Adagio – Life

Progresif metal ile de, power metal ile de çok fazla aram olmadığı için ciddi bir takipçisi değilim; ancak ADAGIO bir şekilde adını da müziğini de duyurmayı başarmıştı benim gibi tarza uzaktan bakan birine bile. Gitarist Stéphan Forté aşırıya kaçmadan çok kaliteli işler yapabilen bir müzisyen ve Kévin Codfert klavyeleriyle işin senfonik tarafıyla müziği fazlasıyla keyifli bir şekilde süsleyebiliyor. “Life”ta orkestrasyonun dozunun kısılmış olması bu açıdan grubun müziğinde biraz değişiklik olduğu anlamına geliyor. Tek değişiklik de bu değil elbette.

Son albümünden “Life”a değin sekiz yıl geçen ADAGIO’nun kadrosunda, ilk başta kulağa çarpacak olanı vokallerde olacak biçimde epeyce farklılık var. “Beyond Twilight”tan tanıyor olabileceğiniz kadife sesli (eheh) Kelly Sundown Carpenter’ın görevi devralmasıyla açıkçası ADAGIO benim gözümde artı puanla başlıyor işe. Çok sevdiğim Russell Allen’a benzer vokal melodileri ve hatta zaman zaman ses tonuyla “Life”ın belki de en güzel yanı Carpenter.

Ve açıkçası çok da fazla sevecek şey var “Life”ta. Senfonik bir progresif metal albümü olmanın yanında aynı zamanda albüm oldukça djentliyor. Djent de açıkçası favorim olan bir şey değil; ancak burada olduğu gibi bambaşka şeylerin üzerinde ek bir malzeme olarak serpilince hiç de fena durmamış doğrusu. Bunun üzerine Subrahmanya’da olduğu (ve kapağın da biraz bağırdığı) gibi oryantal etkileşimler, Forté’nin renkli soloları ve hafif power metal uçurmalarıyla keyif alınacak ve iyi icra edilmiş sayısız katmandan bahsedilebilir “Life”’ın bir saatlik süresi içinde.

Şimdi yukarıdaki paragrafı bir de tersten ele alalım. “Life”ta gerçekten çok fazla element var. Albümün ikinci yarısında çoğunlukla bu elementler kontrol altında tutulabilmiş olsa da özellikle ilk yarısında bunca şey iyi prodüksiyona rağmen dinleyicinin tepesine biniyor gibi hissettiriyor bazen. Bu da açıkçası çok can sıkıcı oluyor çünkü ADAGIO’nun gereğinden fazla çabaladığını hissetmek kaçınılmaz oluyor. Halbuki bu kadar zorlamasalar ve olayı biraz akışına bıraksalar çok daha rahat olacak her şey. Güzel, dolu dolu akan bir nehri kendi halinde süzülürken seyretmektense üzerine bir baraj dikmiş ve o barajı patlatmışlar adeta. Dinleyicinin üzerine dalgalar halinde saldırıyor albüm zaman zaman ve doğrusu bu kadarına da gerek yok. Özellikle açılışı yapan Life şarkısında bu iş ayyuka çıkıyor ve açıkçası müzikte zenginlik bu demek değil.

Grup ayağını gazdan çektiği anlarda, örneğin Darkness Machine’de ya da ballad Trippin’ Away’de özellikle vokalist Carpenter’ın parlamasıyla ve dile dolanan vokal melodileriyle oldukça etkileyici oluyor ve albümün gerisi için de kocaman bir keşke çektiriyor bana. Yine de bu kadro bence gelecekte formdan ziyade müziğin toplamına odaklanıp bundan fazla iz bırakmayı başaracağı bir albüm yapacak. Ya öyle, ya da ben fazla iyimserim ve grup yaratmaya çalıştığı ihtişamın altında ezilecek; bir şekilde göreceğiz.

74/100

BDF7FF76-E02E-4ECD-86E1-39DB347C246E.jpeg

Ertuğrul Bircan Çopur

Doydum ama aç gözlülükten yiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.