Revocation – The Outer Ones

Merhaba.

Amerikalı Revocation, özellikle 2008-2009 yıllarında peş peşe çıkardığı ilk iki albümüyle teknik thrash/death metal piyasasına fırtına gibi girmişti. Elemanların epey genç olmaları, buna karşılık ne yaptıklarını çok iyi bilen görüntüleri ile haddinden fazla kafa patlatılmış gibi durmayan samimi, hayli ilginç ve aşırı gaz müzikleri, kısa sürede grubun yukarılara tırmanmasını sağlamıştı.

Grubun ana kadrosundan geriye kalan son isim ve Revocation müziğindeki şüphesiz bir numaralı aktör olan gitar-vokal David Davidson’ın üstün gitar meziyeti, Revocation’ın da alamet-i farikasını oluşturuyor aslında. Blues, rock, death metal, thrash metal ya da rock’n’roll gibi türlere temas etmekten hiç çekinmeyen, teknik açıdan her zaman üst seviyede ve Revocation adına en standart olduğu anlarda bile mutlaka ilgi çekebilen, harika bir gitarist David ve o ne kadar günündeyse, Revocation da o kadar iyi oluyor. Eleman değişiklikleri ve ikinci bir gitarist derken 2010’ların ilk yarısında grubun ilk günlerindeki kimya biraz kaybolmuş gibi görünse de özellikle 2016’da yayımlanan son albümü Great is Our Sin‘de yine o bilindik, herkesin saygısını kazanmış Revocation tınısı yeniden yakalanmış gibi görünüyordu ve ben de geçici olarak rafa kaldırdığım Revocation’ı yeniden gündemime almıştım. 28 Eylül’de yayımlanan son albüm The Outes Ones‘da da David ve ekibi genel olarak 2016’da bıraktıkları yerden devam etmişler.

Aslında diğer Revocation albümleri gibi The Outer Ones da kısa sürede hazmedilebilecek türden bir albüm değil. The Outer Ones, tüm Revocation albümleri gibi elli dakika sınırlarını zorluyor ve ortalama beş dakikanın üzerinde süreye sahip, en az üç-dört parçalık birbirinden gaz riflerle ve fikirlerle dur durak bilmeyen bir gitar saldırısına maruz kaldığımız albümü özümsemek o kadar kolay değil. Tabii önemli olan tüm bu fikirlerin doğru bir şekilde süzülüp bütüncül bir his uyandıracak şekilde kullanılması, yani düzgün bestecilik. David Davidson’ın bu konuda küçük istisnalar dışında ne kadar başarılı olduğu ortada. Ancak ister istemez grubun diğer albümleriyle kıyaslamaya gitmek kaçınılmaz ve her ne kadar The Outer Ones‘ın gayet iyi bir albüm olduğunu düşünsem de grubun ilk dönemindeki manyaklığı, coşkuyu ve ilham vericiliği bulabildiğimi de söyleyemem. Tabii böyle bir değerlendirmenin albüme haksızlık olacağı aşikar, o nedenle bu küçük parantezi burada kapatıp devam edelim.

Aynı zamanda ARTIFICIAL BRAIN‘de de çalan Dan’in etkisi midir bilinmez, teknik death metal tarafının daha ön planda tutulduğu bir albüm The Outer Ones. Dayanıklılık testi tadındaki hayvan hayvan bestelere karşın kimi zaman şöyle sert bir dönüş yapıp daha sakin, melodik sularda kulaç atmayı, metronomu düşürmeyi de ihmal etmemişler. Blood AtonementThe Outer Ones ya da Luciferous gibi parçalarda bu tip ilginçliklere tanık olmak, hatta funk bölümlere rastlamak, VOIVOD, VEKTOR, MESHUGGAH gibi isimleri anmak ya da enstrümantal Ex Nihilo ile atmosferin dışında çıkmak mümkün. Hatta bence Luciferous epey İsveçli melodik death metal ustalarının elinden çıkmış gibi duruyor. Fakat albümü çözdükten bir süre sonra bazı parçaları (bkz: Vanitas) atlamak isteyebilirsiniz belki. Bunlar dışında David’in vokali bana çok olgunlaşmış geldi ve üç ciğerli Ash Pearson’ın davullarını dinlemek de her zaman büyük bir keyif.

Sanıyorum söyleyeceklerim bu kadar. Atmosfer açısından bir tık zayıf kaldığını düşünsem ve bazı parçalarda bir şey hissedemesem de hayvan gitar işçiliği ve farklı türlere göz kırpan zengin besteleriyle The Outer Ones bu yıl içerisinde dinleyebileceğiniz iyi teknik death metal albümlerinden bir tanesi gibi duruyor. Hiçbir şey olmasa Of Unworldy Origin, The Outer Ones ya da Ex Nihilo‘yu daha en az üç ay daha dinlerim.

81/100

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.