Deicide – Overtures of Blasphemy

Merhaba.

Death metal manifestosunun ortaya konduğu 90’lı yıllara damga vuran isimlerden biri olan Deicide, işin içine paranın girdiği birçok ortamda yaşanan türden, grup elemanları arasındaki kimi anlaşmazlıklar nedeniyle 2000 ve sonrasını eski görkeminden uzak, eski ve kökten Deicide’cı hayranları tatmin etmeyen albümler yayımlayarak geçirmişti ve biz Deicide ismini müzikle ilgili konulardan ziyade Glen Benton’ın kendine has değişiklikleri sayesinde duymaya başlamıştık daha çok.

Tamamen duygusal nedenlerle ayarlanan turneler öncesinde grubun adını hatırlatmak dışındaki varlık amaçları hakkında pek bir fikrimin olmadığı son üç albüm ile beraber Deicide ismi artık tozlu raflara kalkmıştı benim için. Glen Benton ve serflerinden hiçbir beklentim kalmadı ve Glen Benton danasının azman vokalini ya da Hoffman Brothers Inc. usulü canavar gitarları dinlemek istediğimde hala elimin altında Legion ya da Serpents… vs. bir dünya albüm var. Fakat söz konusu Deicide gibi büyük bir marka olunca elbette yeni albüme bir kulak kabartmak, ne yaptıklarını görmek farz.

Her şeyden önce ikinci parça Crawled From the Shadows ile başlamak istiyorum incelemeye, çünkü tövbe estağfurullah o ne öyle. Şimdi Glen Benton gibi tamamen hükümsüz, ne bok yediği belirsiz bir adam tabii ki gönlü ne isterse onu yapacak ve kimseye hesap vermeyecek elbette, bunun aksini beklemek abesle iştigal ama eminim kimse de Benton’ın çıkıp FOLK yapmasını beklemiyordu, değil mi? E bu folk? Hem de öyle karanlık, yüzünü doğaya dönmüş, atmosferli folk da değil; arkadaşlarıyla handa iki bira içip sarhoş olan, sonra da halay çekerek köyün yakınlarındaki mağarada yaşayan yaşlı, meczup bir trole taş atmaya giden genç dimağ folku. Tabii biraz da abartıyorum ama yani olacak iş mi şu ya.

Şoku atlatamadan bu defa Seal the Bomb Below giriyor ki bunu da şöyle haftada bir-iki defa, çıkan yeni albümlere göz gezdirirken denk geldiğim, on dokuz-yirmi yaş ortalamalı herhangi bir death metal grubunun ilk albümünde dinlemiş olsam yirmi sene önce ağabeylerinin yaptıklarına yaklaşmaya çalıştıkları için bir parça takdir eder, kendilerince ilk hitlerini yazdıkları için tebrik ederim. Hoffman’lar yok artık ve bu konuda yapabileceğimiz bir şey de yok, kabul. Kaldı ki çok agresif ve VADER vari bir taarruz söz konusu, evet ama bu kadar tırt rifler de yakışmıyor Deicide’a. Neyse ki Steve Asheim ayısı dur durak bilmeden, metronom cihazı bozmalık bir davul performansı sergiliyor da löp löp gidiyor bu besteler ekmeksiz.

Herhalde bu albüm de böyle komple doldurma işlerle gidecek, diye düşünürken –All That is Evil‘ın ana rifi de ne kadar ponçik öyle- Deicide kataloğunun ihtişamlı anlarına göz kırpan kimi bölümler sayesinde albüm ilerledikçe su akıp yolunu bulmaya başlar gibi oldu. Kim ne derse desin, kısa ve vurucu besteler yaratma konusunda Deicide her zaman için üstün bir marka ve bu markanın gücü Overtures of Blasphemy‘de de açıkça görülüyor. Ortalama üç dakika süren parçalar bir şekilde çatır çutur akıp gidiyor. Paragraf paragraf sövdüğüm şu iki parçayı bile e taş gibi metal işte diye dinleyen birçok kişi çıkacaktır mutlaka. Ben olaya biraz daha otuz yıllık ve on iki albümlük, efsane olmuş Deicide’ın kendi dinamiklerini göz önüne alarak yaklaşıyorum. Gerçi nasıl yaklaşırsanız yaklaşın, Crawled From the Shadows ya da Crucified Soul of Salvation için geçerli bir bahane bulmak imkansız bence ama neyse.

Hakkını vermek gerek; kaotik gitarlar ile daha bildik, daha gaddar Deicide’a tanık olduğumuz anlarda o eski, adam yiyen Deicide hissini almak mümkün albümden. Glen Benton’ın canavar vokali, SLAYER‘a saygı duruşu tadındaki sololar, tremolo gitarlar, Asheim’in ayı davulları derken albüm gerçekten de çok kolay bir şekilde vites yükseltebiliyor. Bence esas sorun prodüksiyonda; bu gitarlar belki şu an duyduğumuz ahey ahey hallerinden çok daha karanlık bir hale getirilebilirdi ama o kadar yumuş yumuşlar ki, bir noktada gömleğin ön cebinden mendili çıkarıp sahneye fırlayası geliyor insanın.

Deicide’ın Hoffman’ların ardından daimi bir sallantı halinde olduğu sır değil ve bir türlü aranılan kimya yakalanamadı. MONSTROSITY‘den gelen yeni gitarist Mark English bu albümde ne kadar etkiliydi bilemiyorum ama her halükarda bu kadronun da o eski Deicide havasını yakalayabileceği konusunda şüphelerim var. Eğer daha önce Deicide dinlemediyseniz grubun şu anki haliyle bile yapabildiklerine şaşıracağınıza ve seveceğinize eminim ama Florida death metalinin öncülerinden, death metalin en büyüklerinden, hayvanlık abidesi gerçek Deicide’ı dinlemek istiyorsanız benim yaptığım gibi şöyle bir yirmi-yirmi beş yıl geriye gitmenizde fayda var.

65/100

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.