The Vision Bleak – Witching Hour

Rol yapmaktan, -mış gibi yaşamaktan daha keyifli çok az şeyin olduğunu düşündüğüm bu uyduruk dünyada herhangi bir şekilde insana farklı bir gerçeklik ihtimali tattırabilen albümlere olan sevgim herhalde çok az şey ile ölçüşebiliyor. Zaten hali hazırda kurguya karşı büyük bir merak ve ilgi duyuyorken, bir tamamlayıcı ya da kimliğin bir parçası şeklinde müziğe bu tip eklemeler yapıldığında kendimden geçiyor, çılgın atıyorum. THE VISION BLEAK de günün en sevdiği anları gece yarısından sonraki saatler olanlar için müzik yapan, farklı bir dünyanın kapılarını aralayan, teatral ve benim çok keyif aldığım bir grup. Tabii bu kadar övüyorum ama aslında The Vision Bleak’in tek boyutlu bir yapısı, sattığı tek bir ürünü var ve eğer onu almak istemezseniz yapabileceği başka hiçbir şey yok; baştan belirtmek şart.

Hala bilmeyen var mı bilmiyorum ama grubun esas adamı müzik aleminin en özel insanlarından bir tanesi olan, EMPYRIUM gibi bir şahika yaratmış, eli öpülesi Ulf Theodor Schwadorf. 2000 yılında, halı hazırdaki birçok projesi arasında belki de en ayrıksı duracak olan The Vision Bleak’i kuran Schwadorf, o dönemden beri EWIGHEIM’dan tanıdığımız (daha sonra EMPYRIUM’dan da tanıyacağımız) Konstanz ile birlikte korku edebiyatından, filmlerden ve mitlerden esinlenen hızlı, senfonik, grotesk ve biraz da kendi keyfince bir müzik ile horror rock/metal türüne katkı vermeyi sürdürüyor. Witching Hour, bu keyifli projeden çıkan beşinci albüm.

Açıkçası grubun ilk albüm haricindeki diğer albümlerine çok zaman ayırdığımı söyleyemem. Zira tüm vuruculuğu ve etkileyiciliğine rağmen bu konuda kendisine rehber olarak KING DIAMOND‘ı seçmiş şahsımı çok da içine çekemedi bu albümler. Yine de başta belirttiğim rol yapma hevesinden (ve elbette Schwadorf’un yüksek kredisinden) dolayı kıyın kıyın takip etmeye de devam ediyordum. Fakat Witching Hour ile enstrüman anlamında merkezine gitarı aldı THE VISION BLEAK ve bu türde dinlediğim en keyifli, en doyurucu albümlerden birine imza attı.

Klasik Orta Çağ mitlerinden, peri masallarından ve karanlık öykülerden esinlenen Witching Hour, mutlu sonlarla ilgilenmiyor. Kadının ölümcül cazibesi üzerine kurulan pek çok karanlık hikayeden yola çıkmış Schwadorf ve Witching Hour ile kadının büyüsel gücüne, güzelliğine, gizemine adanmış bestelerle altmış dakikalık bir dinleti sunuyor. Çoğunlukla yüksek tempoda, teknik yahut farklı olma kaygısı gütmeyen gitarların önderliğinde, tekin olmayan güçlerin egemenliğindeki bir dünyaya doğru yolculuğa çıkarıyor.

Ünlü Hansel ile Gretel’den öykünen ve Burton-esk bir klibi de bulunan The Wood Hag, hem albümün en büyük hit şarkısı hem de kısa bir özeti niteliğinde. Oldukça ürpertici, hatta korkutucu ama bir yandan da akılda kalıcı ve keyifli. Witching Hour‘un komediyle dirsek temasında olması, her ne kadar çoğu şarkının sonu mutlu bitmese de vodvil benzeri havaya sokuyor albümü. Bu da işin hikaye anlatıcılığı tarafını oldukça sağlamlaştırıyor. Schwadorf’un eşsiz sesi de şüphesiz bu anlatı gücünü artıran bir unsur. Üstelik kendisinden sıklıkla insanın içine işleyen hüzünlü sözler duymaya alıştığımız bir sesten çok daha çılgın, karakterin içerisinde bir performans duymak da ayrı bir keyif ve tecrübe.

METALLICA‘nın Black Album‘ünden de IRON MAIDEN‘ın 80’lerdeki işlerinden de KING DIAMOND‘ın Abigail‘inden ya da ENTOMBED‘un Left Hand Path‘indan da bir şeyler bulabilirsiniz Witching Hour‘da. Etkilenimleri o kadar güzel ve derine işlemiş bir halde ki, THE VISION BLEAK oldukça zahmetsiz gibi görünen bir şekilde kendi eşsiz tınısını oluşturmayı başarıyor. The Wood Hag dışında ilk anda dikkat edilmesi gereken diğer şarkılar ise yüksek tempolu Hexenmeister , A Witch Is Born , The Blocksberg Rite ve The Call of the Banshee.

2016’da çıkan albüm de hiç fena değildi ama 2019 sonuna yeni albüm müjdesi veren Schwadorf’tan ben yine bu ayar bir güzellik bekliyorum. Özellikle gitar tabanlı olmasıyla bana göre grubun ilk albüm The Deathship Has a New Captain ile birlikte şimdiye kadar yaptığı en harika iş Witching Hour. Salt müzikal bir değerlendirme ile ortalamanın üzerine zor çıkacak ve hedef kitlesi de kısıtlı bir albüm belki ama hayatının bir noktasında Jacob ve Wilhelm Grimm ile haşır neşir olmuş, Orta Çağ karanlığından çıkan çarpık folklore ilgi duyan, cadılardan, lanetli yaratıklardan, başka diyarlardan gelip insanlara musallat olan habis varlıklardan ve daha fazlasından bahsedilince tebessüm eden birileri için kısa sürede kıymetli bir albüme dönüşeceğine eminim.

87/100

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.