Dim Aura – The Triumphant Age of Death

Merhaba.

Var olduğu zaman dilimi dahilinde insanlık tarihinin uygarlık açısından doruk noktasını yaşayan medeni insanın varlığını ve yaptıklarını anlamlı kılma çabası, her zaman karşısında olan biten her şeyin beyhude olduğunu anlatmaya çalışan bir rakip yaratmıştır. Bugün size tanıtmak istediğim İsrailli Dim Aura, bizleri İsrail’den selamlıyor; nihilizm ve mizantropi ile yoğrulmuş, anlam açısından saf bir black metal ile gerçek inananların kalesinde bir gedik de onlar açıyor.

Eh, grup ismi, albüm kapağındaki dev ters haç ve giriş paragrafında yazdıklarımdan da anlayabileceğiniz üzere Dim Aura hiç taviz vermeyen, birinci ve ikinci dalganın yöntemleriyle yaratılmış çiğ, primitif bir black metal icra ediyor. Grubun 2013’te yayımladığı ilk albümü bu açıdan biraz daha lo-fi mantığında ve müzikal olarak punk etkilenimleri de taşıyan bir albümdü ama The Triumphant Age of Death, modern black metale alışkın kulakların da benimseyebileceği, fakat eski kafalı primitif black metalcilerin de tadını kaçırmayacak cinsten bir eski-yeni dengesi kurmayı başarmış.

Albüme dair en keyif aldığım şeylerden biri, son zamanlarda incelediğim -ve aslında bazılarını epey beğendiğim- birkaç black metal albümüne nazaran The Triumphant Age of Death’in eveleyip gevelemeden direkt dinleyicinin suratında patlayan yapısı oldu. Fade out denilen bir yöntem ile azalarak biten Black Heretic Gate‘in sonlarına kadar nefes almak mümkün değil pek. Hatta peşi sıra gelen ve o ana kadarki en düşük tempoya sahip Blood Boiling Misanthrophy bile ancak iki dakika sürdürebiliyor sakinliğini ve sonra yine blast-beat devreye giriyor. Bu şarkıdaki bir diğer tatlı detay da o ana kadarki taarruzundan yorulan, bunalan dinleyici gibi vokalin de şarkının dördüncü dakikaya girerken öksürüp tıksırması bu arada. Evet, hakikaten öksürüyor.

Vokal demişken, albümün ve Dim Aura’nın en ağır silahı vokalist H. gerçekten. Yer yer artık gerçekten feryat edercesine bir performans sergilemiş ve daha ilk dinlemeden sarıyor insanı. Saruman’ın ihaneti sonrası Treebeard’ın diğer entleri savaşa çağırırken attığ o hayal kırıklığıyla karışık öfkeli narayı, ne bileyim bir alfa kurdun sürüdeki diğer kurtları çağırırkenki o kendinden emin, güçlü, vahşi ulumasını andırıyor zaman zaman H. Albümün pek çok yerine serpiştirdiği, uzattığı çığlıkları muazzam. Uzun zamandır bu kadar karakteristik bir performans görmüyordum black metal vokalistlerinden; böylesi bir nefreti tüm saflığıyla, kan tüküre tüküre yansıtabilmeyi başardığı için ayakta alkışlıyorum kendisini. Towards the Plague‘in başında neler yapıyorsun öyle be adam.

Müzikal olarak ise bildiğimiz çiğ black metale birkaç küçük dokunuş ile taze bir şeyler yakalamayı becerebilmiş Dim Aura. Ufak dur-kalk bölümler, bir dönem DARKTHRONE‘dan görmeye çok alıştığımız d-beat hakimiyetindeki punk sekanslar, MOTÖRHEAD şapkasının takılıp Lemmy black metal yapsaydı nasıl olurdu sorusuna cevaplar sunulan anlar fazlasıyla mevcut ve genel ahengi bozmadan zenginlik katıyor albüme bu çeşitlendirme çabaları. Albümün açılışındaki Clockwork Negativism‘in hemen başında görebileceğiniz gibi modern akorlar kullanmayı da ihmal etmemişler ara sıra ki bu da albümü günümüze biraz daha yaklaştırıyor.

Uzun lafın kısası çiğ, yüksek enerjili ve öfkesini gizlemeyen bir black metal sevenler için The Triumphant Age of Death harika bir albüm. H.’nin müthiş önderliğinde mizantropi sevdalılarını yerden yere vuracak bir işe imza atmış Dim Aura. Üstelik bunu hem old-school gitar işçiliği sevenleri hem de modern tınılardan hoşlananları memnun edebilecek bir şekilde yapmış. Tebrikler Dim Aura.

87/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.