SubRosa – More Constant than the Gods

Hiçbir zaman sludge hayranı olmadım. Diğer çoğu türde olduğu gibi yeraltının kuytu köşelerinde saklanan grupları keşfetme motivasyonum, sludge söz konusu olduğunda yerini bir şekilde övgü alan işlere şöyle yarım yamalak bir bakma ihtiyacına bırakıyor. SubRosa her ne kadar çok övülen bir isim olmasa da yavaş yavaş ismi duyulmaya başlanmış bir oluşum. Amerika’nın Utah eyaletinden dünyaya açılmış bir sludge/doom grubu SubRosa ama sludge deyince aklınıza saçlı sakallı, tüttürüp duran gömlekli adamlar gelmesin, çünkü SubRosa’nın elemanlarının çoğu kadın. 2013 yılının sonlarına yaptıkları More Constant than the Gods ise daha ilk dinlemeden türe mesafeli yaklaşanları bile kendine çekebilen, taş gibi bir albüm.

Grubun en büyük kozu bünyesindeki iki kemancı. Doom etiketinin hakkını veren, ağır mı ağır riflere rağmen şarkıları kemanlar sürüklüyor. The Usher‘ın ilk saniyelerinden itibaren duyulabilecek olan Sarah-Kim ikilisi, albümün üstüne dağıtması, aradan ileriyi görmesi mümkün olmayan bir sis tabakası yerleştiriyor. Belirli bazı kısa bölümler dışında her daim ön planda olan kemanlar işi çok zorlayıcı bir hale getiriyor ama çok olumlu bir anlamda tabii. Buna karşın işin metal kısmında beklentinizi düşük tutmanız gerektiği uyarısını da yapmak gerek.

Bir gitariste sahip, toplamda beş kişiden oluşan SubRosa’da gani gani vokalist var. İki kemancı hanımın yanı sıra gitarist kızımız da vokallerde yer alıyor. Bir de her ne kadar belirtilmemiş de olsa ara sıra bir erkek sesi de duymak mümkün. Beş kişiden üçü hanım zaten, bu durumda bu vokaller ya basçının ya davulcunun herhalde diyor ve beynin gerçekten de bedava olduğunu bir kez daha dosta düşmana gösterdikten sonra devam ediyoruz.

Bilindik sludge/doom kalıplarından biraz daha farklı bir şekilde konuya yaklaşan SubRosa, yaklaşımı daha köşeli gruplara nazaran biraz daha dikkatli dinlenildiği taktirde eteğindeki taşları rahatlıkla etrafa saçabilen bir grup. Zira hem albümdeki altı şarkının ortalama çalma süresi on bir dakikaya yakın hem de her şarkı belirli bir çizgide ilerlemekten ziyade sıklıkla değişkenlik gösterebilen inişli çıkışlı yapılara sahip. Bu nedenle More Constant than the Gods‘ı keyiflerin yerlerde takıldığı herhangi bir günde arkada çalsın diye açmanın bir işe yaraması pek mümkün değil. Fakat hali hazırda tatların kaçık olduğu anda bir de bu albümün kafasına girmek için çaba sarf edilirse dot yiye yiye koşarken base kapısında ölen noob oyuncu gibi kalakalmak işten bile değil (oyuncu okur anladı eğlendi, gerisi düz devam).

Tekrar albüm yapısına dönecek olursak, ki ne yapacağız dönmeyip, tekrar iki kemanın yüksek performansından bahsetmek gerekecek. Tekrar gibi olacak ama albümün ve SubRosa’nın kimliğini oturtan, grubun müziğine farklı bir boyut katarak SubRosa’yı türle alakası bile olmayan birine bile sabah akşam dinletmeyi başaran bir güç unsuru kemanlar. Aynı şekilde her şarkıda, hatta şarkı içinde bile sıklıkla değişen vokal de dinleyicinin dikkatini her daim üst seviyede tutuyor. Bu açıdan bakınca, altmış yedi dakikalık uzun mu uzun çalma süresine rağmen son dakikalarına kadar süren çeşitlilik sayesinde albüm bir an olsun bile dinleyiciyi baymıyor, tekdüzeleşmiyor. Düşük tempoda bunu başarmak ise nereden baksanız iş bence.

Sözlere bakıldığında da aşkın, yalnızlığın, yıkımın, kaybın ve hatta umudun etrafında oluşan fikirlerin üstü kapalı bir şekilde, sembollerle bezeli hikayeler üzerinden dinleyiciye aktarıldığını görüyoruz. Buradan puanları topluyor SubRosa. Gönül kapılarını da elinden geldiğince açık tutmaya çalışan bir albüm More Constant than the Gods. Neler diyorum öyle.

Bahsetmek istediğim özellikle tek bir parça var: No Safe Harbor. Yani şimdi. Fakat. Şimdi ayıp denen bir şey var. Olmalıydı en azından. Belli ki SubRosa’da yok. Albümün genelinden birazcık sıyrılan yapısı, insanı alaşağı eden müthiş sözler, piyano-flüt uyumu derken gerçekten insanın gardı düşüveriyor. Ne zamandır da dinlemiyordum; taktiksiz vurdu geçti yine terbiyesiz.

SubRosa, pek güzel albüm kapağı sayesinde şans vermeye karar verdiğim More Constant than the Gods ile çok kısa süre içinde ne yapacağını merakla beklediğim, takip ettiğim, normalden daha fazla sevdiğim gruplar listesine girmeyi başaran ve o dönemden beri de şahsım adına özel bir grup. Özellikle No Safe Harbor denen illet bile yeter aslında grubu sevmeye. Geri planda heavy doom rifleri, sürücü koltuğunda çift keman, çeşit çeşit vokal, kendi üslubuyla yaratılmış can sıkıcı bir ahenk ve tüm bunların altında minimal bir temel; daha ne olsun, değil mi? 2016’da dördüncü albümünü yayımladı bu enteresan beşli ve o da yine çok başarılı. Olur da bu albüm sararsa grubun dört albümlük diskografisine de mutlaka göz atın derim. Şahsına münhasır bir isim SubRosa; bu güzelliği ıskalamayın.

90/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

SubRosa – More Constant than the Gods” için bir yorum

  • 11 Ekim 2018 tarihinde, saat 23:48
    Permalink

    Sevdiğim için en çok üzüldüğüm gruplardan birisi Subrosa galiba. Bu albüm de, For This We Fought the Battle of Ages da zaman zaman kafamın arkasından bir yerden zihnime girip işgal ediyorlar uzun süre, ve nihayetinde üzüyorlar işte.

    Fazla iyisiniz Subrosa.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.