Wöljager – Van’t Liewen Un Stiäwen

Bu, yalnızca ızdırabı öngörebilen bir ermişin hikayesi.

Bazı hikayelerin büyüsüne kapılabilmek için hikayeyi anlamanıza gerek yok. Mesajını çözümlemeye veya derin bir analizini yapmaya uğraşmadan da birçok hikaye insanın içine işleyebiliyor bir şekilde. Anlamını yitirmiş bir ifade olsa bile dinlemek -tabii şu an anlatıcıyı dinlemekten bahsediyoruz- bazen gerçekten de tek ihtiyaç. Zamandaki yolculuğu sona ermeye çok yakın görünen Münsteran Platt lehçesi ile yazılmış bu hikayeyi anlamak için de bu lehçeyi özümsemiş olmak zorunda değilsiniz. Helrunar ve Árstíðir lífsins gibi, yerin epeyce altında dolananların bilebileceği pagan black metal gruplarından tanıyabileceğiniz Marcel Dreckmann’ın kendi yazdığı bir tiyatro oyunundan uyarladığı Van’t Liewen Un Stiäwen, dil bariyerini aşıp hikayesini müziğin evrenselliği üzerinden anlatmayı başaran enfes bir albüm; tabii akustik, folk işlerden hoşlanıyorsanız.

Açıkçası her ne kadar bu tür müziğe karşı karşı koyamadığım bir çekim duysam da genellikle enstrümantal albümlere öncelik veririm her zaman. Eski kıtaya özgü bu harika müziğin bir şekilde ruhuma dokunmayı başarabilen doğal ve aynı zamanda mistik özellikleri sayesinde iklimler üzerinden yaşamın kendini yenilemesinden de bahsedilse, tek arkadaşı her güz dönümünde onu ziyarete gelen sevimli bir kara sağan olan kadının hüzünlü hikayesini de anlatsa, günün sonunda ben kendimi bambaşka hayaller ve hisler ile sarmanlanmış buluyorum. Yani anlatılanın pek bir önemi olmuyor benim için. Konsept veya sözler zihnimi sınırlandırmadan, müziğin beni özgürce bir yerlere savurmasını tecrübe etmek, hiçbir şey için olmasa bile ilham verici gücünden beslenmek için bile olsa bu müziği çok seviyorum kısacası.

Bu nedenle albümde Marcel’in dudaklarından dökülen kelimelerden bir halt anlamıyor olsam da bu bir sorun değil. Zira Marcel’in -bence yine müthiş ilham verici- bir fikir üzerinden ilerleyerek yalnızca keder, kayıp, hüzün ve benzer sonuçlar doğuracak olayları görebilen bir kahinin öyküsünü anlatıyor olduğunu bilmek bana epey yetti. Çoğunlukla bir ritm duygusu sağlama görevi için orada olan akustik gitarın ve sağa sola serpiştirilmiş narin yaylıların önderliğindeki müzik, Marcel’in çok iyi hikaye anlatıcılığı ile birleşince benim için her şey yerine oturuverdi.

Sinematik açıdan kuvvetli bir albüm olmasının dışında müzikal anlamda çıplak olarak nitelendirebileceğim yapısı da hayalimde albüme konu olan karakteri daha da güçlendiriyor. Hali hazırda en gaddar tanrının bile aklına zor gelecek cinsten bir lanet ile kaderi mühürlenmiş Wilhelm’in elemi, asla mutlu sonla bitmeyeceğini bildiği halde yine de o kadına aşık olunca iyice katlanıyor ve ben hayatımda ilk defa duyduğum bir dil olmasına rağmen Almanya’nın kuzeyindeki küçücük bir bölgede yaşatılan bu garip lehçeyle konuşan Marcel’in sözlerinden Wilhelm’in acısını hissedebiliyorum valla.

Marcel’in bu hikayeyi neden evrensel bir dil ile daha geniş kitlelere anlatmak istemediği konusunda bir fikrim yok ama albümü dinledikten sonra bir şekilde empati kurabildiğimi hissediyorum. Bu karanlık, hüzünlü ve umuda yer olmayan hikaye büyük bir coğrafyaya ait olamaz gerçekten. Hal böyle olunca geriye çok da söyleyecek bir şey kalmıyor aslında. Zaten buraya kadar okuyan bu karanlık folk belasına bulaşmış ve dinleyecek yeni bir şeyler bulmakta zorlandığımız bu tür içinde Wöljager’e mutlaka bir şans verecek demektir. Eh, bu da bana yeter.

86/100

 

 

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.