Malevolent Creation – The 13th Beast

Merhaba.

2002 yılında satın aldığım ve bir süre sonra şimdi hatırlamadığım başka bir albümle takas ederek kaybettiğim The Will to Kill sayesinde tanıştığım Florida death metalinin köklü temsilcilerinden Malevolent Creation hiçbir zaman favori gruplarımdan biri olmasa da yüzlerce eleman değişikliğine rağmen çizgisini pek kaybetmeden günümüze ulaşmayı başarmış, atıyorum şimdi death metalin bronz karmasında kendine yer bulabilecek, değerli bir grup. Yüzlerce derken çok az bir abartı söz konusu bu arada; CANNIBAL CORPSE insanı Rob Barrett’tan davul tanrısı Derek Roddy’ye, MONSTROSITY‘nin kurucularından Lee Harrison’dan death metal büyükelçisi Peter Tägtgren‘e kadar onlarca ismin girip çıktığı, turnelerine destek attığı bir grup Malevolent Creation. Şimdi teyit etmek için tekrar baktım da kaba bir hesapla elli küsür adam girmiş çıkmış gruba. Ohaleyo.

Tüm bu değişiklikler ve hatta grubun otuz yıllık kariyerinin çok büyük bir bölümünde mikrofonu teslim ettiği Brett Hoffmann’ın zamansız ölümü (fak yu kolon kanseri) bile Malevolent Creation’ın, daha doğrusu orjinal kadrodan geriye kalan tek eleman olan 51 yaşına merdiven dayamış Phil Fasciana’nın death metal ateşini söndürmeye yetmemiş olacak ki 2017’de gruba dahil ettiği üç yeni müzisyenle kaydettiği on üçüncü Malevolent Creation albümüyle bir kez daha karşımızda koca Phil.

Dürüst olmak gerekirse büyük kısmı sallantıda geçen otuz iki yıl, sonsuz eleman değişikliklikleri ve Malevolent Creation genlerini taşımayı sürdüren tek adamın artık 51 yaşında olması gibi bazı gerçekleri göz önünde bulundurunca The 13th Beast’ten herhangi bir beklentim yoktu. Buna rağmen, tamamen önyargısız ve beklentisiz dinlememe rağmen The 13th Beast dinlerken gerçekten bir ara uyuyakalacaktım. Hissediyorum, yazının devamında biraz kontrolden çıkacak gibiyim; şimdiden uyarıyorum.

The 13th Beast ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum ama söyleyeceğim her şey tıpkı albümün kendisi gibi suyun yüzeyinde kalacak, derine inemeyecek basit değerlendirmeler olacağı için çok da bir şey diyemiyorum ve istemiyorum da aslına bakarsanız. O kadar insanın tadını kaçıran bir yeterliliği var ki albümün bir noktada kulaklarına demir çubuklar sokmak, uçağa atlayıp müziğin çaldığı ülkeden uzaklaşmak istiyor insan. 2004 yılında herkesi 1-0 yenip Avrupa Şampiyonu olan Yunanistan gibi, Aykut Kocaman Fenerbahçe’si gibi iğrenç, sıkıcı, bunaltıcı bir albüm The 13th Beast. Her şey çok doğru ve sistem çalışıyor ama Phil hocam gözünü seveyim biz bu tribüne coşmaya, çıldırmaya, güzel iki haraket görmeye geliyoruz. Başka bir tür olsa bu kadar heyecansızlığı kitaba bağlı kalmak üzerinden değerlendirip ortalama bir puan verebilirim belki ama şurada eş dost toplanıp dövüşmelik death metalden bahsediyoruz. Teşbihte hata olmazmış ama kılçıklık eden çıkmasın; Malevolent Creation gibi en iyi döneminde bile kondüsyon death metalinden şaşmayan bir gruptan kimse çeşitlilik beklemiyor zaten ama bu kadar tekdüze, tuzsuz yağsız makarna gibi bir şeyi de çekmek zorunda değiliz herhalde.

Brett Hoffmann’ın yerini doldurmak kolay değil ama yeni vokalin o kadar dar aralıklı bir yorumu ve Hoffmann’a nazaran o kadar görkemsiz, güçsüz bir vokali var ki Mandatory Butchery veya Born of Pain gibi piyadeye taarruz eden atlı (tek bir piyadeye taarruz eden tek bir atlı ama, öyle yüzlerce binlerce değil) gazındaki şarkıların bile coşkusunu tam geçiremiyor. Fazlasıyla VADER‘dan Peter’i andıran bir stili var ama Peter’in tırnağı bile olamıyor maalesef. Bu arada iki şarkı için gaz maz dedim ama doğruya doğru, bazı anlarda Phil’in gitarları hala bazı anlara hükmediyor gerçekten (sevdiğimi söyleyebileceğim tek şarkı olan Canvas of Flesh‘i de o listeye alalım) ama on bir şarkı sonunda aklınızda çok ama çok az şey kaldığını fark edince eski gücünden epey uzak olduğunu da anlıyorsunuz. Grubun alamet-i farikalarından olan o hafif thrash tınısını da pek yakalayamadım albümde ama zaten ne yakaladım ki.

Uzun lafın kısası hayatında death metalden başka bir şey dinlemeyen ve dinlediği death metalde hiçbir değişiklik aramayan veya tam tersi ömründe toplam beş-altı tane death metal albümü dinlemiş birileri için ilgi çekici olabilir The 13th Beast belki ama bu garip güruh dışında kalan kitle için sabun köpüğü gibi dağılıp gidecek bir albüm The 13th Beast. Resmen şu yazıyı yazarken bile keyfim kaçtı. Kapağa da bir şeyler diyecektim ama neyse artık. Ulan on bir şarkı koymuşlar bir de. Utanmadan elli dakika bir de. Hah durun, bir tane daha benzetme buldum: Hastane yemeği gibi albüm The 13th Beast. Hadi bakalım.

59/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.