Hexvessel – All Tree

Merhaba.

Bazen yazı yazarken acaba önden mi gidiyorum hissi geliyor; henüz insanların fırsat bulup dinleyemediği albümler hakkında etraflıca bir şeyler konuşulmasını beklemek pek de adil bir istek değil nihayetinde. O nedenle sanıyorum özellikle güncel albümlerde bir süre bekleyip zaman tanımak ve daha sonra incelemesini yayımlamak daha makul bir seçenek olacak. Olumlu/olumsuz geri dönüşte bulunursanız sevinirim.

Şimdi bu söylediğimle taban tabana zıt düşecek bir şekilde, Finlandiya-İngiltere-İrlanda ortak yapımı, sade ve naif grup Hexvessel’ın, yayımlanalı henüz üç gün olmuş yeni albümü All Tree‘ye bir bakalım.

Diskografisine hakim olduğum bir grup değil aslında Hexvessel. Naif ve yüzü doğaya dönük neofolk, 60’ların çiçek çocuklarından kalma hulyalı rock müziği, zaman zaman parlayan ve kaybolan sert gitarlar derken ilginç ve tek tek çok sevdiğim ama aynı kapta olmasına alışkın olmadığım bir müzik yapıyor Hexvessel ve genelde dinlediğim şarkıları hoşuma gitse de baştan sonuna kadar net bir şekilde hakim olduğumu söyleyebileceğim Hexvessel albümü sayısı sıfır. Yani All Tree‘ye kadar öyleydi.

All Tree, bir önceki Hexvessel albümü When We Are Death‘ten epey farklı. Grubun 60’lara geri döndüğü o albüm, diskografi içerisinde de biraz ayrıksı duruyor anladığım kadarıyla ve All Tree, akustik gitarları, zaman zaman bas-gitar ikilisinin elektrik akımıyla kucaklaşmasıyla oluşan post-rock hissi ve Matt McNerny’nin dingin vokaliyle gayet yumuşak, duru ve akıcı olmasının yanı sıra grupla tanışmamı sağlayan ilk albüm Dawnbearer’a yakın duran bir çalışma. Bu arada bilmeyenler vardır mutlaka; Matt McNerny ağabeyimiz progresif black metal grubu Code‘un ilk üç albümünde veya unutulmaz Dødheimsgard albümü Supervillain Outcast‘te yer alan Kvohst’tan başkası değil. Herkes başka başka deliriyor işte, ne yaparsınız; hayat.

Metalperver’de ara sıra yazdığım, o geçit vermez İskandinav kışını evinize taşıyan neofolk albümlerindekinden biraz farklı olarak All Tree‘deki folk tabanı hem dümdüz orman temasından hem de hippi akımının yükselişiyle 60’ların ikinci yarısında ortaya çıkan psychedelia kültüründen besleniyor. Anlayacağınız biraz daha dışa dönük, özgürlükçü, pozitif ve hatta zaman zaman erotik bir müzik. Buna karşın biraz önce de belirttiğim gibi Hexvessel’ın yüzü tamamen doğaya dönük ve ormanın kalbinde, vahşi yaşamın doğal bir parçası gibi hissediyor grup belli ki. Bu hissi olduğu gibi aktarmayı da başarıyor işin güzeli.

12 telli gitar, viyola, flüt, gerçek doğa sesleri ve perküsyonun gücüyle kah aradığı dirayeti yaşlı bir ağacın yorgun gövdesinde bulan bir adamın hikayesini anlatan kah birkaç yüzyıl öncesinden kalma, avlanmış hayvanın ruhundan özür dileyerek kendi içinde doğayla barışını korumaya çalışan bir avcının ruh halini yansıtan besteler ve sözler ile All Tree neofolk seven, yumuşak ve dingin bir albüm dinlemek isteyen, arkada hışırdayan yaprakları, kuş seslerini duymak isteyen herkese hitap edebilir. Öne çıkan bir şarkı bulmakta zorlanıyor olsam ve albümü bitirdikten sonra hala ortamda salınmaya devam eden sürükleyici bir melodinin eksikliğini hissetsem de Son of the Sky, A Sylvan Sign veya Wilderness Spirit ilk dinleyişte çarpabilen, harika şarkılar.

Çoğunlukla biraz melankolik, hatta bazen epey karamsar olur bu tip albümler ama All Tree bu noktada sanıyorum 60’lar kafası ile açıklanabilecek şekilde biraz daha kendiyle barışık, pozitif tınılar barındıran bir albüm ve bu açıdan da türü sevenler için farklı, taze bir alternatif. Hexvessel’ı daha çok bilmem, daha çok dinlemem gerekiyormuş; All Tree ile bunu anlamış oldum.

75/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.