ve The Furnaces of Palingenesia da bir istisna değil. Buna karşın bu albümde grubu daha sakin, neredeyse melodik ve hatta akılda kalıcı buldum ve bu nedenle de bir şekilde Deathspell Omega müziğiyle tanışmak, alışmaya çalışmak gibi niyetleriniz varsa The Furnaces of Palingenesia iyi bir başlangıç noktası olabilir gibi hissediyorum. Tabii yanlış yönlendirmek istemem; sindirmesi çok zor, tadı belirsiz, hiç de arkadaşça olmayan korkunç bir black metal albümü bu hala, ona göre.

Gece karanlığını üzerine örtmüş, tabiatıyla ölümcül bir avcının saklandığı gölgelerin arasından avının üzerine çullanışı gibi, bir yılanın zehri gibi ani ve ölümcül melodilerin arkasında ise tıpkı o zehri üreten beden gibi durmadan çalışan o sistem, her zamanki kadar keskin yine. Gerçekliğini sorgulatan davullar, işini zevkle yapan bir işkencesinin en sevdiği aletiyle segilediği hünerin bir benzerini sergileyen, insanın zihnini bulandıran gitarlar yine bir bütün olarak akıp gitmesini sağlıyor albümün.

Sarf edilen sözlere arka plan olarak kurgulandığı için müthiş akıcı ve her an yön değiştirebilen, bu değişimleriyle de insanı sözlere yönelten müziğin biraz daha atmosferik ve orta tempolu bir karaktere büründüğünü ve önceki albümlerdeki kaosun bir miktar azaldığını söyleyebilirim; Renegade Ashes dinleyip de atmosfere kapılmamak imkansız örneğin. Aynı şekilde Sacrificial Theopathy gibi kaosun arttığı dakikalar da eskisi kadar güç patlaması şeklinde değil. Kesiği de buradan yiyor zaten kendi adıma.

Kendi keşfettiği sound içerisinde bir şekilde hem asla tahmin edilemez olmayı başarıp hem de albümünde ne olacağına dair üç aşağı beş yukarı bir fikre sahip olduğum başka bir grup yok sanırım. Deathspell Omega bu anlamda bir defa daha benzersiz bir isim olduğunu gösterdi bana. Genele hitap etmediği için büyük ihtimalle sene sonunda yalnızca hayranların listelerinde en tepelerde olacak ama Deathspell Omega’nın yeni hayranlar edinmesini sağlayabilecek, mesafeli duranların en azından bir kısmını çekebilecek, iyi ve güçlü bir albüm The Furnaces of Palingenesia. Elinizden geldiği kadar şans vermenizi dilerim.

85/100


Şimdi bir de detaylara hakim, grubu kendi içerisinde değerlendirecek bilgili bir hayranın değerlendirmesine göz atalım.

Duodenum

Palingenesis, yeniden doğuş.

2016’da The Synarchy of Molten Bones’un çıkışına tanıklık edebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Metaforik bir kıyamet sonrası insanın düştüğü boşluğu inceleyen Synarchy, üçlemeyi tamamlayan Deathspell Omega’nın yeni bir döneme girdiğinin habercisiydi. Geçtiğimiz hafta ise yeni bir Deathspell Omega klasiği olan ve belli ki çok tartışma yaratacak The Furnaces of Palingenesia yayımlandı. 

Grubu bütün metafizik/mistik perdesinden ayırdığımızda karşımızda istisnasız her albümünde kendini ciddi anlamda yenileyen deneysel bir black metal oluşumu görüyoruz. Bu yüzden herhangi bir Deathspell Omega albümünü bir diğeriyle karşılaştırmayı anlamsız buluyorum. Hepsi anlattıklarıyla, yaşattıklarıyla çok özel, benzersiz deneyimler. Grup Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspiece’den beri black metalin kurallarını her albümüyle yeniden yazıyor. Taklit edilmesi imkansız müziklerinden ilham alan gruplara ise “Deathspell Omega’dan etkilenmişler,” veya doğrudan “Deathspell Omega çakması,” damgası çok zahmetsiz bir şekilde vuruluyor. Grup ise yarattığı bu akımı hiç ciddiye almadan yaratısını her eseriyle yenilemeye devam ediyor.

The Furnaces of Palingenesia’da grubun adeta yeniden doğuşunu görüyoruz. Hem şarkı sözleriyle hem de müziğiyle grup ilk defa bu kadar bizden, bu kadar mütevazi. Tabii yine teknik anlamda harikalar yaratan bir ekip var ortada fakat belli açılardan müzik Deathspell Omega standartlarından bazı kopuşlar içeriyor.

Bu kopuşun en bariz görüldüğü alan şarkı sözleri. Grup hiçbir metafizik söyleme başvurmadan Synarchy ile başlattığı konsepti devam ettiriyor ve hayali bir diktatörün ağzından 1984 benzeri bir distopya tarif ediyor. Bunu yaparken de bir yandan günümüz sosyal yapısını eleştiriyor. Tabii bunlar benim anladıklarım; ortada ciddi anlamda tartışma yaratacak bir eser var. Şarkı sözleri ile ilgili başka bir dikkat çekici nokta da ilk defa bu kadar şarkılara alınmamış şarkı sözü olması. Grup uzun bir manifesto yazmış ve sadece bir kısmını albüme almış. 

Müzikal alanda ise yine bir sara hastasının nöbetlerini andıran hızlı pasajlar var. Fakat bu pasajların yanında katatonik bir şizofrenin sanrıları da sıklıkla karşımıza çıkıyor. İlk defa grubun post-metal ve doom metal etkilerini bu kadar arttırdığını görüyoruz. Bu yavaş pasajlar davullara ve bas gitara ciddi anlamda yer açıyor ve çok dinamik bir bas-davul performansına tanık oluyoruz. Vokaller ise Synarchy’deki tok performansın yanında daha Paracletus vari bir dinamizmle bas ve davulun yarattığı ritmik kaosu tamamlıyor. Bunun yanında kulaklarım beni yanıltmıyorsa grup önceden kullandığı uyumsuz notaların arasına majör gamlardan notalar sıkıştırıp yarattığı debdebe hissinin yerine çok daha minör ağırlıklı bir albüm tercih etmiş bu defa. Bu da Furnaces’in Deathspell Omega‘nın en melankolik tınlayan albümü olmasını sağlıyor. 

Bütün bunları bir kenara bıraktığımızda ise Furnaces, diğer her Deathspell Omega albümü gibi kendine has ve ruhani açıdan benzersiz bir havaya sahip. Saf karanlık, kaos, melankoli, delilik, deha, esrime ve kelimelerle tarif edilmeyi reddeden bambaşka hisler var burada. Herkesi bunu deneyimlemeye davet ediyorum.

99/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Deathspell Omega – The Furnaces of Palingenesia” için 5 yorum

  • 28 Mayıs 2019 tarihinde, saat 09:43
    Permalink

    Bir insan bir albümü baştan sona tüyleri diken diken dinleyebilir mi? Dinlerken şaşkınlık, öfke, melankoli, kaos, karanlık ve ölüm gibi duyguların hepsini bir arada yaşayabilir mi? Normalde atmosferin ve kaosun içinde eritilen gitar rifflerine ekstra odaklanınca sürekli hassiktir çeker mi bir insan, soruyorum size? Bu sene daha iyi bir albüm gerçekten imkansıza yakın.

    Yanıtla
  • 10 Haziran 2019 tarihinde, saat 06:44
    Permalink

    Şarkı ismi vermemek için kendimi zor tuttum ama Standing On The Work Of Slaves benim için çok net yılın şarkısı. Her dinlediğimde tüyler diken diken.

    Yanıtla
  • 23 Haziran 2019 tarihinde, saat 22:32
    Permalink

    Bardo Methodology’de röportaj yayınlamışlar. İlgilisine duyurulur.

    Yanıtla
  • 24 Haziran 2019 tarihinde, saat 05:04
    Permalink

    Bilgilendirme icin tesekkurler.
    Grubu veya onlarin deyisiyle kolektifi olusturan kisilerin birbirine taban tabana zit ideolojilere sahip oldugunu soyluyorlar. Fasist de varmis (Onun kim oldugunu biliyoruz zaten), komunist de. “Gercek” sanatsal uretim icin bu gerilime ihtiyac oldugunu dusunuyorlar. Albumun sozlerini ise Bolseviklerin veya 70’lerdeki Kizil Tugaylar gibi yeralti orgutlerinin manifestolarina benzetiyorlar. Yani soz konusu olan totaliter ve irkci bir album degil, endustriyel kapitalizm karsiti bir manifesto imis.
    Acikcasi bunun nasil oldugunu pek anlayabilmis degilim. Kitapciktaki sozlerin tamamini okuyuca herhalde taslar yerine oturur.

    Yanıtla
    • 24 Haziran 2019 tarihinde, saat 08:52
      Permalink

      Ben zaten önceki albümlerine bakarak grubun bir anda faşist olmasını beklemiyorum. Beni en çok şaşırtan detay o davulları bir insan evladının çaldığının kesinleşmiş olması.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.