Amon Amarth – Berserker

Merhaba. Biraz uzun bir yazı olacak gibi hissediyorum; kemerlerinizi bağlayın.

Ara sıra yazılarımda bahsettiğim, özellikle 30+ Ankaralı tayfaya katkısı büyük olan ZOR dergisinde yayımlanan röportaj sayesinde tanıştığım, Death in Fire şarkısı ve bulunduğu 2002 çıkışlı muhteşem Versus the World albümü ile hayranı olduğum Amon Amarth, kariyer basamaklarını tırmanışını yakından gözlemleme fırsatı bulduğum, neredeyse yirmi senedir dinlediğim gruplardan bir tanesi. Gücünün zirvesinde olduğu 2000-2010 yılları arası kendi markasını inşa etmek üzere deliler gibi çalışıp üreterek metal tarihine bileğinin hakkıyla kazıdı ismini, bu bir gerçek. Popülerlik ve ticari başarı açısından dünyanın en büyük metal gruplarından biri konumundalar ve şunu da unutmayalım ki ne olursa olsun bir death metal grubu olarak başardılar bunları.

Tüm bu gerçekler bir yana son üç-dört Amon Amarth albümü, haklarında eski albümler kadar olumlu cümleler kurmakta biraz zorlandığım albümlerdi ne yazık ki. Harikulade With Oden On Our Side sonrası bir tık geri adım attığımız Twilight of the Thunder God ile 2000’leri kapatıp Surtur Rising ile 2010’lara girdik ve yine nereden baksanız grubun arzusunu, heyecanını ve tutkusunu yansıtabilen bir albümdü. Fakat grubun formülünün eskimeye başladığı, ilk dönemlerinde vahşiliğin ve samimiyetin yerini profesyonelliğin, markalaşmanın getirdiği bir sakinliğin ve mesafenin aldığı da görünmeye başlamıştı aynı zamanda.

Deceiver of the Gods ise büyük otellerin mutfaklarında sıkça yapılan, önceki akşam çıkmış ve bir bölümü artmış yemeğin ertesi gün yoğurda bulanıp soğuk meze olarak sunulmasını getirmişti aklıma. En nihayetinde evde de dünden kalma yemekleri yediğimiz için çok da canımız sıkılmadan yiyebiliyoruz belki ama bir yandan da biliyoruz onun küçük bir çakallığın, paramızın tam karşılığı olmayan keyifsiz bir yemek olduğunu da. Yine neler diyorum kim bilir.

Jomsviking ise 2010 sonrası Amon Amarth’ta hiç görmediğim türden yenilikçi ve denemekten çekinmeyen tavrı ve konsept yapısı sayesinde küçük bir umut ışığı yakmıştı kalbimde. Hala bir önceki on yılda çıkan işler kadar ağız dolusu övemesek de Amon Amarth’ın yeniden yaratıcılığını konuşturduğu (kendi dinamikleri çerçevesinde elbette) için ufak ufak heyecanlandırdı Jomsviking. Gel gelelim 3 Mayıs’ta yayımlanan on birinci Amon Amarth albümü Berserker hakkında iyi bir cümle kurabilecek miyim, hep beraber göreceğiz şimdi.


Berserker hakkında ilk göze çarpan şey grubun kullandığı rif kalıplarının tamamen heavy metal klişelerine sırtını yaslamış olması. Berserker özelinde Amon Amarth’ın death metal tarafını değerlendirmenin – grubun lokomotifi Johan Hegg’in vokallerini bir kenara bırakarak konuşuyorum – pek bir anlamı kalmamış durumda. Viking savaşçısı vokalli bir heavy metal albümü adeta Berserker ve bu ille de kötü bir özellik olmak zorunda değil elbette ama rif açısından grubun geçmişi arattığını söylemek zorundayım. Konserlerde eşlik edilebilir, basit rifler yazma konusunda her zaman üstün bir grup oldu Amon Amarth ama Berserker gitar departmanında epey zayıf kalıyor. Bu noktada da on birinci albümünü yayımlayıp kariyerinde otuzuncu yıla yaklaşan, son on – on beş yılın en büyük metal gruplarından biri sayabileceğimiz dev bir markanın ulaştığı seviyenin otomatik getirisi olan standart birtakım şeyleri de büyük birer başarıymış gibi göremiyorum.

Aynı şekilde, gruba 2016’da katılan yeni davulcu Jocke Wallgren’in artık ne olduğu ve olacağı fazlasıyla belli Amon Amarth müziğine doğrudan farklı bir karakter katmasını beklemenin hata olacağını kabul etmekle birlikte bu kadar tekrara dayalı bir performans, neredeyse yirmi sene grupta davul dövmüş, Johan Hegg ile beraber Amon Amarth’ın itici gücü olmuş Fredrik Andersson’ı mumla aratıyor ne yazık ki. Yine de Jocke’ye suç atmak için henüz erken. Davulun bu kadar steril ve mekanik tınlamasını sağlayan prodüktör Jay Ruston’a da buradan selam olsun en azından.

Konserlerde patlar bu şarkı.

Viking teması konusunda da bir şeyler söylemek gerekiyor bence. Bu açıdan Amon Amarth’ı eleştirmek doğrudan varlıklarını kabul etmemek gibi görünebilir ama büyük bir Amon Amarth hayranı ve Viking konsepti heveslisi olarak bu kritiği yazdığımı biliyordur bilenler. Ne yazık ki grubun malzeme bulmakta zorlandığını hissediyorum fazlasıyla. Valkyrie kelimesi daha kaç kez form değiştirecek, Thor’un çekicine kaç sayfa daha methiye dizilecek, kartalların ya da kuzgunların uçuşu üzerinden kaç özgürlük alegorisine denk geleceğiz daha, gerçekten bilemiyorum. Sözlerle şarkıların birbirine uyabildiği görece nadir kalan anlarda –Shield Wall mesela; albümün en iyilerinden kesinlikle- Amon Amarth büyüsü ortaya çıkıyor yine ve bir anda içimizdeki Viking savaşçısı uyanıveriyor ama genele bakınca grubun kendisinin defalarca ve çok daha iyi şarkılarda işlediği temalara ait sabun köpüğü sözler de pek yardımcı olmuyor. Artık Amon Amarth’ın alamet-i farikalarından biri haline gelen albümün sonuna uzunca, epik ve dramatik bir kapanış şarkısı koyma alışkanlığının sonucunda karşımıza çıkan Into the Dark bile ilk otuz saniyesindeki beklenmedik girişe rağmen önceki kapanış şarkılarına nazaran lise dönem ödevi gibi duruyor adeta. Hatta şarkıyı sizler için hiç etmek istemem ama ilk defa 1:33’de girip şarkı boyu devam eden rif resmen mahalle arasında dolaşan seçim arabalarından yükselecek türden. Onun hemen sonrasında giren tremolo da grubun kendisinden (Embrace the Endless Ocean‘ı düşünün) arak adeta. Muhteşem bir akustik gitarla açılan ve albüm için heyecanlandıran Fafner’s Gold da kısa sürede Amon Amarth ve tür klişeleri arasında kayboluyor aynı şekilde.

Tabii Amon Amarth’ın amacı doğrultusunda yaklaşık bir saat boyunca Johan Hegg’in müthiş vokali, grup özelinde vasatı aşamasa da görevini başarıyla gerçekleştiren çift gitarın devinimi ve tempoyu düşürmeyen davullar ile Viking melodik death metalinin coşkusunu yaşatıyor Berserker bir şekilde. Bu açıdan grubun istikrarını övmek mümkün ve beklentisini belirli bir seviyede tutan hayranlardan tepki görme ihtimalim fazlasıyla yüksek. Fakat bir saate yaklaşan bu albümün bir diğer sorunu da uzunluğu kesinlikle. Fafner’s Gold, Crack the Sky ve Mjolner, Hammer of Thor gibi yüksek oktan şarkıların harareti yavaş yavaş sönüyor albüm ilerledikçe. Davul tarafında da belirttiğim gibi prodüksiyonun bu konuda yardımı olduğu söylenemez. Amon Amarth biraz daha Viking taktikleri benimsediği, ani baskınlarla hazırlıksız yakaladığı yıldırım saldırılarında etkili olabilen bir grup ve Viking tarihine paralel biçimde savaş uzadıkça galibiyet şansı azalıyor. Bıçak sırtındaki ciddiyet de bazı büyük çuvallayan denemeler esnasında yerle bir olduğu için (Ironside – 2:50 açıp Johan’dan soğuyabilirsiniz isterseniz) albümün sonlarına doğru dağılıyor insanın dikkati.

Bir iyi bir kötü gidiyor gibiyim yazıda ve epey uzadı ama Berserker biraz da böyle bir albüm. Fakat grup hakkında bilgili olduğumu düşünen bir Amon Amarth hayranı olarak üstünkörü bir değerlendirmede göze batmayabilecek bazı gerçekleri gözardı edemiyorum. Her şey çok güzel olacakmış gibi hissettiren (siyasi mesajımızı da verelim, haha) Wings of Eagles şarkısının girişinde hissettiğim heyecanın birbirinden jenerik, sıradan riflerle sönüşünü gözlemlemek, albüm boyunca her ölçünün sonunda aynı atak kombinasyonlarının giderek daha çok kulak tırmalaması, Amon Amarth’ın o kükreyen coşkusunu, kontrol edilemez öfkesini yalnızca küçücük anlarda deneyimleyip sonrasında devamlı bir beklenti halinde albümü dinlemek beni biraz yordu. Uzun bir zaman sonra 1000 kelimeyi geçen bir kritik yazdım deli gibi; kim okuyacak bu kadar yazıyı o da ayrı bir soru işareti şu an kafamda.

İskandinav ve Cermen efsanelerine konu olmuş, zırhsız olduğu halde vücudundaki savaş boyaları, yara izleri ve kana susamışlığıyla ağzından saçtığı köpüklerle düşmanın kalbine korku salan, savaş meydanında asla kontrol edilemeyen ve sık sık kendi tarafındaki askerlere bile saldıracak kadar gözü dönmüş, Roma’yı bile dize getirmiş manyak savaşçılardan adını alan bir albümden bu kadar uysal, bu kadar tahmin edilebilir, bu kadar kontrollü bir müzik beklemezdim doğrusu. Yazı içine de serpiştirdiğim belli başlı nedenlerden dolayı kötü diyemem ama Berserker iyi bir albüm de değil kesinlikle. Birkaç aya unutur, bir-iki şarkı haricinde de bir daha dönmem sanırım.

67/100


Hey! Her zamanki gibi yazıyla düşüncelerinizi yorumlara yazmayı, sitedeki içerik hoşunuza giderse sağda solda paylaşmayı ihmal etmeyin. Metalperver’de olan bitenin bir takdiri hak ettiğini düşünüyor, içeriğin katlanarak çoğalmasını ve zenginleşmesini arzu ediyorsanız PATREON üzerinden Metalperver’e destek olabilirsiniz; ne de güzel olmaz mı üstelik? Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Amon Amarth – Berserker” için 10 yorum

  • 8 Mayıs 2019 tarihinde, saat 13:51
    Permalink

    Artık albüm yapmasınlar gerçekten,eski albümlerini dinlerken bile şuan ki halleri aklıma geliyor ve dinlerken modum düşüyor…
    Hani yine Twilight of the Thunder God’un filan bir dinlenebilitesi vardı fakat artık o kadar basit şarkı formülleri kullanıyorlar ki insanın açıp bir şans veresi bile gelmiyor.
    Kritik içinde ağzına sağlık Korhan abi,gayet yerinde tespitlerin var bence

    Yanıtla
  • 8 Mayıs 2019 tarihinde, saat 14:45
    Permalink

    Verdiğin puan albüme göre çok çok iyi, ben en fazla 5 falan beklerdim. Böyle thesaurus kullanarak ödev yazarmış gibi şarkı yazan gruplara biraz gıcığım var. Amon Amarth da death metalin Burger King’i gibi bişey bence. Ne geleceği belli, hiçbir sürprizi yok, arada bir iki şarkı dinleyince fena değil ama bir yerden sonra çok bayıyor.

    Yanıtla
    • 8 Mayıs 2019 tarihinde, saat 15:01
      Permalink

      Grubun fabrika ayarları, vokali ve beste formülü 50’yi koyuyor benim nezdimde cebine. Aslında albüme puanım 17 yani benim, hdhaha.

      Yanıtla
  • 8 Mayıs 2019 tarihinde, saat 16:13
    Permalink

    Kritik cok iyi olmus hocam. Tesekkurler

    Yanıtla
  • 10 Mayıs 2019 tarihinde, saat 12:06
    Permalink

    “When Once Again We Can Set Our Sails” isimli şarkının alt yapısında Bonnie Tyler’ın “I Need a Hero” ‘sunu anımsatır tınılar yok mu ya? Albüme dair ilgim sadece bundan ibaret…

    Yanıtla
    • 10 Mayıs 2019 tarihinde, saat 12:15
      Permalink

      Sırf şu yorumun yüzünden şimdi açıp tekrar dinlemek zorunda kalacağım. Beğendin mi yaptığını? 😀

      Yanıtla
    • 11 Mayıs 2019 tarihinde, saat 14:43
      Permalink

      Yorumdan sonra dinledim. Gerçekten benzerlikler var güldüm bayağı . Tespit gibi Tespit Respect !!!

      Yanıtla
      • 13 Mayıs 2019 tarihinde, saat 15:49
        Permalink

        Saygılar bizden 🙂

        Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.