On Thorns I Lay – Aegean Sorrow

Dünya halklarının başına gelen en güzel şeylerden biri (üçü) olarak gördüğüm Peaceville Üçlüsü’nün Yunanistan’daki en büyük yansımasıydı On Thorns I Lay. Peş peşe The Cry of Mankind, A Dying Wish ve Forever Failure gibi acımasızlıkların kulakları ve kalpleri kanattığı 1995 yılında, ustalarının ayak izlerini takip etmeye çalışan çömez bir death/doom metal grubu olarak kurulan ve kısa süre içinde yayınladığı üç albümle kendine has bir kitle edinmeyi, o kitleyi yerden yere vurmayı başaran bir gruptu On Thorns I Lay.

Özellikle Orama ve Crystal Tears (biri THEATRE OF TRADEGY mi dedi?) ile hayli başarılı işlere imza atan Yunan grup, tıpkı takip ettiği büyük ustaları gibi, 2003 yılında radikal bir değişikliğe giderek RADIOHEAD üzerinden açıklanabilecek bir albüm yayınladıktan sonra ne yazık ki azalarak yok oldu. Bu yok olma sürecinde dönem itibariyle icra ettikleri müziğin doğal sınırlarına ulaşmaya başlamış gibi görünmesinin veya diğer death/doom gruplarının yavaş yavaş başka sulara kaydıklarını görmenin etkisiyle farklı işler deneyip pek de altından kalkamamalarının ne denli etkisi var, bunu bilmiyorum. Belki de bambaşka ve kişisel nedenleri vardır ama benim o nedenlere pek inanasım yok açıkçası. Zaten önemli olan grubun 2015 yılında kadrosunun büyük bir kısmını yenileyerek yeniden birleşmesi ve kurulduğu yıllarda yaptığı müziğe geri dönmesi. Bugün bahsedeceğim Aegean Sorrow, grubun bu ikinci baharının ikinci meyvesi.

Eğri oturup doğru konuşalım; On Thorns I Lay, başka hiçbir şey olmaya çalışmadan üzücü olmayı şiar edinen gruplardan biri. ANATHEMAMY DYING BRIDE ve PARADISE LOST etkilenimi fazlasıyla yüksek, keman ile klavyenin göz yaşartan dansıyla dinleyiciyi vuran, ezici böğürtüler ile insanın kolunu kanadını kıran bir müzik yapıyor ve haliyle potansiyel kitlesi içinde herhangi bir çeşitlilikten söz etmek pek mümkün değil, çünkü bu müziği ya çok seversiniz ya da yüzüne bile bakmazsınız.

Açıkçası hala favori metal türlerinin en üst sıralarında doom ve türevleri olan bir dinleyici olarak artık eskisi kadar saf, yukarıda bahsettiğim gibi başka herhangi bir niyeti olmadan sadece ve sadece üzmeyi hedefleyen türden death/doom albümleri çıkmadığını söyleyebilirim rahatlıkla. Tabii ki artık bu kadar dar ve köşeli bir müzik yaparak günümüz piyasasında bir yere gelebilmek imkansız ve zaten insanların elinde bundan yirmi beş sene önce çıkmış birbirinden muazzam, üzerine çıkılması imkansız pek çok albüm var. Yine de insan bazen kabından yeni bir jilet çıkarmak istiyor. İlk defa kullanılacağını bildiği bir halatı geçirmek istiyor boynuna mesela. Ya da o tüfeği söküp, güzelce yağlayıp gıcır gıcır yaptıktan sonra dayamak istiyor çenesine. Oha nereden nereye geldik, ben bir doktora görüneyim.

Kısacası Aegean Sorrow, ya da bizim kıyıdan bakarsak Ege Usulü Acılı Metal, şahsım adına farkında bile olmadığım bir açığı kapadı. Yıllar yıllar sonra ilk defa bir albüm dinlerken şöyle üniversite birinci sınıftaymış gibi, ilk defa aşık olmuş, ölümün soğuk dokunuşunu hayatımda ilk kez hissetmiş, ilk defa bir şeyi başaramamış gibi hissede hissede, o gençlik bunalımlarını hatırlaya hatırlaya dinledim. Nitekim tüm bunları tecrübe ettiğim yıllarda dinlediğim şeylerle o kadar benzeşiyor, o dönemin hislerini, o yıllara ait müzikleri ve haliyle dev bir nostalji hissini damardan öyle bir veriyor ki, vay anam vay.

İnişli çıkışlı bir kariyere sahip ve biraz da rüzgarın estiği yöne göre hareket eden bir grubun bunca albüm ve yaşanmışlığın ardından 2018 senesinde kariyerinin albümü olabilecek türden bir iş çıkarmış olması enteresan değil mi ya? Resmen çocukken bir şey yapmaya çalışmış ve beceremediği için parmakla gösterilip dalga geçilmiş, bu yüzden hırs yapıp yeminler ederek yirmi sene deliler gibi çalıştıktan sonra kendisiyle dalga geçen herkesi tek tek bulup üzen bir anti-kahraman gibisin On Thorns I Lay. Bir müzik grubu için böyle bir benzetme de yaptım ya, vurun beni acı çekmeyeyim artık.

Tek eleştirim sonlara doğru albümün o ağır, ezici ve güçlü havasını kaybetmesi. Bunun sebebi ise son iki parçadan birinin yalnızca akustik gitar üstüne yapılan fısıltılı vokallerden ve diğerinin de piyanodan ibaret olması. Açıkçası şöyle daha yıkıcı, son darbeyi vuracak bir şeyler beklerdim ama çok zayıf kapanıyor Aegean Sorrow. Bunun dışında eli yüzü düzgün, taş gibi albüm. Zaten prodüksiyon koltuğunda DAN SWANO varken, grup yirmi beş senedir bu müzikle haşır neşirken, Christos ve Akis ikilisinin uyum içindeki gitarları bu kadar melodik ve can yakıcıyken nasıl kötü olsun?

Eğer bu türe yakınsanız veya yazıda bahsi geçen gruplardan en az ikisini seviyor, ilk paragrafta sıraladığım üç şarkıdan bir tanesini bile seviyorsanız Aegean Sorrow’a mutlaka bir bakın; sizin için yılın albümlerinden biri bu demektir. Bunun haricinde sadece sadece canı sıkkın olan ve daha da bunalmak isteyen insanlara tavsiye edebilirim ancak. Genel olarak pek de objektif bir değerlendirme olmadığının farkındayım ama eh, bu müziğin olayı da bu zaten.

87/100

 

 

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.