Klasik Bir Cumartesi: Rotting Christ – Triarchy of the Lost Lovers

Black metal tarihinde biraz geri gidecek olursak 90’larda peş peşe kurulan hayvanlık abidesi pek çok grubun birbirinden çiğ, nefret saçan ve saldırgan albümlerini çarpar gözümüe. MAYHEM, GORGOROTH, DARK THRONE, DARK FUNERAL, SATYRICON ve daha nice grubun bugün bulundukları noktalara ulaşmalarını sağlayan işler genelde o dönemde yazdıkları, ortalığı yıkıp geçen dehşet albümleriydi. Rotting Christ da bilindiği gibi black metalin ilk defa filizlendiği dönemlerde, 1987’de kurulmuş bir grup. İlk iki albümüyle o dönemin yönelimlerine ayak uyduran işlere imza atan grubun 1996 yılında çıkardığı Triarchy of the Lost Lovers (TotLL) ise Rotting Christ’ın diğer black metal gruplarından ayrı tutmamıza neden olan ilk albüm sayılır.

A Dead Poem kritiğinde de bahsettiğim şekilde grubun Sakis’in önderliğinde ortalama üç albümde bir değişen müzikal perspektifi, grubun kuruluşundan itibaren ilk kez Triarchy of the Lost Lovers ile eksen değiştiriyor. A Dead Poem’deki kadar göz önünde olmasa da gotik eğilimlerin müziğe yansımaya başladığı, henüz ilk parça King of a Stellar War‘dan anlaşılıyor. Prodüksiyonun da artık daha önemli bir hale geldiği, eskiye nazaran çok daha temiz, Thy Mighty Contract ile Non Serviam‘a göre melodinin daha ön planda tutulduğu, saldırganlık ve öfkenin melodinin altına yedirildiği bir albüm ToTLL. Grubun müzikal yolculuğunda günümüzde durduğu noktaya baktığımızda da Rotting Christ’ın dönüm noktalarından birinin TotLL olduğunu söylemek mümkün.

Rotting Christ hakkında en sevdiğim şeylerden biriyse grubun hiçbir zaman sarsılmayan kimliği. Bu kadar saldırgan bir isme, hiçbir zaman belirtmekten kaçınmadığı din düşmanlığına ve bu konulardaki kesin tavrına karşın grubun o kadar da kötücül kabul edilemeyeceğini düşündüğüm bir müziğe sahip olması, Rotting Christ’ın en sevdiğim yönlerinden birisi. Rottin Christ müziğinin tek patronu Sakis ve son albümlerdeki folklorik etkiler black metal hissini bastırıyor ama buna rağmen hiçbir zaman Rotting Christ’ın davayı satması gibi bir düşünce belirmiyor zihinlerde. Bu açıdan bence benzersiz bir isim Rotting Christ ve aradan geçen otuz yıla rağmen ortalarda dolanan birçok black metal grubundan hala en az bir ton daha siyah olmayı başarmaları, taraflı tarafsız her kesimden hala çok büyük bir saygı görüyor olmaları…Koçum Sakis be, duygulandım.

Kişisel olarak TotLL’ı çok sevmenin en önemli iki sebebi ise albümün başından sonuna kadar hissedilen mesafeli, soğuk bir hüzün havası ve müziğin sadeliği. Bu soğukluk hissinin türlü prodüksiyon oyunlarına, atmosfer kastırmalara veya elektronik altyapılara ihtiyaç duymadan, zahmetsizce yaratılmış olması TotLL’ı çok samimi bir albüme dönüştürüyor. Herhangi bir şekilde dramatize edilmemiş, fazladan üzerinde oynamalar yapılmamış, kendiliğinden oluşmuş bu soğukluk bambaşka bir his katıyor albüme.

Rotting Christ müziği her zaman kolay dinlenebilir olmuştur. Demek istediğim, diğer ekstrem müzik neferlerine göre Rotting Christ çok daha melodik ve sakin bir yapı benimseyerek, kendini kaotik olmak zorunda hissetmeden de mesajını aktarabiliyor dinleyicisine ve TotLL özelinde de bu durum geçerliliğini koruyor. Dinleyiciden ekstra özen beklemeyen, talepkar olmayan, günün herhangi bir anında dinlenebilecek bir albüm bu ve bu özelliğiyle hem türdeşlerinden hem de başka türlerdeki pek çok metal albümünden zahmetsizce sıyrılıveriyor. Canım Rotting Christ ya.

Şarkıların her birine ayrı ayrı bayılıyor olsam da ilk defa dinleyip fikir edinecek olanlar için King of a Stellar War ve Snowing Still‘i şiddetle tavsiye ederim. Gerçi herhangi başka iki şarkı yazsam da olurdu. Zira tıpkı A Dead Poem gibi metal müziği sevmiş herkese tavsiye edilebilecek, türler üzeri bir Triarchy of the Lost Lovers. Bir de galiba dünyanın en güzel albüm adı bu yahu.

97/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.