Varathron – Partriarchs of Evil

Oldum olası drum machine kavramına uzağımdır. Kendi çapında davul da çalan bir vatandaş olmamın dışında mekanize, vuruşların arkasında his bulamayacağınız ruhsuz davullardan ne anlıyor, neden bunu tercih ediyor gruplar, hiç anlamadım. Kaldı ki istisnasız birçoğu da drum machine bulunca suyunu çıkarıp dört kollu ve üç bacaklı bir davulcunun ancak becerebileceği şeyler yazıyor, görmemişlik gibi görmemişlik yaşıyorlar.

Helenistik Dönem geride kalalı çok olsa da Ege’nin karşı kıyısındaki bazı arkadaşlar Yunan kültürünü metalin ekstrem örnekleri üzerinden dünyaya yaymaya devam ediyor. Bu sayfalarda sıkça övdüğüm ve ne yazık ki biraz da sövdüğüm ROTTING CHRIST gibi, yine aynı şekilde son dönemde yaptıkları işlere burun kıvırmaya başlasam da SEPTICFLESH gibi, henüz kendisi hakkında bir şeyler yazmayı başaramasam da başlı başına bir black metal devi olan NECROMANTIA gibi, şüphesiz Varathron da Yunanistan’ın en köklü isimlerinden bir tanesi.

İlk paragrafa dönecek olursak, özellikle 90’lardaki albümlerinde drum machine olması, metali keşfettiğim yıllarda RC ve Septicflesh gibi gruplarla haşır neşir olmama rağmen Varahtron’a karşı mesafeli olmama neden olmuştu. Hatta itiraf etmek gerekirse çok uzun yıllar hiçbir albümlerine bakmadım bile, o kadar silmişim adamları. Tabii bu onların kötü müzik yaptıkları anlamına gelmiyor; 1988’de kurulmuş, yıllarca Rotting Christ ile eleman alıverişinde bulunmuş, Yunanistan topraklarına ait o farklı black metal tınısını sonuna dek hissettiren, yukarıda saydığım diğer isimlere ek olarak NIGHTFALL ile birlikte Yunanistan ekstrem metal sahnesini yaratan, yarattığı bu yeni sahne ile dünyaya açılan, taş gibi bir grup Varathron.

Nisan ayının son günlerinde yayınladığı yeni albümü Partiarchs of Evil’ın ilk notalarını duyduğumda hissettiğim şeyi hiç eveleyip gevelemeden, olduğu gibi yazıyorum; Oh be, Rotting Christ gibi Rotting Christ! Tabii bu kadar bırakırsam havada kalıyor ve bir övgü ifadesi olmaktan uzaklaşıyor fakat Varathron’un yeni albümü gerçekten de son yıllarda Rotting Christ’ın yapamadığı her şeyi bünyesinde barındıran bir albüm olmuş. İnişli çıkışlı, eleman değişiklikleri ile dolu ve bu istikrarsızlık sebebiyle yalnızca beş albüm yayınlayabilmiş olsa da otuz yıllık bir kariyeri arkasında bırakmaya hazırlanan Varathron, altıncı stüdyo albümüyle kariyerindeki en sevdiğim ve bence en iyi işine imza atmış, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Sırf incelemem daha objektif olsun diye birkaç defa çevirdim eski albümleri ama His Majesty at the Swamp veya Crowsreign filan halt etmiş bu albümün yanında, o kadar diyorum.

Aynı topraklardan beslenen, aynı havayı soluyan insanlar olarak rahatlıkla bağ kurabildiğimiz sıcak, buram buram Akdeniz kokan melodilerle yoğrulmuş, agresiflik ve melodi dengesi çok iyi kurulmuş, kimi zaman IRON MAIDEN, kimi zaman BATHORY gibi tınlayan ve aslında çok sade ve sıradan gibi görünmesine karşın pek çok farklı kaynaktan beslenerek kendine özgülüğün gücünü de sonuna kadar hissettiren, yağ gibi akıp giden bir albüm Patriarchs of Evil. Ritüel ise ritüel, black metal ise black metal, melodi ise melodi. Sen de git kumda oyna Rotting Christ.

Lanetlenmiş dünya üzerinden gezegenlerin kaderini aktaran Saturnian Sect, okült ve ağırbaşlı bir satanizm ile çevrelenmiş Luciferian Mystical Awakening, bu yıl dinlediğim açık ara en muazzam parçalardan biri olan, gerizekalı Rotting Christ’ın dinlese lan biz niye böyle şeyler yapamıyoruz artık diyeceği ve BATHORY BEE! diye çığlıklar atmama neden olan Ouroboros Dweller (The Dweller of Barathrum), her nasılsa cayır cayır thrash metal başlamasına karşın bir şekilde yine Yunan black metaline evrilmeyi başaran Into the Absurd albümdeki favorilerim galiba ama çoğu zaman albümü baştan sona çevirip durduğum için efsane kapanış Ouroboros…‘un apayrı bir yerde olması dışında her parçaya bayıldığımı söyleyebilirim. Zaten Stefan öyle vokal performansı ortaya koymuş ki, albüme kötü bir şey söylesem höparlörün içinden fırlayıp beni yutacakmış gibi bir çekincem de yok değil. Sözler ve hikayeler de ayrı şahane bu arada.

Çok uzun zamandır dinlediğim en iyi gitar-klavye kombolarını barındıran, harika bir atmosfere sahip, muazzam bir vokal ile başından sonuna hayranlıkla dinlediğim bir albüm oldu Patriarchs of Evil ve uzun yıllar tüketeceğime adım gibi eminim. Özellikle Rotting Christ’ın 2000 öncesi işlerini seviyorsanız, ekstrem metalinizi Akdeniz sıcaklığında tüketmekten hoşlananlardansanız mutlaka bir bakın. Fakat konuyla hiç alakanız olmasa bile ben bir tur dinlemenizi tavsiye ederim. Of metal ne kadar güzel bir şey be kardeşim.

90/100

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.