Phlebotomized – Deformation of Humanity

Merhaba. Öncelikle yukarıdaki görselde yer alan, gece rüyalarınıza girmesi muhtemel bu küçük kızla yaşayacağınız tatsız kovalamacalar yüzünden şimdiden özür dilerim. Hakikaten çarpıcı bir kapak seçmiş Phlebotomized; hakkımızda hayırlısı ne ise o olsun, ne diyeyim.

1994 ve 1997’de yayımladığı iki albüm ile death metalin senfonik alt dallarından birinde birbirinden renkli çiçeklerin tomurcuklanmasına vesilen olan, Hollanda death metalinin en eski ve önemli isimlerinden Phlebotomized, yirmi yıllık bir aranın ardından geri döndü. Grubu en son bıraktığımızda neredeyse funeral doom metale kaymış, avangard ve saykodelik bir şeyler yapmakla meşgullerdi. Aradan geçen yirmi yılın ardından biaz daha başa dönmeye karar vermiş olacaklar ki Deformation of Humanity, grubun çoktandır kurumaya terk edilmiş köklerini eşeleyip temizlediği, yeniden can suyu verip beslediği bir albüm olmuş.

Aslına bakarsanız kapaktaki -büyük olasılıkla ölü- kızcağız içeride olup bitecek şeyler hakkında bir fikir veriyor ama daha çok teknik/brutal death metal albümlerinde böyle kapaklar görmeye alışık olduğumuz bir parça da yanlış yönlendirici olabilir grup ile yeni tanışacaklar için. Çünkü Phlebotomized 90’lardan fırlamış herhangi bir gotik/doom/black metal albümüne yedirebileceğiniz türden bir senfonik altyapıyla yine 90’lara ait bir death metal icra ediyor.

Phlebotomized müziğinin temelini 90’ların ucuz klavye altyapıları oluşturuyor. Bir dönem melodik death metalde, doom metalde ve black metalde çok meşhurdu bu tür karanlık, grotesk ve gotik synth altyapıları, malum. Phlebotomized’ın güzel yanı ise her türün farklı şekillerde kullandığı klavyeyi kendi müziğine yine farklı türlerin dinamiklerini yedirerek kullanıyor olması. Kısacası hem melodik hem geleneksel death metal, hem doom metal hem de biraz black metal Deformation of Humanity.

Albümün isim şarkısını ele alalım; trampet vuruşları ve gotik bir klavye üzerine konuşmalarla açılıyor Deformation of Humanity. Ardından gitarlar devreye girip trampet vuruşlarını tekrarlıyor ve sonra da orta tempolu, klavye ile gitara bölünmüş bir melodi üzerinde ilerleyen bir verse giriyor. Tam ortasında ise bir anda tremolo gitarlar ve blast-beat ile atağa kalkıyor. Sizi bilmem ama o kadar tanıdık şeyler yakalıyorum ki keyiften dört köşe ediyor beni bu durum. Hele ki 5:20 civarı giren ucuz klavye/blast-beat, onu tekrar eden palm-mute gitarın üzerine böğür böğür balgam söken vokaller vesaire derken çok ama çok eğleniyorum.

Benim çocukluğumun bir bölümü de CHILDREN OF BODOM, CATAMENIA, AGATHODAIMON, GRAVEWORM gibi isimlerle geçtiği, ayrıca AT THE GATES ve MY DYING BRIDE gibi iki alakasız görünen grubu çok sevdiğim için Phlebotomized’ın yeni albümüne ısınmam iki şarkı bile sürmedi ama günümüzde böyle müzik yapan grup sayısı pek fazla değil gerçekten, o yüzden de hitap edebileceği kesimi pek kestiremiyorum doğrusu. Yine de en azından çift-gitar uyumundan hoşlanan herhangi biri bile Deformation of Humanity‘den bir şeyler yakalayabilir. Descend to Deviance ya da Proclamation of a Terrified ‘Breed’ dinleyip adamların müzikal becerilerini takdir etmemek zor nitekim. Enstrümantal kapanıştaki gitar solosu da ayrı leziz. Albümdeki yumuşak/sert dengesini görmek adına da bu iki şarkıya bakmak isteyebilirsiniz bu arada.

Optimum keyfi yaşamak için biraz 90’lar ucuz gotikliği tüketmiş olma gerekliliğiyle birlikte Phlebotomized bence yılın keyifli albümlerinden birine imza atmış. Deformation of Humanity‘nin eski kafalı senfonik death metali pek çok yeni dinleyiciyi sarmayabilir, fakat 2019’da Deformation of Humanity kadar günümüz normlarıyla alakasız başka bir albüm çıkar mı emin değilim. Etikette senfonik death metal yazıyor diye gidip grubu SEPTICFLESH’le kıyaslamaya çalışmışlar mesela, sırf bu kafa karışıklığını yarattığı için bile takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum Phlebotomized’a, haha.

82/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Phlebotomized – Deformation of Humanity” için 2 yorum

  • 1 Şubat 2019 tarihinde, saat 12:17
    Permalink

    Zaten çok severdim Phlebotomized’ı, geri döndüklerini duyunca acayip sevinmiştim; albüm de pekiştirdi mutluluğumu. Tam tarif ettiğin gibi o kadar nostalji vuruyor ki dinlerken sırıtıyorum adeta ahah.

    Kapağa da baya söven gördüm internette ama ben beğendim epey.

    Yanıtla
    • 1 Şubat 2019 tarihinde, saat 15:13
      Permalink

      Ben emin değilim kapağı sevdim mi sevmedim mi. Seveceksem de sanki açık açık sevdim diyemeyeceğim gibi geliyor bana hsdhaha.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.