Rotting Christ – The Heretics

Merhaba.

90’ların sonundan 2013-2014’e kadar en sevdiğim gruplardan biri olarak kalan, albümlerini yüzlerce defa dinlediğim, A Dead Poem albümünün sepya kapağının tam baskısından oluşan felaket bir tişörtle sokaklarda gezdiğim, sayısını hatırlamadığım kere canlı izlediğim ve hem müziğini hem de grubun beyni Sakis’in genel tavrını çok takdir ettiğim, harika bir grup Rotting Christ. Yok Yunanlık, yok para bittikçe geliyorlarmış indirgemeci yaklaşımlardan hiç hoşlanmam ve aklının yettiğine inandığım herkesle de Rotting Christ’ın ekstrem metal dünyası ne kadar önemli olduğunu, ne kadar kıymetli işler yaptıklarını konuşur, tartışırım.

Gönül isterdi ki eminim sizin de tahmin ettiğiniz gibi bu tip coşkulu açıklamaların arkasından sıklıkla kurulan, AMA ile başlayan bir cümle kurmayayım; bir istisna olsun ve kritiğin devamında da tıpkı biraz önce olduğu gibi yarınlar yokmuşçasına Rotting Christ övmeye devam edeyim… Fakat olmuyor, olamıyor.

Kariyerini ortalama üç albümlük dilimlere arıyabileceğimiz bir grup Rotting Christ ve benim gibi grubu on beş – yirmi sene önce tanımış olanlar Yunan devinin dümdüz 90’lar black metali zamanlarını, gotik dönemlerini vs. çok iyi hatırlıyor ve severek dinliyor. Tabii yaşı itibariyle Rotting Christ’ı 2010’dan sonra tanıyan da hatırı sayılır bir kitle var ve artık kariyerinde 35. yıla doğru hızla giden Rotting Christ’ın kendini yeni nesillere kabul ettirmesi açısından farklı şeyler denemesinin, kendini döneme göre şekillendirmesinin bir zorunluluk olduğunu da kabul ediyorum elbette.

Bu bağlamda son dönemlerinde daha folklorik bir tabana yerleşen grubun ritüel havası yaratmak için bolca tekrara dayalı ve özellikle konserlerde seyircinin rahatlıkla eşlik edebilmesi için yazılan coşkulu nakaratlarla bezeli müziğine mesafeli duran büyük bir kitlenin yanı sıra Rotting Christ’ın 2010 sonrası işlerini çok seven hatırı sayılır bir hayran kitlesi de var. Ancak Rotting Christ’ı ne zaman, hangi albümlerle tanıyıp sevdiğinizden bağımsız bir şekilde söylüyorum bunu ne yazık ki ama The Heretics gerçekten zayıf bir albüm.

Aslında tıpkı işin hayranlık kısmında olduğu gibi The Heretics albümünde de iki yönlü bir inceleme yapmak gerek. Çünkü bir yandan The Heretics gayet akılda kalıcı, çok iyi kurgulanmış ve zahmetsizce yol alan, tabiri caizse akıp giden bir albüm ve 13. stüdyo albümünü kaydeden, 1987’den beri ekstrem metal ile haşır neşir olan bir metal devinden bundan daha azını yapması beklenemezdi zaten. Mühendis isabetliliğindeki geçişler, binlerce yıllık insanlık mirasından ve kalp atışından yola çıkan, bu nedenle herkesin kolaylıkla alışabileceği, on-yirmi saniyede insanın zihnine kazınan ritimler, Rotting Christ’ın alamet-i farikası haline gelen akorlarla yürüyen basit melodiler ve Sakis’in artık şarkı söylemekten ziyade direktif veren vokali sayesinde The Heretics son dönemde grubun yaptığı en doğru işlerden biri aslında.

Fakat çevremdeki birçok mutsuz, keyifsiz Rotting Christ hayranının grupla ilgili tam olarak tanımlayamadığı, kelimelere dökemediği problem de burada ortaya çıkıyor aslında; Rotting Christ artık yaptığı işin sanatsal boyutundan, yaratıcılığından ziyade matematiğiyle, mühendisliğiyle ilgileniyor ve bu nedenle geçmiş eserlerinde var olan, gruba hayran olmamızı sağlayan o ruhu, sanatsal kimliği, müzisyenin anlatı kaygısını göremiyor, duyamıyor, hissedemiyoruz. Olması gerektiği gibiliğin yeterli görüldüğü bir eserden, bu eserin ana üreticisi konumundaki biri 46, biri 44 yaşındaki veteranlardan tıpkı gençliklerinde yaptıkları gibi ruhumuza da dokunmasını, beslemesini bekliyoruz ve bu olmayınca da üzülüyoruz. Halbuki böyle bir amacı yok artık galiba Rotting Christ’ın ve bunu kabul etmenin vakti geldi.

Rotting Christ’ın özü çok kuvvetli, çok özgün ve değerli. Bu nedenle The Heretics özelinde, kırk üç dakikanın içerisinde pek çok anda hala grubun neden bunca yıldır bu kadar büyük olmaya devam ettiğini hissetmemek imkansız. Ancak saman alevi gibi parlayıp sönen bu küçük anlar, grubun görkemli zamanlarını hatırlatıp içimizi burkmaktan başka bir işe yaramıyor ne yazık ki. Yoksa dediğim gibi aslında genleri öyle kudretli ki hala derinlerde bir yerde etkileyici olmayı başarıyor Rotting Christ müziği. Ancak insan her koşula adapte olabilen, uyum sağlayabilen ve var olan her şeyin içerisindeki ritmi duyumsayabilen bir canlı olduğu için dört dakika boyunca kafasına ucu plastik bir çekiçle vursalar bile bir noktada o vuruşların ritminden bir anlam çıkarabiliyor. Rotting Christ da bunu çok iyi biliyor ve elli dakika boyunca aynı şeyi yapmaya devam ederek buna alışmamızı, alışınca sevdiğimiz yanılsamasına düşmemizi bekliyor.

Sanırım şarkılardan bahsedecek motivasyona sahip değilim. Ne cıvık cıvık sözlere girip şaka yapasım ne de albümdeki toplam beş-on gerçek rif hakkında konuşasım var. Ayrıca Rituals ve ismini kopyalayıp yapıştırmaya bile üşendiğim diğer albümle karşılaştırmayı da anlamıyorum; onlardan iyi ya da kötü olmasının gerçekten bir anlam ifade edebileceğini düşünmüyorum zira. Eskiden biraz kırgındım Rotting Christ’a, sonra kızgın hissetmeye başladım ama sanırım artık umurumda bile değil. Ben böyle bir Rotting Christ’ı kabul etmiyorum ve etmeyeceğim. Canavar Rotting Christ black metali istersem Thy Mighty Contract ya da Genesis‘i, grubun yeni döneminin zirvesini yeniden hatırlamak istersem Sanctus Diavolos ya da Thegonia‘yı dinler, gerçek Rotting Christ büyüsü karşısında tekrar tekrar hayrete düşmek istersem Triarchy of the Lost Lovers ya da A Dead Poem‘i açarım. Bu iş burada bitti, yeter.

55/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

6 thoughts on “Rotting Christ – The Heretics

  • 16 Şubat 2019 tarihinde, saat 16:06
    Permalink

    Fire god and fear oda biraz eskilerin yanına yaklaşmış.

    Yanıtla
  • 18 Şubat 2019 tarihinde, saat 12:52
    Permalink

    Sıfırın altında beklentiyle dinlediğim için midir nedir biraz beğendim ben bunu ya, haha. Rituals ve Kataytoytoy’dan fersah fersah iyi. Ha çok mu güzel, çok mu akılda kalıcı, RC gibi akım yaratan bir gruptan beklenecek bir albüm mü, hayır. Ama en azından bilekleri kesme isteği oluşturmadan dinleniliyor, hatta bazen içine bile çekiyor ara ara.

    Yanıtla
  • 19 Şubat 2019 tarihinde, saat 19:36
    Permalink

    Bu kadar beğenilmeyecek bir albüm değil ya… yorumlarınıza katılmıyorum… ki ben de 20 senedir bu grubu takip eden biriyim, öyle yeni yetme falan değilim. Bence oldukça melodik ve atmosferik olmuş.

    Yanıtla
  • 20 Şubat 2019 tarihinde, saat 19:27
    Permalink

    son paragraf benim hislerimi de çok güzel ifade etmiş. öyle ki bu albümü dinlemedim bile, sadece 1-2 klibini youtube’tan izledim. aealo albümünden sonra rc, sağlam bir düşüşe geçti. grubun ben de büyük bir hayranıyım bu arada, 3 kez de canlı izledim. ama yaptıkları müzik artık cidden umurumda değil. grubun görkemli günleri geride bıraktığını artık kabul etmek lazım. asıl can sıkıcı olansa şarkılarda fena halde bir tekrar durumunu gözlemlemek.

    bu yoruma denk gelenler için de rc’nin dönemlerini şöyle ayıralım, kenarda dursun:

    “İlk yıllardaki “Thy Mighty Contract” ve “Non Serviam” albümlerinin olduğu black metal dönemi, sonra gotik öğelerin de yer aldığı “Triarchy of the Lost Lovers”, “A Dead Poem” ve “Sleep of the Angels” albümleriyle ulaşılan zirve dönemi, daha sonra “Khronos”, “Genesis” ve “Sanctus Diavolos”la karanlık müziğin başkalaşarak devam ettiği 3. dönem ve son olarak da helenik/epik tarafı ağır basan “Theogonia“ ve “Aealo” ile karanlık havadan iyice uzaklaşılıp coşturulan, daha direkt, gaz son dönem. “Kata Ton Daimona Eaytoy” ve son albüm “Rituals” da grubun bu en son kaldığı sound’dan devam ettiği daha okült ve ayin havasında olan albümler olarak göze çarpıyor.”

    Yanıtla
  • 24 Şubat 2019 tarihinde, saat 00:56
    Permalink

    Güzel bir kritik olmuş, elinize sağlık.

    Yanıtla
  • 10 Kasım 2020 tarihinde, saat 15:40
    Permalink

    Ne boş albüm bu ya. Başka albüme yazı yazarken aklıma geldi, gene sinirlendim hshaha.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.