Behemoth – I Loved You at Your Darkest

Merhaba.

Senenin en çok merak edilen, en çok beklenilen, hakkında en çok endişe duyduğumuz ve aynı zamanda umutlandığımız albümlerden biri, Polonya’nın kara koyunu Behemoth’un 11. stüdyo albümü I Loved You at Your Darkest, 5 Ekim Cuma günü nihayet çıktı. O günden beri de ekstrem metale gönül vermiş herkes bu heyecanın bir parçası olabilmek için mümkün olan her mecrada albümle ilgili fikirlerini belirtiyor; ben neden eksik kalayım, değil mi?

…Behemoth’u hayatımda ilk kez 18 Aralık 2005’te, Ankara’da, yaklaşık yüz elli, bilemedin iki yüz kişiyle izledim. Sahneye seyircinin arasından çıkmışlar, küçücük bir basamak ile yükselen pespaye bar sahnesinde sıkış tepiş bir halde çalmışlardı. Hatta bacağımı sahneye yaslayıp destek alırken Orion beni görmeyip öne atılınca bacaklarındaki dikenler dizime girmişti (konser sonrası öpüşüp barıştık). Daha sonra iki defa daha izleme fırsatı yakaladığım BEHEMOTH, her defasında biraz daha büyüdüğünü göstermiş, Nergal’in inanılmaz vizyonu doğrultusunda giderek metal sahnesinin gördüğü en büyük isimlerden biri haline gelmeye başladığını her halinden hissettirmeye başlamıştı… Fakat kim ne derse desin, grubun on üç yıl gibi bir sürede geldiği nokta, onlarla ilgili her şeyi bilmeme rağmen yine de beni hayrete düşürdü. Zira ben böyle bir büyüklük, böyle bir yıldız olma durumu görmedim…

Yukarıdaki paragraf, bu yaz katıldığım ve Behemoth’u da izlediğim, Brutal Assault festivali ile ilgili kaleme aldığım yazı dizisinden. Bu kritiğe de olduğu gibi eklememin sebebi ise aradan geçen yıllara, grubu defalarca canlı izlememe, onlarla ilgili olan biten her şeye epey yakından tanıklık etmemize ya da Nergal’in Instagram hesabına rağmen hala Nergal önderliğindeki Behemoth’un günümüzde edindiği güç ve şöhret karşısında biraz şaşkın olduğumu bir kez daha belirtme ihtiyacı duymam. Özellikle The Satanist, modern bir magnum opus olarak öyle büyük bir etki yarattı ki, Behemoth hakkında konuşurken artık onları Polonya’nın dine körü körüne bağlı katı coğrafyasından çıkarak isyan bayrağını çekmiş bir black metal grubu olarak ya da yeraltından sürünerek çıkmış ve yaptığı her albümle üzerine koyarak büyümeyi başarmış, orta ölçekli bir ekstrem metal grubu olarak göremiyoruz. Behemoth artık her anlamda devler liginin, içinde Dave Mustaine’in sosyal medya hesaplarının, Dimmu Borgir bikinilerinin, alternatif/gotik modellerin, aylık tirajı beş-altı basamaklı olan devasa dergilerin ve saymakla bitmeyecek diğer pek çok şeyin bulunduğu bambaşka bir piyasanın bir parçası. O nedenle de içten içe yanıp tutuşsam ve muhteşem bir şeyler gelmesi için karanlık güçlere yalvarsam da I Loved You at Your Darkest‘tan beklentim neredeyse sıfırdı.

Elbette bu bakış açısı geneli yansıtmıyor ve elbette albümle ilgili beklentiler çok yüksekti. Gerçi albümün öncesinde paylaşılan Wolves of Siberia ve God=Dog o beklentileri deniz seviyesine indirmeyi başardı zaten. Neyse, Behemoth’un önceden sinyallerini çokça verdiği, The Satanist ile topyekün benimsediği, müzikal açıdan daha sade ve minimalist tutumu, ayrıca en az bu tutum kadar Behemoth’u Behemoth yapan, hiçbir koşulda taviz verilmeyen ve olabilecek en şiddetli şekillerde sergilenen kesin bir din karşıtlığı, I Loved You At Your Darkest‘ın da temellerini oluşturuyor, diyerek albüme girelim. Kısacası Behemoth her ne kadar gerçek bir rock yıldızı konumuna da gelse, hala belli oranda Behemoth. En azından bu açıdan beklentileri karşılıyor I Loved You At Your Darkest (ILYAYD). Zaten galiba bir tek bu konuda beklentileri karşılıyor.

Gece yarısı, her şeyi bir kenara bırakıp tam konsantre bir halde albümü açtıktan sonra geçen kırk altı dakikanın ardından, zihnimde beliren ilk düşünceyi olduğu gibi paylaşmak isterim sizlerle: Demigod’ın yalnızca ilk üç parçasında bu albümün tamamından daha fazla fikir var.

Evet. Elbette Demigod başka bir ekolün, başka bir müzikal tavrın ürünü ve elmayla armutu kıyaslamanın kimseye bir faydası olmadı hiçbir zaman. Yine de sonraki dinlemelerde de genel fikrim bu cümlenin etrafında şekillendi ve açıkçası ILYAYD ile ilgili temel problem de bu; müzikal açıdan tatmin etmekten uzak, tembel gitarlar ve fazla güvenilerek sakız gibi uzatılmış, çabucak bayatlamaya çok müsait fikirlerle dolu olması.

Aslında Behemoth’un bu dönemini ele aldığımızda elimizde ILYAYD ile birlikte teraziye koyabileceğimiz tek Behemoth albümü The Satanist ve o da o kadar muazzam bir albüm ki böyle bir kıyaslamaya gitmek ILYAYD’a haksızlık olur. Yine de hem grubun bir önceki albümü olması, hem aynı yaklaşıma sahip olmaları hem de Behemoth’un en iyi albümü olduğu konusunda genel (kesin demiyorum, genel) bir fikir birliği olmasından dolayı, elbette The Satanist‘in karşısına çıkacaktı ILYAYD bir noktada. Peki Behemoth bunu bilmiyor muydu? Bence bu sorunun tek bir mantıklı cevabı olabilir ve o cevap da ILYAYD’ın gözümdeki değerini yerle yeksan etmeye yetiyor: Biliyorlardı ve umurlarında olmadı.

Bu bir tercih ve bu tercih üzerinden çeşitli niyet okumalar yaparak şöhretin Behemoth’u kör ettiğinden, tembelleştirdiğinden, artık birçok şeye ulaştıkları için doymuşluk nedeniyle yaratıcı ilhamlarını kaybettiklerinden, yalnızca güncel kalmak için albüm yaptıklarından, The Satanist‘in sağladığı imkanları son zerresine kadar kullanacaklarından ya da iyice çoşup davayı sattıklarından -ne zaman dava adamı oldularsa- söz edebiliriz elbette ama bunların tamamı havada kalacak söylemler olacağından Behemoth’un beni de kendinin bulunduğu o şatafatlı magazin dünyasına çekmesine müsaade etmeden albüme bakmaya çalışmak daha akıl karı gibi geliyor bana.

Görünen köy kılavuz istemezmiş; Ecclesia Diabolica Catholica dışında ilk yarısı epey boş, ikinci yarısından sonra şöyle tek ayağının üzerinde doğrulur gibi olsa da ayaklanamadan bitiveren bir albüm var elimizde. Önceki pek çok işlerinde, daha doğrusu hitlerinde, işe yarayan unsurları bir çuvala doldurup şöyle güzelce salladıktan sonra yeni şarkıların üzerine gelişigüzel serpiştirmişler gibi duruyor ILYAYD’da. Bunda bir sorun yok bence aslında, ancak eğer bir albüme hem çok kötü -hakikaten burada tartışılacak ufacık bir şey bile olduğuna inanmadığım için dümdüz kötü demekte hiçbir beis görmüyorum- hem de neredeyse birbirinin aynı iki şarkı koyup (Wolves of Siberia ve We Are The Next 1000 Years), Bartzabel ve God=Dog gibi de kendini tekrar edip duran –Bartzabel‘i tamamen kişisel bir bakış açısıyla epey sevdiğimi itiraf etmeliyim- ve insanların ya çok sevip defalarca dinleyeceği ya da nefret edip asla dönüp bakmayacağı iki şarkıya daha yer veriyor ve albümün tüm bunları kaldırmasını bekliyorsanız albümün kalanında geçmişte işe yaramış formülleri birbirine karıştırmaktan çok daha fazlasını yapmak zorundasınız.

Yine de belli bir noktaya kadar kendini idare ediyor ve Behemoth’un fabrika ayarlarındaki bazı özellikler sayesinde ILYAYD kötü bir albümden kötü bir Behemoth albümü noktasına taşınıyor bir şekilde. Bu kadar tekrar olmasa, gitarlar bu kadar sıradanlığa bulanmış olmasa ve o görkemli, kudretli, kendinden çok emin bir şekilde dalgalandırılan isyan bayrağı müzikal olarak da benzer bir güçte desteklense… Gerçi öyle olsa zaten The Satanist olurdu değil mi, doğru yahu.

Başka ne söyleyebilirim I Loved You at Your Darkest ile ilgili emin değilim. Bir ara Sabbath Mater ile düpedüz ENSLAVED olunuyor ve bu keyifli bir detay bence; Ecclesia Diabolica Catholica bu çamurun içerisine parlıyor ama diğer parıltılı Behemoth işlerinin yanında aynı ışıltısını sürdürebilir mi emin değilim; albümün ikinci yarısındaki bir-iki parça için daha benzer bir şeyler söylenebilir belki, diye ekleyerek hadi biraz daha olumlamış olayım; çocuk korosu ve videolardaki sonsuz jump cut manyaklıkları ise Behemoth özelinde sıkça hissettiğim, ya sırf bu boku dinlediğimiz için bile yanacağız kesin hissini tamamen yok ediyor ve işin ruhani, isyankar, kutsalı yere çalan boyutunu milleti dinden imandan çıkarıp ev araba yaptın kendine zalım Behemoth seviyesine düşürüyor ve son olarak da biz DIMMU BORGIR bikinisiyle dalga geçmeyi yeni bırakmıştık ki Behemoth’tan vegan köpek maması hamlesi geldi. Ne diyeyim; sonunuz benzemesin kardeşim.

55/100

 

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Behemoth – I Loved You at Your Darkest” için 6 yorum

  • 9 Ekim 2018 tarihinde, saat 12:39
    Permalink

    sanırım nergal’le aynı doğrultuda bir inanışı icsellestirebilmis olduğum için, kendisinin ulaştığı popülerlik leveli ya da yeni albüm için yeterince uğraşılmamis olması, yeni albüme, behemoth’a ya da nergal’e olan yaklaşımımı olumsuz yönde etkileyemiyor. bir de bartzabel, epikti! ve elbette, albüme dair yazman, konuda tamamen aynı düşünce ve duyguda olmasak dahi iyi geldi.

    Yanıtla
  • 9 Ekim 2018 tarihinde, saat 15:55
    Permalink

    The Satanist’ten önce çıkmış olsaydı dengenin tam tutturulamadığı bir geçiş albümü olarak kabul edilebilirdi sanki; ancak öyle bir şaheserden sonra “dur ben buna biraz daha ihtişam basayım” kafası çok belli olmuş maalesef ya.

    Yine çok kötü bir albüm değil tabii de, beklentileri o kadar yükselttikten sonra fazlasıyla zayıf kaldı gerçekten. Albüm puanlarının grubun kendi konteksti içinde verildiğini düşünürsek çok uygun bir puan olmuş bence de.

    Yanıtla
  • 9 Ekim 2018 tarihinde, saat 17:20
    Permalink

    Bu adamlar artık mesajlarını sadece extreme metal dinleyicisi ile sınırlı tutmamak için soundlarında değişikliğe gittiler. Ve bu albümün tarzı vs umrumda değil. Hem anlattıkları hem de soundu olsun süper bir albüm. Nergal kendi kemik dinleyicisini bile sorgulamaya teşvik ediyor. Behemoth bu albümle birden fazla çeşit meyve verebilen bir ağaç olduğunu göstermiştir.

    Yanıtla
  • 9 Ekim 2018 tarihinde, saat 20:22
    Permalink

    Bence Satanist’e çok da uzak değil bu albüm. O yönde ilerlemeye çalışılmış bazı şarkılarda. Bana göre öne çıkan şarkılar: If Crucifixion was not Enough, Rom 5:8, Havohej Pantocrator. Albümün kötü tarafı hemen hemen tüm şarkılardaki chorus bölümleri tek kelimeyle facia. Bartzabel de dinledikçe hastası olunacak bir parça. Beklenti çok yüksek olunca not düşüyor sanırsam 🙂

    Yanıtla
    • 9 Ekim 2018 tarihinde, saat 20:31
      Permalink

      The Satanist karşılaştırmasından tamamen bağımsız bir şekilde, Behemoth’un son on dört yılda yaptığı en zayıf albüm olduğunu için düşük tuttum bu kadar. Başka bir grubun olsaydı rahatlıkla on-on iki puan ekleyebilir, 70’e yakın bir seviyede tutardım sanırım.

      Yanıtla
  • 15 Ekim 2018 tarihinde, saat 00:17
    Permalink

    bu albüm the satanist sonrasında gelmesi gereken bir değişim dönemini işaret ediyor, ama bu iyi bir değişim mi onu bilemiyorum. çocuk korosu ve yavaş sololarla yeni bir şeyler yapmaya çalışmışlar, sizin de dediğiniz gibi ecclesia diabolica catholica dışında albümün ilk kısmı oldukça vasat, ikinci kısmı ise ardarda gelen if crucifixion was not enough, angelvs xiii ve bana göre albümün güzellikte birincisi sabbath mater dışında şaşırtmayan, beklenen şarkılarla dolu. şimdilik dergilerde review’larda 4 buçuk, 5 yıldızlar falan alıyor bu albüm ama 4-5 sene sonra kim köpek maması şarkısının ya da wolves ov siberia’nın yüzüne bakar? çok kötü bir albüm değil, hatta güzel bir albüm ama the satanist’in ardından gelmesi, şarkıların bir kısmının diğer behemoth şarkılarını fazlasıyla andırması, grubu kendinin parodisi haline getirebilecek şarkı sözleri ve şarkı isimleri vb. puanı düşürüyor işte.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.