Possessed – Revelations of Oblivion

Merhaba.

Birkaç olgusal gerçeklik tespiti ile başlayalım: Bas gitar/vokal Jeff Becerra ve arkadaşlarından kurulu olan Amerikalı Possessed’in 1984 yılında, henüz kimsenin konuya pek vakıf olmadığı, olamadığı bir dönemde, ilk kaydettikleri demo çalışmalarına Death Metal ismi vererek bir türün doğumuna öncülük etmelerinin üzerinden tam otuz beş yıl geçti. 1989 yılında, Jeffrey Benjamin Becerra Sr. ya da bilinen adıyla Jeff Becerra’yı tekerlekli sandalyeye mahkum eden silahlı saldırı/soygunun üzerinden tam otuz yıl geçti. Bu iki olguda bir değişiklik yok. Fakat Possessed’in son albümünün üzerinden otuz üç yıl geçti, cümlesinde artık fazlasıyla değişiklik söz konusu; Possessed son albümünü yayımlayalı henüz sadece üç-dört gün oldu çünkü.

Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse özgün kadrosundan geriye yalnızca Jeff Becerra’nın kaldığı, otuz yıldır müzik üretmeyen Possessed’in geri dönüşü fikri hem grubun eski hayranları hem de Possessed ismiyle yeni tanışacak olanlar açısından hiç de iyi bir fikir değildi. Possessed’in kendine bir ağırlığı ve saygınlığı var metal dünyasında ve 2019’da Possessed’i diriltmek çok dramatik bir biçimde ters tepebilirdi. Fakat Jeff Becerra Possessed’in zamandan ve mekandan bağımsız bir efsane olduğunu yeniden hatırlatarak umarım çok kötü olmaz, düşüncesi etrafında şekillenmiş beklentilerimi darmaduman etti Revelations of Oblivion ile.

Jeff önüne Seven Churches‘ü koymuş ve o muhteşem klasiği kendine rehber edinerek gruba taze kan olan yeni elemanlara, özellikle de şarkı yazımında kendisine eşlik eden GRUESOME gitaristi Daniel Gonzalez’e yapmak istediği şeyi çok iyi anlatmış. Revelations of Oblivion, pek çok açıdan Seven Churches ile paralellikler barındıran, buna karşın 1985 yılında yayımlanmış bu şaheserin artık biraz yaşlandığı noktalarda da modern pratiklerden faydalanıp Possessed’i modern dünyaya yakınlaştırabilen bir albüm ve sırf bu özelliği bile insanın içine su serpiyor daha ilk dinlemeden. Jeff kesinlikle geçmişe sıkışıp kalmamış ve çok iyi bir haber.

Belki yeni dinleyiciler için başta ısınması zor olabilir ama Jeff’in 1985’ten olduğu gibi günümüze taşıdığı bazı şeyler de var elbette ve şüphesiz bunların başında grubun çıktığı yıllara has o melez vokal tarzı geliyor. O dönem henüz hatları tam belirginleşmemiş death metal vokalistliği, fazlasıyla thrash metalden besleniyordu ve işi bir adım ileri götürmek isteyen gruplar/vokalistler, kendi maharetleri doğrultusunda thrash metal vokalini daha ekstrem bir şekilde ele almaya çalışarak haykırıyorlardı mikrofonlara. Derinlerden gelen, kirli ve öfkeli, hafif çığlıklarla bezeli bu vokal tarzını benimseyen Jeff, Revelations of Oblivion‘da da hiç taviz vermemiş ve şaşırtıcı bir şekilde aradan geçen onlarca yıla rağmen performansından da pek bir şey kaybetmemiş. Pleasure to Kill gibi, Tapping The Vein gibi death metale bir kala şeklinde özetlenebilecek türdeki klasikleri andıran, insanı direkt otuz-otuz beş yıl geçmişe götüren harika bir vokal performansı var Jeff’in ama başta da dediğim gibi daha modern işlere alışkın dinleyiciler için başta alışması zor olabilir tabii. Eh, açsın eskileri dinlesin onlar da bir zahmet.

Klasik dörtlük-nakarat-dörtlük-nakarat-solo-nakarat yapısındaki besteler de ana hatlarıyla 80’lerden fırlamış gibi durmalarına rağmen özellikle solo bölümlerde gayet modern, ilham verici anlar barındırıyor Revelations of Oblivion. Daniel Gonzalez ve eski DRAGONLORD insanı Claudeous Creamer karanlık, şeytani ve hızlı melodi yazma konusunda çok uyumlu ve güçlü bir ikili olmuşlar. Dominion, Shadowcult ve Ritual şimdilik favorilerim ama diğer pek çok şarkıda da gayet canavar, retro thrash/death metal gitarları ateş ediyor. Yalnızca 1985’e ait bir müziğin ötesine geçerek etrafta olan bitene kulak kabarttıklarını da göstermişler gerçekten. Herhangi bir şekilde ilham vericilikten uzak olsa da ve biraz tekrara düştüğü için albümü aşağı çektiğini düşünsem de davul açısından da benzer bir heyecan, hız ve coşkudan söz edilebilir.

Albümün enfes prodüksiyonuna da değinmek lazı mutlaka. Marka ya da modelin geçmişine ihanet etmeden, üzerine çok bir şey eklemeden hali hazırda iyi olanı ön plana çıkarmaya yönelik bir anlayışla, kaliteli bir biçimde restore edilmiş enfes bir klasik araç gibi düşünebilirsiniz Revelations of Oblivion‘u. Genel olarak şöyle bir pasta/cila vurup boyayı toparlama tavrını hissedebiliyorsunuz Possessed’de ve bu fazla zorlamadan silkelenip kendine gelmeye çalışma işi fazlasıyla başarılı bir sonuç vermiş kesinlikle. Bir tek artık 2019’da bu sözler ile nostalji hissinden fazlasını vermek pek mümkün değil ne yazık ki ama o kadar da olur canım; arada insanın şöyle yumruğunu havaya kaldırıp Six, six, six! diye bağırası geliyor zaten.

Uzun lafın kısası ne olur kötü olmasın, dediğim bir albüm yılın en keyifli işlerinden biri çıktı. Haliyle ben de aklımdakileri bir çırpıda, aynı Possessed’in yaptığı gibi fazla evirip çevirip kurcalamadan aktarmak istedim sizlere. Revelations of Oblivion çok iyi bir albüm; sonlarına doğru temposu biraz düşüyor ve aynı türden yüksek oktan besteler dinleyiciyi yoruyor biraz ama en nihayetinde bu albümün hikayesi özelinde bu eleştirilerin çok da bir önemi olmadığını düşünüyorum. Possessed otuz üç yıl sonra albüm ve gönül rahatlığıyla, bir şeylere sığınmadan rahat rahat övebileceğim, çok da iyi bir albüm yaptı. Eh, başka bir şeyin pek önemi yok şu noktada.

85/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.