Hate Eternal – Upon Desolate Sands

Merhaba.

Yıllardır bu müziği dinleyen ve birden fazla türle haşır neşir bir metalperver olarak bazı grup ve albümlerin nasıl her tür dinleyiciye nüfuz edebildiğini, aynı şekilde bazılarının de nasıl yalnızca belirli bir kesim üzerinde etkili olabildiğini görmek, özetle metal hakkında sonsuza dek konuşulabileceğinin bir ispatı olduğu için çok hoşuma gidiyor. Bu müziğin belirli seviyeleri ve ancak üzerine koyularak ilerlenebilen bir yapısı var bana göre. Bu nedenle de bazı dinleyicilerin bazı albümleri değerlendirmesinin imkansız olduğunu düşünüyorum. Bunu iddialı ve hatta ayrımcı bulabilirsiniz ama eş-dost ortamında sen ne anlarsın lan cümleleri üzerinden yapılan keyifli atışmaların merkezinde bile dinleyiciler arasındaki bu bariz ama elle tutulamayan fark var aslında. Her dinleyicinin müzikal geçmişi ve teorik bilgisi olmak zorunda değil elbette ve bu tip bir değerlendirme/taktir/anlamadan söz etmiyorum ama birikim ve kültürün önemi, özellikle ekstrem türlerde iyice ön plana çıkıyor. Sonsuzluğun içerisinden kaliteli bir şeyleri çekip çıkarabilmek hiç kolay değil, kaldı ki herkesin hayatında ya birkaç sene önce dinleyip hiç beğenmemiştim, şimdi çok seviyorum grubu vardır mutlaka…Dağıldık, durun.

Esas derdim vurucu bir girişle ortamı canlandırıp insan tetiklemek tabii ve üstünkörü iki-üç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemli ve keyifli bir konu bu. Belki fazla yukarıdan ve ciddi yaklaşıyorum ama hey, albüm kritiği okuyacak kadar ciddisiniz siz de demek ki. Neyse, daha fazla uzatıp rastgele düşünce baloncukları sıralamaktan vazgeçerek bu kritiğe etrafa aduketler atarak giriş yapmama neden olan HATE ETERNAL‘ın yeni albümü Upon Desolate Sands’e geçelim artık; Eric Rutan’ı bekletmek olmaz.

MORBID ANGEL gibi devasa bir göktaşından kopan Eric Rutan, 1997’de kurduğu Hate Eternal ile yeni uygarlığında kendi hükmünü ilan edeli uzun zaman oldu. Kesinlikle normal bir şahıs değil Rutan ve death metalin görüp görebileceği en tavizsiz, en gaddar, en vahşi yaratıklardan biri. Fakat onu özel yapan, bazı dinleyiciler için kıymetli kılan da bu kesinlikle. Kaosun hakkını sonuna kadar veren, dinleyicinin sınırlarını zorlayan ve death metali bir tür işkence aracına dönüştürebilen manyağın biri ve ben onu anlayabildiğim, sevebildiğim için kendimi bir bok sanıyorum bazen, haha.

Yıllar boyu Hate Eternal ile yan yana getireceğim son kavramlardan biri olduğunu düşündüysem de Upon Desolate Sands ile beraber Rutan müziğinde artık bariz bir akılda kalıcılıktan söz etmek mümkün. Saf deliliğin ürünleri Phoenix Amongst the Ashes ve Fruy&Flames gibi albümlerdeki sapkınlıkları törpülenmiş, MORBID ANGEL köklerinin etrafı iyice kazılıp açığa çıkarılmış ve çok daha kulak dostu hale gelmiş bir Hate Eternal var bu albümde. Tabii kulak dostu derken albüme hakim olan 240 bpm davulların, Rutan’ın cehennemin yedi katını birden temellerinden sarsan brutal vokalinin, İsrafil Sur’a üflediğinde çıkacak sesin alıştırması tadındaki muhteşem tonlarına rağmen inanılmaz ayırt edilebilir ve akılda kalıcı beton gitarların sorun olmayacağını varsayıyorum. Akılda kalıcılık demesek de akıl alıcılık mı desek?

Bu arada davul demişken; Derek Roddy ve Tim Yeung gibi ilahları kadrosunda barındırmış ve davulcu açısından epey şanslı bir isim Hate Eternal. Bu elbette sonradan gelen davulcular için bir handikap ama Upon Desolate Sands‘te davullar kimde biliyor musunuz? Hadi diğer çaldığı bütün manyak albümleri ve grupları bir kenara koyalım; NECROPHAGIST‘in Epitaph‘ında çalmış bir davulcu olan Hannes Grossmann’da. Adam durmuyor arkadaşlar, kesin bilgi. Üstelik öyle kondüsyon abanıp özgünlükten uzak, mekanize bir performans sunan binlerce davulcunun aksine… Neler diyorum ya, Grossmann’ı savunmak ya da övmek bana mı kaldı, pardon.

Boyun kaslarınızdan sıkıldınız mı? Upon Desolate Sands’i açın ve beş dakikada tüm boyun kaslarınızdan kurtulun. Demek davula başlamak istiyorsunuz? O halde şuraya bir What Lies Beyond bırakayım da yol yakınken geri dönün. Efendim, gitar işçiliği mi? Kaos mu? Buyurun, All Hope Destroyed alın bir doz. Death metal karanlığı mı? O halde sizi Nothingness of Being ya da For Whom We Have Lost ile baş başa bırakayım…

Bazen bu kadar çok albüm çıkmasına gerçekten üzülüyorum. Günde neredeyse on beş saat müzik dinliyorum ama bazen hakikaten yetmiyor. Upon Desolate Sands‘i günlerdir dinliyorum ve sırf dinlemeye devam edebilmek için de kritiğini yazmadım, zira kritik bittikten sonra muhtemelen THE OCEAN veya CANCER‘e ağırlık vermek zorunda kalacağım onları da yazabilmek için. Fakat içerisinde şöyle salt hayvanlık barındıran ve yılların tecrübesiyle bütün death metal külliyatından bir şeyler bulabileceğim bir albüm dinlemek istediğimde artık aklıma ilk gelen albümlerden birisi de Under Desolate Shrines olacak sanırım. Bu sene içerisinde kritiğini bitirdiğime üzüldüğüm ender albümlerden biri Upon Desolate Sands. Sizin için bir anlam ifade etmesi zor ama benim için çok şey söylüyor. Şununla beraber, yılın death metal albümlerinden biri.

95/100

 

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.