Klasik Bir Cumartesi: Death – Scream Bloody Gore

Merhaba.

Death albümlerinin birbirleriyle karşılaştırılmasının biraz saçma olduğunu düşünüyorum. Çünkü aslında hepsi ayrı birer dönemi, anlayışı, fikri, amacı ve hatta yetenek ile prodüksiyon açısından farklı erişim imkanlarını yansıtan albümler. Kaldı ki birçok dinleyici aslında Symbolic ve The Sound of Perseverance albümleri dışında Death’i bilmiyor zaten ve pek kurcalamıyor da. Gerçi bu başka bir konu ama küçücük sinirliyim bu konuda; hiç bulaşmadan devam edelim.

2019’dan dönüp bakarken bugün kendi imparatorluğunun geniş topraklarında dilediği gibi at koşturan dev bir canavara dönüşen death metalin emekleme dönemlerini hayal edebilmek pek kolay değil. Onlarca alt türe ayrılmış, yüzlerce efsane gruba ve binlerce muazzam albüme ev sahipliği etmiş death metalin köklerine uzanmayı başardığımızda ise sıklıkla karşımıza Death isminin çıkması kadar doğal bir şey olamaz elbette. POSSESSED’in hakkını teslim etmekle birlikte Death’in dünyanın ilk gerçek death metal grubu olmasının yanı sıra, Morrisound stüdyolarında kaydedilen Leprosy albümünü duyan kimi Floridalı gençlerin koşa koşa Morrisound’a gidip Altars of Madness gibi, Slowly We Rot gibi albümler kaydettiklerini de unutmamak gerekiyor. Florida death metal sahnesi diye bir şey varsa çok büyük oranda Chuck ve müthiş prodüktör Scott Burns sayesinde var. Eh, Florida death metali sayesinde de hayat var, hava var gibi bir şey bizim için.

Tabii her hikayenin bir başlangıcı var ve konu Chuck’ın Death’i olduğunda laf lafı açıyor ama 1987’ye döndüğümüzde Chuck’ın artık VENOM/CELTIC FROST etkisinde, MANTAS ismi altındaki emekleme döneminin isim değişikliği ve ilk albümü Scream Bloody Gore ile tamamen sona erdiğini, hatta aradaki birkaç dönemi atlayıp yetişkinliğe yaklaştığını görüyoruz. Üç-dört yıllık bir süreci demolarla geçiren Chuck’ın elindeki materyalleri olgunlaştırmak için yeterince zamanı olmuş ama nihayetinde ne kadar ileri gidilebilir, nasıl daha vahşi ve rahatsız edici olunabilir gibi soruların peşinden koşan çevresine uyan, henüz yirmi yaşında ve mümkün olabilecek en sert müziği yapmaya çalışan gencecik bir Chuck’tan bahsediyoruz aslında ama Scream Bloody Gore, sonradan olacakların sinyallerini verebilen, gayet oturaklı ve bugün bile geçerliliğini kaybetmeyen bir albüm.


POSSESSED ile dünyaya ölümün soğuk nefesini hissettirmeyi kafaya koyan Becerra’nın vokallerinden fazlasıyla etkilenen Chuck’ın arzuladığı etkiyi yaratan rahatsız edici çığlıkları, korku ve vahşet temaları ile yoğrulmuş albümün brutal tarafı, bugün bile pek çoklarına fazla gelebilecek cinsten. Sonra sonra müthiş bir dil ile kendi iç dünyasını ve dünyayı algılayış biçimini anlatmaya başlayacak olan Chuck’ın birbirinden uyduruk sözlerle göğüs kafesinden dışarı fırlayan iç organlardan, yaşayan ölülerden ve çarpık cinsel tercihlerden bahsetmesini dinlemek de bambaşka bir keyif.

Elbette diğer tüm gruplar gibi Death de aslında bir çeşit thrash metal varyasyonu deniyor henüz. Scream Bloody Gore‘da bolca SLAYER duymak, hızlı çalınan thrash riflerine rastlamak mümkün yani. Torn to Pieces en bariz örneklerden biri bu konuda ama genele bakıldığında bu thrash metal tabanı üzerinde yeni bir yapı kurmayı başarıyor Chuck ve Infernal Death girişinde düşük tempo death metalin ürkütücü etkisini, Zombie Ritual ile Death gitar standartını, Baptized in Blood ile VENOM/CELTIC FROST gibi grupların müziğinin ne seviyelere çıkarabileceğini göstererek bir death metal standartı koyuyor ortaya. Sonradan dinlediğimiz pek çok albümde bu şarkılardan referanslar bulabiliyor olmak garip hissettiriyor; ebedilik böyle bir şey demek.

Seven Churches‘in gösterdiği yolda herkese nasıl yürüneceğini gösteren, death metal diye bağımsız bir türden bahsedilmeye başlanmasına neden olan albüm Scream Bloody Gore. Buna karşın sadece bu özelliği sayesinde haddinden fazla övülen vasat bir 80’ler kaydı değil. Mihenk taşı sayılabilecek prodüksiyonu, gitar işçiliği, sonradan AUTOPSY ile akıllar alacak Chris Reifert’in davulculuğu derken ekstrem metal tarihinin en değerli, en önemli, en bilinmesi gereken birkaç albümünden biri konumuna yükseliyor Scream Bloody Gore. O yüzden de şöyle bir beş-altı puanı da tarihi önemi sayesinde alıyor benim gözümde. Death metal ile bir bağınız olduğuna inanıyorsanız zaten mutlaka hatmetmiş olmalısınız da eğer death metal hakkında bir fikriniz yoksa ve nereden başlayacağınıza emin olamıyorsanız işe an başından, çıkış noktasından başlamak da hiç fena bir fikir sayılmaz sanki, değil mi?

100/100


Her zamanki gibi kritikle ilgili düşüncelerinizi yorumlara yazmayı, bu ve sitedeki diğer yazılar hoşunuza giderse sağda solda paylaşmayı ihmal etmeyin. Metalperver içeriğinin katlanarak çoğalmasını ve zenginleşmesini arzu ediyorsanız PATREON üzerinden bağışta bulunabilir veya aylık abone olabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.